E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

AHLAKİ DEĞERLERE NELER OLUYOR

AHLAKİ DEĞERLERE NELER OLUYOR

DHA

Psikiyatri profesörü Ahmet Çelikkol, son yıllarda cinayet, gasp, hırsızlık olaylarının, toplu katliamların arttığını, bunların ‘açlık, parasızlık, töre, gelenek ya da işsizlik’ gibi nedenlerle açıklanamayacağını söyledi.

Bu suçları işleyenlerle ilgili bireysel açıklama yapılamayacağını savunan Prof.Dr. Çelikkol, "Bu gerekçeler 10 yıl, 5 yıl önce de geçerliydi. Bunların pekçok nedeni var. Bunların tümüne toplumsal ateş, toplumsal stres diyebiliriz. İnsanlar, toplum kendine yol gösterecek kutup yıldızını kaybetti. Kişiler fitili çekilmiş el bombası gibi dolaşıyor" dedi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, en son Zonguldak'ın Çaycuma İlçesi'nde 22 yaşındaki Şafak Köksal'ın ayrı yaşadığı eşi ve ayrı yaşamalarından sorumlu tuttuğu eşinin ailesinden 5 kişiyi öldürmesiyle gündeme gelen toplu katliama dönüşen cinayetleri değerlendirdi. Bir insanın hangi ruh haliyle cinayet işleyebileceği, bunu gözünü kırpmadan toplu katliama kadar götürebileceğine ilişkin DHA'nın sorularını yanıtlayan Prof.Dr. Çelikkol, "Bu tür olayları töre diye geçiştiremeyiz. 10 yıl önce de töreler vardı ve daha çok geçerliydi. Başka bir açıklama bulmamız lazım. O kişilerde tek tek 'ruhsal bozukluk var, davranış bozukluğu var, öfkesini kontrol altına alamaz, alamıyorlar' diyemeyiz. Bu konuda söyleyebileceğimiz birkaç basamak var" diyerek şunları sıraladı:

SADDAM'IN İDAM GÖRÜNTÜLERİ

"Saddam'ın idamı görüntüleri defalarca arka arkaya ürpertici şekilde verildi. O günlerde birkaç çocuk o görüntüleri taklit edip intihar etti, öldü. Yani çocuklar, gençler, büyükler karşılarında bir takım örnekler arıyorlar. Gerektiğinde ona göre davranıyorlar. Benim de bilim adamı olarak düşüncelerimi açıkça söylemem lazım. Geçen gün Başbakan şuna benzer laflar etti; şöyle şöyle yapan ya da yapmayan ‘alçaktır, namuzsuzdur, şerefsizdir.’ Ben bu kelimeleri tırnak içinde söylüyorum, söylerken bir oranda mahcubiyet duygusu taşıyorum. Bu derece büyük anlam taşıyan sözler uluorta söylenemez, söylenmemesi lazım. Başbakan bunu söyleyince muhalefet de aşağı yukarı bu sertlikte cevap veriyor. Bu adını andığım kişiler model kişiler. O zaman toplumda bu sözler gırla gitmeye başlıyor. Bunun arkası tabii eline tüfeği olan önüne geleni öldürüyor. Bu parametrelerden bir tanesi. Örnek alınan kişilerin davranışları, bu davranışların topluma yansıması. Bu toplumun sakinliğe ihtiyacı var, gerginliğe değil. Rüzgarı eken fırtına biçiyor, fırtına eken de cinayet buluyor. İnsanlar aidiyet duygusu içinde yaşıyor. Ailesi, mahallesi, şehri, ülkesi. Bunlar toplumu ayakta tutuyor. Eskiden karşılıksız para elde ettiyseniz toplum içinde rahat yürüyemezdiniz. Son 20, 10 yıldır toplumun değer yargıları yıkıldı. Bir başka boyut; insanların adalet duygusu vardır. Toplumlar adalet duygusu ile ayakta durur. Son zamanlarda Türkiye adeta ikiye bölündü. Büyük bir gerginlik. Neticede toplum içinde rahat yaşayamaz duruma geldik. Toplum son derece güvensiz. Kendine güvenemeyen, gergin ve bu toplumda bir takım olaylar sirayet ediyor."

