E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HAYAT İÇİN

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR HAYAT İÇİN

The NewYork Times

Değil bir yılı, bir haftayı bile olumlu duygularınızı bozmadan geçirmek zor. Ama başarabilirsiniz…

 


Sorunlar genelde hedeflerin kendisinden kaynaklanır. Eşinize sevgiyle yaklaşın. İyi yiyin. Bütçenizi aşmayın. Söylemesi kolay ama yapması zor. İşte ilişkinizi daha kalıcı hale getirmenin yolları.

TEKNOLOJİ

YENİ ELEKTRONİK EŞYA ALMAKTAN NASIL KURTULURUZ?

Her yıl milyonlarca müzik çalar, dijital fotoğraf makinesi ve cep telefonu alıyor, sonra da onları en yakın çöp kutusuna atıyoruz. "Eskisini getir yenisini al" yalnızca bir cep telefonu şirketinin size her 24 ayda bir yeni ve indirimli bir telefon satma teklifini değil, aynı zamanda ortalama bir tüketicinin alışkanlıklarını, yani fotoğraf makinesi ve cep telefonu gibi aletleri nasıl kullandığını da anlatıyor.

Fakat tüketiciler ne kadar iyi niyetli olursa olsun, elektronik cihazların geri dönüşümü maalesef o kadar kolay olmuyor. "Sürdürülebilir elektronik imalat" sözü, "gösterişsiz aktör" sözü gibi neredeyse tam bir çelişkiyi ifade ediyor.

Çünkü elektronik sektörü sıkça yenilenmeye dayalıdır. Bugün alacağınız iPhone, iPod veya iPad bir yıla kalmadan eskimiş olacak. Bugün satışa sunulan mini fotoğraf makinelerinin hiçbiri altı ay sonra satılmayacak. Ya android telefonlar? Sanki her hafta bir yenisi çıkıyor. Teknoloji gerçekten o kadar hızlı mı ilerliyor? Yoksa bu planlı bir taktik mi? Bunun bir önemi yok. Sonuçta sektörün kendisi kadar biz de suçluyuz.

Üreticiler insanların isteklerine cevap veriyor. Çünkü bu bir stil, bir statü göstergesi ve bir şeyi kaçırmadığımızı bilmenin özgüvenidir. Çünkü eskimiş bir teknolojiyi kullanmak kendimizi de eskimiş hissettiriyor. Peki, bunun çözümü var mı? Benden çok daha parlak zekâların düşüncelerini derleme umuduyla Twitter'daki 1,3 milyon takipçime sordum. Cevaplar şaşırtacak kadar enerjik ve kapsamlıydı. Fakat ne yazık ki insanların çoğu ümitli değil. Takipçilerimden @calcrash, "Sorun aletler değil, insanlar. Sürekli olarak yeni oyuncaklar ve özellikler isteyen, dikkat eksikliğinden rahatsız koca bir nesil var" diyor.

Birçok insan, sektörün bu kadar çok modeli bu kadar sık üretmekten vazgeçmesini öneriyor. @jatkin02'nin yazdığı gibi, "Birçok eşya belli bir işi iyi yapıyor ve asgari hatayla bunu neredeyse sonsuza dek tekrarlıyor." Bazıları buna örnek olarak Rolex marka bir saatin nesillerce dayanacak kadar iyi bir işçilikle imal edildiğini belirtiyor. Fakat elektronik bir cihaz başka, saat başka. Elektronik eşyaların her yıl yeni işlevlerle bir önceki modeli geride bırakması artık normal karşılanıyor. Bir başka grup da cihazların alt birimler halinde tasarlanmasını öneriyor.

