E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

İNSANLARIN DA FREKANSI VAR

İNSANLARIN DA FREKANSI VAR

Şaban ÖZDEMİR (NPGRUP)

İnsanların da frekansı olduğunu ve başka insanlardaki frekansla uyuşup, duygusal alışveriş yaptığımızı biliyor muydunuz?

 


"Nasıl ki bir radyonun gönderdiği frekans, cihazlar kanalıyla buluşup onları dinlememize vesile oluyorsa; bizden yayılan frekanslar da kendimize benzeyen insanlardaki frekansla uyuşup, bağlantıya dönüşüp, birbirleriyle duygusal alışveriş yapmalarını sağlamaktadır"

Bu tespitin kaynağı, araştırmalarıyla tanınan NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan. Tarhan, insanların da radyo frekanslarına benzer frekanslar yaydığını söylüyor.

Dünyanın yaradılış gayesi nedir? İnanç geni varmıdır? Ruh nasıl bir programdır? gibi merak edilen pek çok soruya, Timaş yayınlarından çıkan "İnanç Psikolojisi" isimli kitabında cevap arayan Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ilginç tespitlerde bulunuyor.  Ruhun bir program olduğunu ve  onu yaratıcı iradenin insanoğluna ikramı olarak tanımlayan Tarhan, insan dışındaki hiçbir varlığın yaratılışına ve sonrasındaki sürece dair sorgulama, hatta itiraz etme özelliklerine sahip olmadığını belirtiyor.

Kitabında ruhu somut olarak bilgisayar programlarına benzeten Tarhan, bilgisayarın yazılım ve donanım özelliklerinin yanı sıra üçüncü özelliğin de 'bağlanabilir' olduğunu ifade ediyor. Hesap makinesiyle internete girmenin mümkün olmadığını ancak bir bilgisayarın bağlantı kurduğunda, internete girerek pek çok bilgi kaynağına ulaşabileceğini hatırlatan Tarhan, insandaki ruh programının da 'bağlanabilirlik' özelliğinin olduğunu vurguluyor. Bu vasıfın, belli bir salınım ve titreşim gerektirdiğine dikkat çeken Tarhan, insanda titreşimi sağlayan unsurun, duyguların gerektiği şekilde yaşanması ve bu yolla ruhun inceliklerinin keşfedilmesi olarak değerlendiriyor.

Konuya ilişkin Tarhan kitabında;


"Yapılan araştırmalar, insanda üç çeşit temel duyunun olduğunu tespit etmiştir. Bunlardan birincisi dokunmak, fiziksel temas, ışık gibi mekanik duyular; ikincisi, tat, koku gibi kimyasal duyular; üçüncüsü ise, manyetik duyulardır. 'Manyetik duyu' hayvanlarda da vardır. 'Altıncı his' gibi ifadelerle anlatmaya çalıştığımız bu duyu, olacakları hissedebilme yetisinin hayvanlarda da olduğunu göstermektedir. Bu arada şu soru da akıllardan uzak tutulamaz:

Manyetik duyuların insandaki yüksek duyguların kapısı, onların algılama kısmı olup olamayacağına dair sorulması muhtemel soruyu bir duyumuzu modelleyerek cevaplandırabiliriz: Ses titreşimini mekanik kulakta algılarız; iç kulağımızda 'quartz kristalleri' vardır. Titreşimler, 'piezo-elektrik' denilen bir olayla, kulağımızdaki ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürür. İşitme duyusu olarak kulak, işitme enerjisini elektrik enerjisine dönüştürmekle görevlidir. İşte insanda da sevgi, nefret, öfke gibi duygular mevcuttur.

Bu duygular, beyindeki elektrik enerjisini radyo enerjisine çevirir. Yahut da çevreden gelen sevgi gibi manyetik enerjiyi beynimizin bir bölgesi elektrik enerjisi haline getirerek, beynin algılamasını sağlar. Manyetik duyguyu, duyu ve enerjiye çeviren beyin, onu kimyasal ve elektriksel olarak 'proses' eder ve biz de bu yolla algılamaya başlarız. Bu durum, henüz kanıtlanmış olmasa da aklî veriler ışığında beynimizdeki manyetik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren mekanizmanın varlığını ve kablosuz bağlantılarımızın gerçekleşme halini göstermektedir.

Konuya ilişkin bir başka örnek ise köpeklerdir. Köpekler, kendilerinden korkan kişileri hissedebilirler. Korku, salınım ve titreşim yoluyla köpek tarafından algılandığında; saldırma ihtimali ortaya çıkar.

Aynen bunun gibi, birine karşı sevgi hissettiğimiz zamanlarda da ürettiğimiz bir salınım ve titreşim vardır. Korkan insanın yaydığı enerji farklıdır; sevgi ve güven sahibi insanın enerjisi farklıdır. Kalbi yoğun olan insanın yaydığı ancak şu anda bizim ölçemediğimiz bu salınım, evren de bağlanılabilir bir frekansla iletişime geçebilir.

Nasıl ki bir radyo frekansının gönderdiği frekans cihazlar kanalıyla buluşup onları dinlememize vesile oluyorsa; bizden yayılan frekanslar da kendimize benzeyen insanlardaki frekansla uyuşup, bağlantıya dönüşüp, adeta ilahi kaynaktan gelen titreşimleri düzenleyerek, onların birbirleriyle duygusal alışveriş yapmalarını sağlamaktadır" diyor...