Biyolojik olarak üçüncü bir cinsiyet yok

Kadın ve erkek biyolojik doğası olarak farklı yaratılmışlardır. Biyolojik ve psikolojik farklılıkları vardır.

Biyolojik olarak üçüncü bir cinsiyet yok
Paylaş:

Bu nedenle eşit değildirler, farklıdırlar. Ancak hukuk ve fırsatlar yönünde eşit olmaları gerekir. Kadınlara yönelik ve aile içi şiddet amaçlı çıkarılan biz sözleşmede, toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir doğma olarak kullanılması kesinlikle yanlıştır.

Çünkü ilk olarak biyolojik cinsiyet doğuştan gelir, genetik dizilim olarak iki cinsiyet vardır. Kadın ve erkek… Yapılan genetik çalışmalarda üçüncü bir cinsiyetle ilgili hiç bir biyolojik kanıt bulunamamıştır, gözün renginin nasıl olacağına kadar ayrıntının yazıldığı bir genomda, üçüncü cinsiyet olsa idi bir genetik dizilimle ile kanıtlanırdı.

“TRANSSEKSÜELLİK BİR HASTALIKTIR, TEDAVİ EDİLEBİLİR”

Konunun ikinci boyutunda ise üçüncü cinsel kimlik olarak tanımlanan transseksüellik bir hastalıktır, sınıflandırma kitaplarına girmiştir, kişi istese tedavi edilebilir. 18 yaşına kadar kimlik algısı ve olgunluğu gelişmesi sürer ve 18 yaşına kadar anne ve babanın doğal vasiliği nedeniyle çocukları hakkında bu konuda karar verme yetkileri vardır.

18 yaşın üstü için yaşam felsefesi olarak özgürlük alanıdır. Üçüncü cinsellik olarak tanımlanan eşcinsellik de tamamen bir cinsel yönelimdir ve sosyal bir seçimdir, kültüreldir. Toplumun, kültürlerin ve inanç sistemlerinin bunu da onaylamama hakları vardır.

“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER FONLARI TARAFINDAN DESTEKLENİYOR”

Üçüncü olarak cinsel kimlik olarak tanımlanan kadın ve erkek rolleri de transseksüel kimlik rolleri de sosyal öğrenme ile oluştuğu ‘vahşi çocuk, feral child’  olguları ile gözlemlenmiştir. Çocuk hangi ortamda büyümüşse o davranışı modeller. Bu sebeple benim savunduğum görüşe göre kız çocuğunun kız gibi, erkek çocuğunun erkek gibi olması veya olmaması içgüdüsel değil edimseldir yani sonradan öğrenilmiştir. Bu sebeplerle şiddet olayları ile cinsiyet farklılıkları arasında hiç bir nedensel bağ olmadan toplumsal cinsel eşitliği gibi tanımı yapılmamış bulanık bir kavramı tabulaştırmak başka bir amaca hizmet eder. Birleşmiş Milletler’ce cinsiyetsiz toplum oluşturma çabaları nüfus planlaması fonları tarafından desteklenmektedir.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇİLMELİ

İstanbul Sözleşmesi’ndeki toplumsal cinsiyet eşitliği ifadesi kimliksiz bir topluma zemin hazırlar ve cinsel kimlik patolojilerini destekler. Bu nedenle bu ismin “Cinsel Adalet”  olarak algılanmasının sağlanması bu mümkün değilse İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyorum. İstanbul Sözleşmesi dayanılarak çıkarılan 6284 numaralı kanunda niyet okuyarak kanıta dayalı olmadan hüküm verme adaletsizliğinin giderilmesi gerekir. Erkeği ilkesel olarak şiddet potansiyelli var olarak algılamak hukuki bir genellemedir ve adil değildir. Görülen erkek zulümleri için yasaya değil tedaviye ihtiyaç vardır.

Milli Gazete



Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
  • Şaban Odabaşı yazdı:

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocamızın bilimsel tahlili ve isabetli görüşlerini Tebrik ediyorum.


Cevap yazdığın kullanıcı: