Aşk öğrenilir mi

Kelime anlamı itibariyle aşırı sevgi, bağlılık duygusu, tüm varlığıyla sevme durumu olarak tanımlanıyor ‘Aşk’. Peki aşk öğrenilebilir mi yoksa genetik mi?

Aşk öğrenilir mi

Kelime anlamı itibariyle aşırı sevgi, bağlılık duygusu, tüm varlığıyla sevme durumu olarak tanımlanıyor ‘Aşk’. Peki aşk öğrenilebilir mi yoksa genetik mi?

Farklı bakış açısıyla günümüzde farklı söylemlerle de tanımlana gelmiştir aşk. Öyle ki kimi cennetin dilinden kalan tek an diyor aşk için kimi ise hiç bıkılmayan olarak tasvir ediyor aşkı. Aşka bir yaşamdır diyenler olduğu gibi onu anlatmak için yeryüzündeki dillerin yetersiz olduğunu savunanlar da var. Gerek yapılan tanımlar gerek ise yaşamdan gözlemlerimizi göz önüne aldığımızda yaşamımızın olmazsa olmazları arasında görürüz hepimiz aşkı. Peki aşk öğrenilebilir mi yoksa genetik mi? Takıntılı Aşklar kitabı yazarlarından Uzm. Psk. Zehra Erol aşk üzerine çok önemli tespitlerde bulunuyor. Aslında aşkı kişi çocuk yaşlarda öğreniyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Merkezi (NPSUAM) Feneryolu Polikliniği Klinik Uzman Psikologu Zehra Erol, aşkın öğrenilebileceğine dikkat çekiyor. Yazar bunun için çocukluğa, oyun dönemine ve anne babanın tutumuna kadar iniyor.

RUH SAĞLIĞINIZA DAİR HER ŞEY

Uzm. Psk. Zehra Erol kitabında;

KIZ ANNE ERKEK BABAYLA ÖZDEŞİM KURAR

“Kişinin kendini nasıl algıladığı ve çevre tarafından nasıl algılandığına ilişkin, süreç çocuklukta da devam eder. Kız çocuklar ilk ilişkilerini anneleriyle kurarlar ve bu bağ kesintisiz devam eder. Kız çocuk annenin hal, tavır ve davranışlarını model alır. Erkek çocuklar ise, ilişkisel anlamda ilk bağı anneleriyle kurmalarına rağmen, bir süre sonra anneden kopup, cinsel kimliğin oluşumu aşamasında kendi cinslerinden bir kişiyle, yani babalarıyla özdeşim kurarlar. Babayla kurulan ilişki anneden farklıdır. Babayla özdeşim kurmak, anneyle kurulan ilişkide öğrenilenleri bırakmayı da içerir. Bu nedenle zorlu bir süreçtir. Erkek çocuğun, kadınlığa atfedilen özellikleri taşıyan davranışları göstermemesi gerekir. Toplum tarafından bunu vurgulayan birçok deyim üretilmiştir. Erkek çocuklarına sık sık duyguların kadına ait bir özellik olduğunu hissettiren 'kadın gibi ağlama', 'kadın gibi konuşma' gibi uyarılarda bulunulur. Bu nedenle erkek çocuğu küçük yaşlardan itibaren kadın gibi olmamak ve erkek gibi davranmak için öğrendiklerini yenilemek zorunda kalır.

ÇOCUKLAR EBEVEYNCE SEÇİLEN OYUNCAKLARLA YÖNLENDİRİLİR

Çocuğun cinsel gelişimi, ebeveynler tarafından seçilen oyuncaklar ve oynanan oyunlarla yönlendirilir. Erkek çocuk araba, top, uçak gibi oyuncaklarla oynarken kız çocuğunun oyuncakları bebek, ayna, tarak ve ev eşyalarıdır. Erkek çocuklar araba yarıştırırken, kız çocuklar bebekleri ile evcilik oynar. Kızlar evcilik oyununda ev harının olurken, erkekler top peşinde koşturur. Çocuklar oyunlarında hep yetişkin olmazlar mı? Anne, baba, teyze ve amca figürlerini kullanarak oynarlar. Bu oyunlar adeta yetişkinlik provasıdır. Çocukların seyrettiği çizgi filmler de birbirinden farkladır. Erkek çocuklar gücün önemli olduğu, güçlünün kazandığı çizgi filmleri seyrederken, kız çocukları Follyanna'yı izler. Pamuk Prenses, Külkedisi ve Kurbağa Prens ile büyüyen kız çocukları, yetişkin olduklarında da prenslerini bekleyebilir, bir dokunuşla hayattaki bütün olumsuzlukların değişeceğini umabilirler. Kitaplardaki aşklarda çocuklara bazı problemler yaşansa da sonu mutlu biten, beraberlikler sunulur. Fakat 'prenslerin' masallardaki gibi kişinin tüm beklentilerini gerçekleştiremediği görüldükçe hayal kırıklıkları yaşanır, Leyla ile Mecnun’un imkânsız aşkı büyüdükçe öğrenilir.

KIZ ÇOCUKLARINA DUYGUSALLIK POMPALANIYOR

Kız çocuklarına duygusallık pompalanırken, erkek çocukları duygusallıktan, uzak tutulur. Erkeğin ve kadının aşka ait kurgulan farklı farklıdır ve ilişkilerde yaşanan problemler çoğunlukla bu farklılıktan kaynaklanmaktadır. Kız çocuklarının, büyürken anneyle güven içeren bir ilişki oluşturması gelişimi açısından son derece önemlidir. Anne çocuk ilişkisinde anneyle kurulan, özdeşimler önemlidir. Aile içi ilişkilerde babanın anneye yönelik ezici, katı ve küçümseyen tavırlarını gören kız çocuğu, kendisini rahatsız eden bu durumdan kurtulmak için annesinden farklı özelliklere sahip olmaya yönelir. Rahatsızlık veren bu duygulardan kurtulmak ve daha güçlü olabilmek için uğraş sarf eder. Yetişkinlikte kendisini aşağılayarak, küçümseyerek veya erkekliğini vurgulayarak ilişki kuran kişilerle birlikte olmak istemez. Bu kişilerle birlikte olduğunda onlarla rekabete girer. Yaşadığı ilişkilerde güç problemleri ortaya çıkar. Karşısındaki kendisini incittiğinde o daha çok incitin küçümsediğini hissettiğinde o daha çok küçümser ve problemleri artar.

ANNE BABA TUTUMU AŞKI ALGILAMADA YOL GÖSTEREN PUSULADIR

Bir de evdeki ilişkilerden yani anne ve babamızın, davranışlarından öğrendiklerimiz vardır. Birbirini seven, sevgisini bazen eşine dokunarak, bazen öperek, bazen de öfkeyle gösterir anne babalarımız. Tüm bunlar çocuğun 'aşk'ı algılamasına yol gösteren pusulalardır. Sevginin dokunarak, sarılarak ve yumuşak ses tonu ile ifade edildiği ailelerde yetişen kişiler, sahip oldukları sevgiyi, aynı şekilde ve rahatlıkla gösterirler. 'Seni seviyorum' demeyi, sarılmayı doğal davranışlar olarak görürler. Sevginin gösterilmediği, kavganın eksik olmadığı ailelerde yetişen kişiler ise duygularını göstermekte zorlanırlar. Sevgiyi ifade eden kelimeleri kullanmak ya da sevilen kişiye temas etmek onlara doğal gelmez. Bunları yapay davranışlar gibi algılarlar. Dolayısıyla sevgilerini nasıl ifade edeceklerini bilemezler. Sevgilerini gösterdiklerinde karşıdan gelecek tepkilere aşın duyarlı olduklarından, en ufak bir olumsuzluk onları karamsarlığa iter.” Şaban Özdemir (NPGRUP)