KAHKAHANIN SIRRI

KAHKAHANIN SIRRI
Paylaş:

A.A

Katıla katıla gülen birini görünce kendimizi alamayıp gülmeye başlarız. Peki neden? İşte cevabı?

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilmi Özden, ilk önce dilin birinci kolu sayılan konuşmanın doğduğunu, sonra bunun simgesel göstergesi yazının kullanıldığının güçlü bir varsayım olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Özden, ESOGÜ Prof. Dr. Necla Özdemir Konferans Salonunda verdiği “Dillerin Doğuşu ve Beyin” konulu konferansta, insanoğlunun toplumsal bir varlık olduğunu, bunun için de birbirleriyle iletişim kurmak zorunda olduğunu belirtti.

“Müzik, dans, resim, duman” gibi eylemlerin birer iletişim aracı olarak kullanılabileceğini, ancak hiçbirinin insana dilin sunduğu sınırsız imkanları sağlayamayacağını ifade eden Doç. Dr. Özden, “Dil, insanlar arasında iletişimi en kısa ve kolay yoldan gerçekleştirir” dedi.

Dilin doğuşu için insanın nasıl, ne zaman, hangi dili konuştuğu, ilk önce hangi sözcüğü söylediğinin hep merak edildiğini anlatan Doç. Dr. Özden, şöyle konuştu:

“İlk önce dilin birinci kolu sayılan konuşmanın doğduğu, sonra bunun simgesel göstergesi olan yazının kullanıldığı güçlü bir varsayımdır. Burada belirtilmesi gereken bir konu da dilin doğuşu sorununun, insanbilim ve ruhbilim alanındaki araştırmaların sonuçlarından yararlanmakta olduğu, daha çok bu bilim dallarının yardımıyla aydınlatılabileceğidir. Son zamanlarda dilin doğuşu konusuyla genetik bilimi de ilgilenmeye başlamıştır.

Bu sorunu DNA'ları inceleyerek cevaplamaya çalışmaktadır. Dillerin doğuşu ve gelişimi ayna nöron sistemi sayesinde oldu. Günümüzde diller ve dillerin doğuşu konusunda ayna nöron sistemi üzerinde çok fazla çalışmalar yapıldı. Yakın zamana kadar, motor nöronların yalnızca salgı bezleri ve kas devinimlerini denetleyen uyarıları gönderen sinir hücreleri olduğu sanılıyordu ama bilim adamları 1996 yılında 'ayna nöron' adını verdikleri değişik bir motor nöron hücresi keşfettiler.”

“BİR ŞEYİ GÖRMEK VE BİR ŞEYİ YAPMAK AYNI ŞEYDİR”

Bu durumun önemli bir ayrıntıyı açıklığa kavuşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Özden, “Bir şeyi görmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydir. Yani, bu nöron birisini bir şey yaparken seyrederken sanki kendisi yapıyormuş gibi aktive olmaktadır” diye konuştu.

“Katıla katıla gülen birini görünce kendimizi alamayıp gülmeye başlarız” diyen Doç. Dr. Özden, şunları söyledi:

“Bunun gibi gerginlik, gerginliği, neşe, neşeyi bulaştırır. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken gerilen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde kımıldadığı tespit edilmiştir. Çevremizde biri esnese çok geçmez tek tük başka esneme sesleri ardı sıra dizilmektedir. Tüm bu durumlar ayna nöron sistemi sayesinde olmaktadır. İnsanın ayna nöron sistemi, beynin sol yarı küresinde ve özellikle dille bağlantılı Broca alanında toplanmıştır. Broca alanı, hem konuşurken hem de yazarken aktive olmaktadır. Bu bulgular dillerin vokal olarak değil mimiklerden geliştiği düşüncesiyle uyumludur. Sonuç olarak ayna nöronların keşfi dillerin mimiklerden geliştiği teorisine güçlü bir destek sağlamaktadır. Dillerin anlaşılması ayna nöronlardan daha fazla sistemlerin de anlaşılmasıyla mümkün olacaktır.”