E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Antioksidan haplar yok sebze meyve var

Brokoli, yaban mersini, kivi gibi antioksidan içeriği yüksek besin maddelerinin kansere yol açtığı yönündeki haber, onlarca yıldır bu besinleri kanserden korunmak için tüketen çok sayıda insanda kafa karışıklığı yarattı.

Antioksidan haplar yok sebze meyve var

Brokoli, yaban mersini, kivi gibi antioksidan içeriği yüksek besin maddelerinin kansere yol açtığı yönündeki haber, onlarca yıldır bu besinleri kanserden korunmak için tüketen çok sayıda insanda kafa karışıklığı yarattı. Haberin orijinalinde böyle bir tez yok. Ayrıca bilim insanları, antioksidan destek ürünleri – hap veya kapsül şeklindeki antioksidan içeren ilaçlar- ile antioksidan açısından zengin doğal besinlerin vücutta tamamen farklı işlemlerden geçerek, farklı etki yaratacağını açıklıyor ve gönül rahatlığı ile brokoli tüketebileceğimizi söylüyor. Geçen haftalarda brokoli kanser yapıyor başlıklı bir haber, kanserden korunmak için onlarca yıldır brokoli gibi antioksidan içeriği yüksek besinlere bel bağlayan insanların kafalarının iyice karıştırdı. Son yıllarda sağlıklı beslenme konusundaki birbiri ile çelişen haberler karşısında artık neye inanacağını şaşıran insanlar, kendilerini devasa bir laboratuvarda kobay gibi hissetmeye başladılar.

Oysa bu haber, dünyada ve Türkiye’de bilimsel gelişmelerin büyük bir sorumsuzlukla görsel ve yazılı medya tarafından nasıl çarpıtıldığınının binlerce örneğinden biriydi sadece. Haberin kaynağı, DNA sarmalının kaşifi Nobel ödüllü ünlü biyolog James Watson’ın yeni yılın ilk günlerinde kaleme aldığı bir makaleydi. Watson bu yazısı ile, ileri derece kanser hastalarının antioksidan destek ürünleri kullanmalarının sorgulanması gerektiğine işaret ediyordu. Watson’a göre hap veya kapsül şeklindeki bu ilaçlar, başta E vitamini olmak üzere, hastanın kemoterapi ve radyo terapi gibi kanser tedavilerinden yarar sağlamalarını engelliyor. Bir diğer önemli nokta da Watson’ın kendisinin, antioksidan destek ürünleriyle ilgili bu iddiasını, DNA’nın keşfinden sonraki en önemli çalışması olarak yorumlaması.

WATSON MAKALESİNDE NE DİYOR?

1953 yılında Francis Crick ile birlikte DNA’nın sarmal yapısını keşfeden ve 1962’de Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülen James D. Watson, 8 Ocak 2013 tarihinde İngiliz Bilimler Akademisi’nin (Royal Society) online yayın organı Open Biology dergisindeki Oksidanlar, Antioksidanlar ve Metastatik Kanserlerin Tedavi Edilemezliği başlıklı yazısında antioksidan özelliği olan besin takviyelerinin ileri kanser hastaları üzerinde yarattığı etkiyi şöyle açıklıyordu: “Kanserin teşhis ve tedavisi ile ilgilendiğim andan itibaren iyi niyetli insanların kanserden korunmak için antioksidatif destek ürünlerinden yararlandığını görüyorum. Bu ürünleri savunanların başında ünlü kimyacı Linus Pauling geliyordu. Pauling 1979 yılında Ewan Cameron ile birlikte yazdığı Cancer and Vitamin C isimli kitabında, C vitamininin kanserin önlenmesinde çok önemli bir rol oynadığını ileri sürüyordu. Pauling, 1994 yılında 93 yaşında prostat kanseri nedeniyle yaşamını yitirdiği ana kadar her gün 12 g C vitamini alıyordu. Son çalışmaların sonuçları, ileri evre kanser hastalarının tedaviden yarar sağlayamama nedenini, aşırı miktarda antioksidan ilaç destekleri kullanmalarına bağlıyor. Bu noktada, ‘Antioksidan kullanımı kanseri önlüyor mu, yoksa neden mi oluyor?’ sorusunun yanıtlanması zamanının geldiğini düşünüyorum. “Bugün Beta-keroten, A vitamini, C vitamini, E vitamini ve selenyum gibi antioksidan destek ürünleri üzerinde yapılan çok sayıda deneyd,e bu ürünlerin mide-bağırsak kanserini önlemediği gibi yaşam süresini uzatmadığı da görüldü. Üstelik bunları kullananların yaşam sürelerinin kısaldığı da ortaya çıktı. Gelecekte belki de antioksidan destek ürünleri kullanımının, özellikle E vitamininin, az sayıda da olsa bazı kanser türlerine yol açtığı görülebilir.”

İLERİ KANSER HASTALARINA TEDAVİ?