Toplum düzeninin yüzyıllar içinde oluştuğunu hazırlatan Prof.Dr. Çelikkol, "Bunların geriye gitmesi söz konusuysa o zaman toplum medeni yaşamdan geriye doğru gitmeye başlıyor. Medeniyetten geriye doğru gidince bu geriye gidiş aşiret yaşantısıdır. Yani toplum medeni düzeyden ayrılıp ilkel düzeylere doğru gerilemeye başladı. Bunun bir tarafı medeniyet diğer tarafı aşiret yaşantısı. Aşiret zihniyetinde hukuk yoktur, demokrasi yoktur, biat vardır, rağm olma vardır. Yani belli odaklara biat edeceksiniz. Eğer biat etmezseniz, örneğin bir işadamıysanız size bir milyon dolar vergi cezası gelir. Neticede biz medeniyetten vazgeçtik, aynen bir birey ruhsal sağlığı bozulduğu zaman hayatının eski dönemlerine gitmesi gibi o zaman da suçlar, cinayetler, hastalık belirtileri artıyor. Bu psikoloji dallanıp budaklandığı zaman o toplu yıkımlar başlıyor, devleti ayakta tutan kolonlar sallanmaya başlıyor" dedi.

TOPLUMUN ATEŞİ YÜKSELDİ

Vücuda giren bir mikrobun ateşi yükselteceğini hatırlatan Prof. Dr. Çelikkal, "Türkiye toplumu da bir organizma, savaş var. Bu savaş sırasında ne oluyor kişinin ateşi yükseliyor. Ateşi yükselmekle kalmıyor, nabzı da, nefes hızı da artıyor, kişi kolay koşamaz oluyor, muhtemelen daha kolay sinirleniyor. Toplumsal ateş, gerginlik, isterseniz buna toplumsal stres deyin. O zaman ne oluyor, kişi kolaylıkla sinirlenebilir hale geliyor. Eğer ülkede silah denetimi yoksa çekiyor silahı 5 kişiyi birden vuruyor. Ama görünenler belge istemiyor, bu olaylar çok arttı. Toplumsal ateş var, aynı vücuttaki ateş gibi, bunun sonuçlarını görüyoruz" dedi.

PİMİ ÇEKİLMİŞ EL BOMBASI

Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, sürekli kuzeyi gösteren kutup yıldızının insanların geceleri yönlerini bulmalarına yardımcı olduğunu hatırlatıp, benzetmelerde bulundu ve sözlerini şöyle tamamladı:

"Kutup yıldızı bizim ahlaki değerlerimiz, namusumuz. Bütün bunlar yıkıldığı zaman kutup yıldızı kalmıyor. İnsanlar kuzeye mi gidiyor güneye mi, farkında değiller. Bu çok büyük bir toplumsal karmaşa yaratıyor. Şimdi bana söyleyebilir misiniz? Bir takım davranışlarda hangisi doğru?  Söyleyemezsiniz karıştı işler. O zaman kutup yıldızımızı kaybettik. O zaman bu namus meselesini nasıl temizleyecek? Ortada bir kutup yıldızı veya doğu mu batımı belli olan güneş varsa davranışlarını ona göre ayarlar yoksa nasıl davranacağını bilemezsiniz zaten. O zaman işte ilkel, geri dönemlerine gider, bireyse de toplumsa da geri dönemlerdeki gibi davranır, orta çağdaki gibi ya da beş yaşındaki gibi davranır. Böyle bir ortamda kişiler fitil çekilmiş el bombası gibi dolaşıyorlar. En ufak bir durumda parlıyorlar ve bu parlama çok şiddetli oluyor. Eski şiddetinde değil. Yani bir trafik kavgasıyla bitmiyor iş, birkaç cenazeyle bitiyor."