Evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor

Aile İçi Şiddet Cinsel Kimlik Bozukluğuna Neden Olabiliyor. Evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anlattı.

Evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor
Paylaş:

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan son zamanlarda özellikle sosyal medyada gündem haline gelen “Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim” olgularına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Ülke TV ekranlarında yayınlanan Aslında Ne Oldu? Programının canlı yayın konuğu olan Prof. Dr. Tarhan; “Biyolojik cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim… Hepsi farklı kavramlar.

Ortada ciddi bir kavram karmaşası var. ABD’de uzun yıllar üçüncü cinsel kimlikle ilgili bir genetik dizilim var mı diye araştırmalar yapıldı. Fakat araştırmalar sonucunda da hiçbir gen bulunamadı.” İfadelerini kullandı. Çevresel faktörlerin cinsel kimliğin oluşmasında etkili olabileceğinin altını çizen aileye önemli uyarılardı bulundu. Tarhan, aile içi şiddetin cinsel kimlik bozukluğuna neden olabileceğinin de altını çizdi.

“Şu anda tüm dünyada cinsiyetçi ideoloji oluşturuluyor”

Eşcinsellikle ilgili bütün dünyada küresel bir tavsiye olduğunu dile getiren Tarhan; “Cinsel kimlik ve toplumsal cinsiyetle ilgili projeler, küresel olarak çok artan dünya nüfusunun planlanması için oluşturulan bir durum. Nüfus artışını önlemek, durdurmak için geliştirilmiş bir proje. Belki bu durum yazılı olarak deklare edilmiyor ama bu böyle. Şu anda toplumsal cinsiyet eşitliği adı altında belirsiz bir kavram içerisinde cinsiyetçi ideoloji oluşturuluyor.” İfadelerini kullandı.

“Üçüncü cinsel kimliğin genetik olmadığı araştırmalar sonucu ortaya çıktı”

Tarhan, cinsiyet ile ilgili olan konularda ciddi anlamda kavram karmaşasının olduğunu ifade ederek; “ABD’de uzun yıllar üçüncü cinsel kimlikle ilgili bir genetik dizilim var mı diye araştırmalar yapıldı. Fakat araştırmalar sonucunda da hiçbir gen bulunamadı. Üçüncü cinsel kimliğin genetik olmadığı araştırmalar sonucu ortaya çıktı ve daha sonra şu üç kavram birbirinden ayrıldı; Burada önemli olan, kavram karmaşasının olmaması. Biyolojik cinsiyet diye bir kavram var. Genetik dizilim diye de geçer. Erkeklerde XY kromozomu, kadınlarda XX kromozomu ile olan biyolojik bir cinsiyet. Bu kişiye genetik olarak geliyor. Ama üçüncü cinsel kimlik kültürel olarak geliyor. Buna cinsel kimlik / sosyal kimlik deniyor.

Sosyal kimlik doğuştan gelmiyor sonradan öğreniliyor. Mesela bir kız çocuğunu erkeklerin arasında büyütürseniz erkek gibi oluyor. Erkek çocuğunu da kızlar arasında büyütürseniz kız gibi oluyor. Hatta bununla ilgili son zamanlarda bir örnek de çıktı. Vahşi çocuk örneği. Ukrayna’da 10-12 yaşlarında bir çocuk bulunuyor. Ve bu çocuk kız mı erkek mi belli değil. Davranışlarından bu anlaşılamıyor.

Sonradan ailesi inceleniyor ve Ukrayna’da dağda yaşayan bir aile. Annesi ve Babası alkolik. Ve çocuk köpeklerin arasında büyüyor. Davranışları bir köpekle aynı olduğu gözlemleniyor. Bu çocuğu ayağa kaldırıp yürütmek için çok uzun uğraşlar veriliyor. Ve kısmen başarılı oluyorlar. Bu çocuk bırakın cinsel kimliği insan olmayı bile öğrenememiş. Tüm bunlar bize şu sonuçları veriyor;  biyolojik cinsiyet doğuştan ama cinsel kimlik sosyal öğrenme ile oluşuyor. Biz çocuğumuzu nasıl yetiştirirsek çocuğumuz ona göre kimlik geliştiriyor. Eğer biz çocuğumuzu eşcinsel kimlikle yetiştirirsek çocuk o şekilde oluyor. Üçüncüsü de cinsel yönelim. Burada da Japonya’daki Samuray savaşçılarını örnek gösterebiliriz. Onlar da sadece çocuk olacağı zaman eşlerinin yanlarına gelirler, kalan hayatlarını eşcinsel olarak sürdürürler.” İfadelerini kullandı.

Aile içi şiddet cinsel kimliği etkiliyor…

Aile tutumlarının cinsel kimliğin gelişimine etki ettiğini, özellikle de anne ve baba tutumlarının çok belirleyici olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailedeki anne ve baba rollerinin ve çevrenin bireyin cinsel kimlik gelişimine etkisinin altını çizdi. Aile içi şiddetin cinsel kimlik bozukluğuna neden olabileceğini belirten Tarhan şu değerlendirmelerde bulundu.