Watson yazısında ileri kanser vakalarının tedaviye niçin yanıt vermediğini sorguluyor ve bunun yanıtının farklı yönlerde araması gerektiğini söylüyor. Bu bağlamda apoptoz denilen programlanmış hücre ölümünün, kanser hücrelerinde niçin görülmediğinin araştırılmasını öneriyor. Oysa ömrünü tamamlamış sağlıksız hücreler sürekli olarak apoptoza uğruyor. Watson’ın bu makalesi ile ilgili görüşlerini Office for Science & Society isimli web sayfasında açıklayan bir uzman bu süreci şöyle açıklıyor: “İnsan vücudu saniyede bir milyon hücreyi yeniler. Apoptoz normal işlevini yapamadığı zaman, yok edilemeyen hücreler yaşamaya devam eder ve ölümsüz hale gelir. Bu da kanserin en önemli özelliğidir. Ayrıca apoptoz gereğinden fazla iyi çalışırsa, gereğinden fazla sayıda hücreyi öldürür ve ciddi biçimde doku harabiyeti yaratır. Alzheimer, Huntington ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar işte bu şekilde ortaya çıkar.” Watson yazısında programlanmış hücre ölümünün serbest radikallerin oluşumuna yol açtığını ve kanser hücrelerinin serbest radikalleri nötralize etmek için antioksidan ürettiğini belirtiyordu. Ona göre kemoterapi ve radyasyonun kanserli hücrelerle savaşta yararlı olmasının nedeni, apoptozu tetikleyen serbest radikal üretmeleridir. İşte bu nedenle, kemoterapi ve radyasyon tedavisi gören hastaların aynı anda antioksidan takviyeleri kullanmasının durumlarını daha da kötüleştirdiğine dikkat çekiyor. Ünlü bilim insanına göre antioksidan takviyeleri iki kenarı keskin kılıç gibidir; sağlıklı hücrelerde DNA’ların hasar görmesini engellerken, kanser hücrelerinde hücre ölümünü önler. Bu nedenle kemo ve radyoterapi gören hastaların antioksidan besin takviyelerinden kesinlikle uzak durmaları gerekiyor. İngiliz Kanser Araştırmaları kurumunun yöneticisi Profesör Nic Jones da, antioksidanların kanser tedavisi gören hastalar üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor: “Geniş kapsamlı araştırmalardan elde ettiğimiz sonuçlara göre antioksidan destek ürünleri, bırakın kanserle savaşmayı, bazıları çok az bile olsa kanser riskini artırıyor.”

‘YARARLARI ABARTILIYOR’

Son yıllardaki çalışmalar da antioksidanların yararlarının abartıldığını gösteriyor. Bugün meyve ve sebze ağırlıklı bir beslenme rejimini seçen insanların daha sağlıklı bir yaşam süreceklerine inanılır. Bunun nedeni bu diyetin antioksidan açısından zengin olmasıdır. Bu iddia laboratuvar çalışmalarıyla da destekleniyor. Bu çalışmalarda antioksidanların hücre kültürlerinde DNA hasarını önlediği net bir şekilde gözlemleniyor. Fakat bazı uzmanlar meyve ve sebzenin yararlı olmasının altında antioksidan dışında başka nedenlerin yatabileceği görüşünde. Belki de işin sırrı, insanların ne yediğinde değil, ne yemediğinde gizli olabilir. Başka bir deyişle gerçek neden eti daha az tüketmek olabilir. Office for Science & Society sayfasında görüşlerini dile getiren bir diğer uzman da Watson’ın makalesinin yalnızca bir görüş bildirimi olduğunu ve kesin kanıtlarla desteklenmemiş olduğunu işaret ediyor. Dahası yaban mersini gibi antioksidan içeriği çok yüksek yiyeceklerin tüketilmesinin sorun yaratacağına ilişkin bir değerlendirme de yapmıyor. Watson sorunun kanser tedavisi sırasında tüketilen antioksidan ilaç desteklerinden kaynaklandığını ve bu konuda ileri araştırmaların yapılması gerektiğini söylüyor. İlginç olan, düşük yoğunlukta antioksidan özellikleri gösteren bazı maddelerin yüksek yoğunlukta antiantioksidan özellikler gösterebilmesi. Bunlara örnek C vitamini ve ürik asittir. Bunlar yüksek yoğunlukta bulunduklarında kandaki demir ile reaksiyona girip serbest radikal üretebiliyor.

BESİN OLARAK ALINDIĞINDA ZARARI YOK

Dergimizin bu konudaki sorularını yanıtlayan endokrinoloji ve metabolizma uzmanı Prof. Dr. Taner Damcı ise “Watson’ın yazısını okudum. Yazıda, ileri kanser hastalarının antioksidanları destek ürünleri, yani hap veya kapsül şeklinde almaları durumunda kanser tedavisinden yarar sağlamadıkları ileri sürülüyor. Sebze veya meyve olarak tüketilen antioksidanların zararlı olduğu söylenmiyor. İlaç şeklindeki antioksidan ürünlerinin, kalp ve damar hastalıkları gibi diğer sağlık sorunlarında da yararlı olmadığı zaten görüldü. Bu hapların kanser tedavisini olumsuz etkilemesinin nedeni bence kompozisyonu. Sebze ve meyve doğal olarak tüketildiğinde içerdiği liflere bağlı olarak yarar sağlıyor olabilir.” Damcı: Herkes gönül rahatlığı ile brokoli, yaban mersini gibi antioksidan içeriği yüksek sebze ve meyve tüketebilir.”

CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