Doz bağımsız duygu: Aşk

Sevgili Adam! Bunların hepsi eril beyin dişil beyin savaşmasından mı dersin!

Doz bağımsız duygu: Aşk

Kelebeklerin öteki adı Ruh Kuşlarıymış. Ruhundan seslenerek ; ‘ilk isteğin nedir’  sorusunun cevabına da ‘seni seviyorum papatyam ’demesiymiş kelebeğin; ömrünün son zamanlarında papatyanın beklediği, korkusundan değil belki ama neden olduğunu bilmediği ve belki söyleyemem dediği.

Kelebek sonunda söylemiş kıvranarak ‘papatyam evet şimdi ölüyorum ama seni seviyorum korkmadan.’
Böyle de olmamalı hani!
‘Ölüyorum ama seviyorum ’Git cehennemdeki hurileri sev!
Aramızda bir şey var ama sen izin vermiyorsun. Sevgili dediğin lineer olmalı. Peki, sen beni nereye çağırıyorsun; kendi cehennemine mi?
Aşk ölüm provası gibi bir nevi; gün batımları, gün doğumları… Geceye çağırıyor, uykuya çağırıyor; ölüm uykusu gibi, varoluşçu intihar gibi ama aslında başlangıca. Değişimin anahtarı dokunuş evet dokunmalı. Ten kafesinden ruh nefesine üflemeli. Ruhun hep ıslak kalmalı. Kör kadın, sağır erkek...
Engelli olmalı aşk, söylenemeyenlerden ötürü. Bırakıtları olmalı, kök salmaları olmalı.
Aşk olumlu duygularımızdan elbet ama doz bağımsız bir duygu… Doz aşımı hep var ve serbest… Doz aşımı olmalı mı olmamalı mı?
Ehlileştirebileceğimiz duygularımızdan mı derseniz, hayır.
Kahrolmayası sağ beyin var ya sağ beyin hah işte onun oyunu bunlar hep. Dişil beyin oyunları ama yine de güzel. Kelebek etkisi; şöyle midenizden yukarılara doğru çıkan... Öyle başka şeylere değil hem de; İnsana. Ancak eril beyin olan sol beyin var ya, ah işte işi bozan o…Değerli bir radyocumuzun çok hoşuma giden bir sözü var “duygu tosarması” diyor bunun adına sevgili Kadir Çöpdemir. Tam da bu tabir… Adı bu… Ben bir de buna çöpçü beyin eklemesi yapıyorum. Sol beyin adeta bir çöpçü gibi bu duyguların tamamını topluyor ve bir de anlam yüklüyor hepsine bakın şu işe…
Olduğu gibi kabul edilmeli aşk; tüketmemeli, gözlerinin içi gülmeli. Nazikçe dokunmalı, geç kalmamalı…
Sandal ağacı kokmalı. Patchuli kokmalı. Pelin otu da koksun hadi… Sevdaya dair yüreğe ağır…
Aklını başından almalı. Yeni doğan bebeğin ayak izi gibi dünyaya basılı olmalı, çakılı kalmalı.
Hicazlar, hüzzamlar, muhayyer kürdi olmalı gönül makamında. ‘Ömrümün sol anahtarı ol da gel’ demeli. Fa olmamalı o çok Avrupai, hem daha zor..
Jazz da olmalı; inişler, çıkışlar, allegrolar senfoni gibi.
Issız olmamalı. Düşlerdeki gibi bağımlı olmalı.
Kaçkar’a tırmanmalı, Pokut’ta çadır açmalı. Platoda mola vermeli…
Haydi!
Perdeyi arala ve birlikte yürümeyi özlediklerinle ve  aşkla yağmuru dinle..



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: