Kalın geldi fakîre Müslümanlık yâ Resûlallah!

Sizlere bugün bazı itiraflarda bulunmak istiyorum.

Kalın geldi fakîre Müslümanlık yâ Resûlallah!
Sizlere bugün bazı itiraflarda bulunmak istiyorum. Bizlerden daha kuvvetli mü'min olduğunuzu biliyoruz. Takvâda sizlerle yarışmıyoruz. Geçen hafta yayınlanan Rakı Sofrasında İftar başlıklı yazımı Neyzen Tevfik'in şu mısrâlarıyla bitirmiştim: vlcsnap-2011-02-22-14h14m52s231''Senin aşkınla gönlüm sütlimanlık yâ Resûlallah! ''Kalın geldi fakîre Müslümanlık yâ Resûlallah!'' Okuyucu yorumları her zaman enteresan ve ufuk açıcıdır. Geçen hafta aldığım okuyucu yorumları da, bendenizi, dalmış olduğum hâb-ı gafletten uyandırma maksadını güdüyordu. Arma Dillo adlı okuyucum şöyle yazmıştı meselâ: ''Sen bir de psikiyatri uzmanısın öyle mi! (...) Senin eline düşen talebe veya hastaların vay haline!'' Haydar Zülfikâr da beni tatlı tatlı uyarıyordu: ''Son satırlara (Neyzen Tevfik'in mısrâlarına) katıldıysan (...) durum vahim! Kalın geldi demek Allah'a isyânın (...) teyidinden başka bir şey değildir.' Osmanlı ise epeyce net konuşuyordu: ''Allah hidayet versin! Yazar kardeş, zayıf Müslümanlık olmaz. Olsa olsa münâfıklık olur o.'' Şahsî e-posta adresime yazan bir değerli okuyucumun görüşleri şöyleydi: ''İslâm'da haram da bellidir helâl de. Yani İslâm bir bütündür. Bir taraftan helâl bir iş yapıp arkasından haram işlersen yaptığın ibadetlerin bir anlamı olmaz. Zaten yaptığı ibadetler kişiyi haramdan korumaz ise, ibadetini lâyikiyle yapmıyor demektir. Bu müslümanlık olmaz, olsa olsa İslâm'a bezemeye çalışan başka bir din türüdür.'' *** Değerli kaarîlerimin çoğunun benden daha fazla Müslüman olduğu anlaşılıyor. İmanı bizim gibi zayıf Müslümanlardan daha kuvvetli olan sevgili okuyucular! Sizlere bugün bazı itiraflarda bulunmak istiyorum. Bizlerden daha kuvvetli mü'min olduğunuzu biliyoruz. Takvâda sizlerle yarışmıyoruz. Bu, kaplumbağayla (biz oluyoruz) tavşanın (bu da sizsiniz) yarışması gibi olur. Sizlerin Cennet'te bizlerden çok daha üstün bir mevkîde yaşayacağını biliyoruz. Hattâ bizler Cennet'e muhtemelen hiç alınmayacağız. Buna elbette sizler adına seviniyor, kendimiz adına üzülüyoruz. Ama, anlayın, Müslümanlık bizlere 'kalın' geliyor. Gusül abdesti almak, domuz eti yememek, erkek çocuklarımızın pipisinin ucunu kestirmek (peşinden sazlı ve içkili eğlence düzenlemek şartıyla) oruç tutmak, kurban kesmek ve bayram namazına gitmek dışında İslâmiyet'le fazla bir alâkamız yok. Maalesef, Lâle Devri şairi Nedim gibi, dünyâyı çok fazla seviyoruz. İşimizi fazla ciddîye alıp ibâdetlerimizi aksatıyoruz. Boğaz'ın akıp giden lâcivert suyu, bize Kevser'i aratmıyor. O sudan çıkan lüfer, palamut, tekir, istavrit Cennet taamlarından daha lezzetli gibi geliyor (Cennet taamının lezzetini nereden bileceğiz, gaflet işte!) Bir kadının gözlerine dalınca, dînî vazifelerimizin hepsini ihmal ediyoruz. Üzüm suyunun mayalanmış ve damıtılmış olanını pek seviyoruz. Mini etek, hattâ bikini giyen, hattâ oje süren kadınların da bazen namuslu olabileceğini düşünüyoruz. Allah'ın sizleri çok daha fazla sevdiğini, gırtlağımıza kadar harama battığımızı biliyoruz. Bu yüzden sizlere takdir ve hayranlık duyguları besliyoruz. İsterseniz, Hayrettin Karaman hocanın hayâl ettiği İslâm toplumu'nu kurduğunuz zaman bizlere özel mekânlar tahsis edip fıstık falan atabilirsiniz. Ama ne olur, büyüklük gösteriniz ve kendimizi 'Müslüman' olarak adlandırmamıza izin veriniz. Müslümanlığı ve Müslümanları çok seviyoruz. Ramazan ayları, bizim gibi günahkârların hayatında da çok mühim bir yer kaplıyor. Ramazan bizim için de (ibâdet ayı olmasa bile) şevk, neşe ve mutluluk ayı. Evet, Ramazan deyince aklımıza öncelikle pide, güllâç, mahyâ, Itrî'nin segâh eserleri, iftar dâvetleri, gece davulcuları ve bayram baklavası geliyor. 'Türkler Orta Asya'dan kopup gelmiş, Boğaz'da lüfer yeyip rakı içen insanlardır' diyen Tanpınar'ın aklına Ramazan deyince gramofon gelmesi gibi. Evet, ezan sesini duyunca namaza koşmak yerine 'Helâl olsun müezzine, amma uşşak patlattı!' diyoruz. Evet, iftarla sahur arasını iskambil oynayarak geçiriyoruz. Evet, Ramazan'da ibâdet yapmaktan çok hicaz, hüseynî, hüzzam ilâhîleri dinlemeyi seviyoruz. Ama kendimizi Müslüman gibi hissediyoruz ve Müslüman kalmak istiyoruz. Yok mu gönlünüzde bize bir yer? haber7.com