“Özellikle 18 yaş altındaki çocuklar bize gösteriyor ki ailede zayıf baba dominant anne var. Bu durumlarda olabileceği gibi örneğin, şiddet uygulayan bir baba figürü olduğu zaman da benzer durum ortaya çıkıyor. Baba şiddet uyguladığı için anne erkek karşıtı bir anne oluyor. Şiddet nedeniyle erkekleri sevmeyen, baba rolünü kötüleyen bir anne tablosu ortaya çıkıyor. Böyle bir ortamda yaşayan erkek çocuk ise cinsel özdeşimini baba ile yapması gerekirken anne ile yapmayı tercih ediyor. Anneyi sadece sosyal rollerde değil cinsel kimlik rolünde de benimsiyor ve çocuk küçük yaşta bunu içselleştirdiği için epigenetik değişim oluyor. Yani çevrenin geni değiştirmesi. Ve bu öyle bir durum ki eğer epigenetik durum yerleşirse bir iki nesil devam edebiliyor.” Şeklinde konuştu.

“İnsanlığın en büyük keşfi ailedir”

Eşcinselliği meşrulaştırmak konusunda şu anda kısıtlayıcı bir yasa olmadığını belirten Tarhan; “Bu konu hakkında şu anda hiçbir yasa yok. Özgürlük çağındayız. O halde bunu koruyacak şey sosyal normlardır. Sosyal normlar ahlaki normlar ve aile normlarıdır. Şu anda ailedeki duvarlar yıkıldı. Aile toplumun son kalesi. İnsanlığın en büyük keşfi ailedir. Biz eğer aile mefhumunu korumazsak bir iki nesil sonra insanlık ensesti de normal görecektir. Şu anda ABD’de açık evlilikler gayet normal karşılanıyor. Pedofiliyi özgürlük olarak gören, ensesti özgürlük olarak gören bir duruma toplumun ve bizlerin hayır deme hakkı var.” Şeklinde konuştu.

“Anne babanın onaylamama hakkı var”

Anne-babanın 18 yaşındaki bir çocuğa müdahale edebilme hakkı olduğunu belirten Tarhan; “Çocuk gelip anne babasına ben böyle olmak istiyorum dediği zaman anne-baba oğlum/kızım bu senin isteğin hayat senin, karar senin dememeli. Çünkü anne, baba 18 yaşına kadar çocuğun doğal vasisidir. Onun adına karar verme yetkisi vardır. Ama bunu yaparken anne ve babalar da homofobik yaklaşımlı olmayacak. Homofobi vahşidir. Gayriinsanidir. Cinsiyet düşmanlığıdır. Bizim biyolojik doğaya uygunluğu söylemek gibi bilimsel bir sorumluluğumuz var. Ama anne, baba da çocuğumun eşcinsel olmasından rahatsız olmuyorum diyorsa bizim karışacak bir durumumuz da olmaz. Biz söylemekle yükümlüyüz, karar anne-baba ve çocuğun.” İfadelerini kaydetti.

“Lut kavmine gelen ceza, tepkisiz kalan toplum yüzünden geldi”

Son zamanlarda özellikle sosyal medyada çok sık konu olan LGBT konusuna değinen Tarhan; “LGBT konusu olduğunda hep Lut kavmi örneği verilir. Ayet-i Kerim’de de geçer. Fakat ben herkesten biraz daha farklı bakıyorum bu olaya. Lut Kavmi’ne gelen semavi ceza Luti’ler yüzünden gelmiyor, onlara tepkisiz kalan toplum yüzünden geliyor. Çünkü Luti’ler o zaman bir çeteymiş. Toplumun çoğu ibadet edenlerden olmalarına rağmen ilgisiz ve tepkisiz kalıyorlar. Bizim de bunu örnek alıp bazı şeylere karşı tepkisiz kalmamamız, daha doğrusu fikrimizi belirtmemiz demokratik bir hak olarak gerekiyor.” Dedi.

“Cinsel eğitim çocuğa küçük yaştan itibaren verilmeli”

Eşcinsellik konundaki nihai amacın eşcinsel evlilikleri yaymak olduğuna ve ailelere düşen görevlere dikkat çeken Tarhan; “Buradaki nihai neden kadın erkek evlilikleri gibi eşcinsel evlilikler için de yasa çıkartmak. Bu konuda ise bizim kök neden analizi yapmamız gerekiyor. Kök neden analizi bizi sebeplere götürür ve biz sebepleri düzeltmeden sonuçları düzeltmeye çalışırsak geçici çözümler bulmuş oluruz. İnternet şu anda evin açık kapısı, riskli. Çocuğun iç dünyasına her türlü olumlu olumsuz bilgiler bu kapıdan giriyor. Erotik materyallere çok rahat ulaşabiliyor. Cinsel eğitim çocuklara küçük yaştan itibaren verilmeli. Kişinin haz alanları çocukluğundan itibaren oluşur. Bu dinamiklere dikkat etmek gerekiyor. Çocuğu severken bile cinsel gelişimine saygı duymak gerekiyor.” Şeklinde konuştu.

“Evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor”

Çocuğun kız ve erkek cinsiyetine uygun sosyal roller ve eğitim normlarını kültürlerin belirlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bu nedenle Milli Eğitim sistemimizi milli kültürümüzü korumak için net tavır alınmalıdır. ABD Kaliforniya bölgesinde homofobi zayıfladı ama heterobi başladı. Yani evlilikten kaçan ve korkan bir nesil geliyor. Bu sebeple kendi kültürümüzü koruyarak modernleşme tercihimizi devlet politikası haline getirmeliyiz.” Dedi.



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: