E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

CEHALET VE UKALALIK

CEHALET VE UKALALIK

CUMHURİYET BİLİM TEKNİK EKİ / Prof. Dr. Rennan Pekünlü (Ege Üniversitesi)


Dr. Helen Caldicott Avustralyalı bir çocuk doktoru; üç çocuk annesi. Cystic Fibrosis adı verilen ve kendisini daha çok pankreas enzimlerinin yetmezliği, solunum yetmezliği ve terleme yoluyla insan bedeninin su yitirmesi biçiminde gösteren bu hastalıktan kıvranan çocukların sağaltımına adamış bir insan.

 


Hastalarının solunum yetmezliğinden, lösemi ve katı kanser türlerinden ölmesi üzerine, deneyimlerini kamu önünde açıkça belirtmeye ve birçok kitap yazmaya karar vermiş. Adı geçen hastalıkların ve bozuklukların nedeninin, gezegenimizi kirleten radyoaktif elementler olduğunu bildiğinden suskun kalamamış.

Diğer yandan, kendini Yer’in nükleer silahlardan arındırılmasına adamış bir filozofun, Bertrand Russell’ın nükleer bombanın yasaklanması yönünde verdiği savaşım meyvelerini vermiş, Russell’ın çabasıyla ABD, İngiltere ve SSCB’ nin imzaladığı bir uluslararası anlaşma insanları rahatlatmıştı.

Ancak 1971 yılında Fransızların, kendi sömürgeleri olan Mururoa’daki atmosferde atom bombası denemelerini sürdürdüklerini öğrenince, Dr. Caldicott, kendi deyişiyle “çılgına dönmüş”. Çünkü Dr. Caldicott Yer’e yakın patlatılan atom bombası “mantarının” atmosfere radyoaktif parçacıklar saldığını; stratosferdeki rüzgârların bu parçacıkları batıdan doğuya taşıdığını; yağmurlarla yere inerek besin zincirine girdiğini çok iyi biliyor. Bu açıdan bakıldığında patlayan tüp, patlayan veya sızan nükleer reaktörlere göre “daha az” zararlıdır!

Nükleer endüstriye karşı verdiği savaşım Dr. Caldicott’a çok şey kazandırmış ancak bunlardan ikisi çok önemli: Birincisi, yaşamlarımızı, gelecek nesillerin yaşamlarını, sağlığımızı artık cahil politikacıların, köle bürokratların, “uzmanların” veya bilimsel uzmanların eline bırakmamamız gerekiyor. Çünkü bu sınıflamadaki insanlar birbiriyle olan çelişkilerini sık sık uzlaşmayla noktalayabiliyor. Hükümet yetkililerin çoğu nükleer savaş ve nükleer endüstrinin işaret ettiği sağlık sorunlarından habersiz olmalarına karşın, her gün bu yönde çok sayıda karar alabiliyor.

Dr. Caldicott bu noktada meslektaşlarının sorumluluk almadaki isteksiz davranışlarını da eleştiriyor: “Çoğumuz araştırma laboratuvarlarının, hastane koridorlarının ötesinde neler olup bittiğiyle ilgilenmezken bazlarımızın da nükleer teknoloji ve radyasyonun kansere neden olduğunu bilmesine karşın, bu teknolojinin sağlığımıza dayattığı tehlikeler konusunda suskun kalması anlaşılır gibi değil”.

İkincisi, insan neslinin tükenmemesi için, her bir bireyin kendi payına düşen sorumluluğun bilincinde olması gerekir. Bugün, atom çekirdeğinin parçalanmasıyla erke elde eden teknolojinin yararlı mı zararlı mı olduğu konusunda dünya çapında süren bir tartışma var. Her birey, bugünden başlamak üzere, nükleer endüstrinin sağlığımıza olan tehlikelerini öğrenmek zorundadır, çünkü ayırdına varmadığımız sürece bu tehlikeler yaşamımıza son verecektir.

Bu gün, dünyanın önde gelen askeri güçleri on binlerce atom bombasına sahiptir. Bu bombalar dünya nüfusunun tümünü öldürebilecek denli yoğundur. Bu gün işlemde bulunan her bir 1000 megawatt gücündeki nükleer reaktör Hiroşima’ya atılan bombanın bin katından fazla radyoaktif serpinti kusabilir, kusuyor, dün Three Mile Islands’da, Çernobil’de, İsviçre’deki Westinghouse reaktöründe, Ohio’daki Toledo Edison’s Davis Besse istasyonunda ve daha nicelerinde, Japonya’da!

Atom çekirdeğinin parçalanması sonunda ortaya çıkan ısının, yakıt çubuklarını içeren çelik ve çimento özeği eritmesi sonunda atmosfere salınan radyoaktif elementler, 50.000 kişinin ölümüne, binlerce kilometre karelik alanın kirlenmesine neden oldu, oluyor. Nükleer reaktörlerin hepsi kansere ve genetik mütasyona neden olabilecek sızıntı yapıyor! Sızan radyoaktif elementler “izin verilebilir” ardalan radyasyon dozunu yükseltir, insanlığın kansere ve genetik mütasyona yakalanma tehlikesini arttırır.

Her bir reaktörün bir yılda ortaya çıkardığı atık tonlarca radyoaktif madde demektir. Bu atıkların tehlikesi 500.000 yıldan fazladır, tüpgaz patlamasıyla yaşanan tehlikeden “birazcık” fazladır. Yıllarca süren bir araştırmada milyonlarca dolar harcanmış olmasına karşın, bu atıklar için güvenli ve kalıcı bir depolama yöntemi bulunamamıştır, bundan sonra da bulunabileceğini sanmayınız.

Bugün işlerlikte olan ticari reaktörlerin her biri yılda 200 – 250 kg plutonyum üretir. Kamu sağlığına en az 500.000 yıl boyunca tehlike oluşturacak olan bu radyoaktif elemente ilişkin ne söylense abartma olmaz.
Nükleer endüstrinin tehlikeleri konusunda kendimizi ve çevremizi aydınlatmalıyız ve unutmamalıyız ki, “Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onu gelecek nesillerden ödünç aldık”.