Böylece, örneğin, eski cep telefonumuza yeni ve daha hızlı bir çip yerleştirebileceğiz. Oysa bu teklif de gerçekçi değil. Üreticinin bundan çıkarı ne? Onlar için bir cihazı bütün olarak yeniden satmak çok daha kârlı. Ayrıca cihazlar sadece bir işlemciden ibaret değil. Şimdiki iPhone'un yalnızca çipi değil, ekranı, pili, iç elektroniği ve ara parçaları da bir önceki modelden farklı. Yani her şey entegre. Üçüncü ve aynı derecede imkânsız bir öneri olarak yeni özelliklerin donanım değil, yazılım yoluyla ilave edilmesi isteniyor. Oysa birçok üretici bunu zaten yapıyor, ama ancak bir yere kadar. Çünkü kamerası olmayan bir telefona video kayıt özelliği ekleyemiyorsunuz.

Neyse ki tüketicilere "eskisini getir yenisini al" hakkını çok görmeyen, üreticileri de kârdan mahrum bırakmayan çevre dostu öneriler de geldi. Örneğin: Takipçim @megazone, "Çöpe atmak yerine geri dönüşümü teşvik etmek için yeni eşyaların yanında depozitolu geri dönüşüm kılıfları versinler.

HP mürekkep kartuşlarında böyle yapıyor" diyor. Nitekim birçok bilgisayar şirketi eski cihazlar için ücretsiz geri dönüşüm uygulamasını başlattı bile. Ara parçaları ve aksesuarları tek tip yapmak: Avrupa'da tüm cep telefonlarının güç kablosu aynı, böylece insanlar farklı adaptörleri biriktirmek zorunda kalmıyor. Üreticiler de zamanla her ürün paketine bu kabloları koymaktan vazgeçip paradan ve israftan tasarruf edebilir. @eclisham, "Geri dönüşümü zorunlu hale getirmek veya ücretlendirmek" diye öneriyor.

@timqpeterson de üst modele geçme döngüsünü yavaşlatmak için bir rüşvet teklif ediyor ve "aynı telefonu belirli bir süreden uzun kullananlara indirim uygulansın" diyor. Sektörü daha fazla geri dönüşümlü malzeme (örneğin, doğada çözünebilen plastik) kullanmaya ikna etmek: Nitekim Apple gibi bazı kurumlar ürünlerini son derece küçük tutuyor ve atık sahalarına olabildiğince az malzeme gönderiyor. Güzel öneriler. Fakat üreticileri nasıl ikna edeceğiz? Her şeyin çöpe atıldığı mevcut düzen onlar için çok kârlı olduğuna göre neden değişiklik yapsınlar? Bir kere işin içine devlet girebilir. AB'li üreticiler ancak zorunluluk getirildikten sonra cep telefonlarının güç kablolarını tek tip yaptı.

Mısır veya soya yağı gibi sürdürülebilir malzemeleri kullanan şirketlere vergi indirimi getirilebilir. Geri dönüşümü şart koşan veya eşyaların daha uzun kullanımını özendiren yeni yasalar getirilebilir. Devlet düzenlemelerinden hoşlanmayanlar için tüketici baskısı düşünülebilir. İster hormonsuz süt, ister organik pamuktan yapılan giysiler olsun, bir konu gündeme geldiğinde değişim gerçekleşebiliyor. Belki de bakarsınız sürdürülebilirlik sorunu gizli bir maliyet değil, bir pazarlama aracı haline gelir.

AŞK

İYİ EVLİLİKLER BİREYİ İHMAL ETMEZ


Uzun süren bir evlilik her zaman o evliliğin mutlu olduğu anlamına gelmez. Birçok mutsuz çift var ki, çocuklar, dini gerekçeler veya başka nedenlerden dolayı birlikteliğini sürdürmeyi tercih ediyor. Fakat birçok çift için sadece birlikte olmak yeterli değil. Onlar anlamlı ve doyurucu bir ilişki istiyor. Kısacası, sürdürülebilir bir evlilik talep ediyorlar. Stony Brook'taki New York Eyalet Üniversitesi'nde Bireyler Arası İlişkiler Laboratuarı'nın Müdürü, psikoloji profesörü Arthur Aron, "Evliliğin sürmesini sağlayan şeyler daha çok iletişim becerileri, akıl sağlığı, sosyal destek ve stresle ilgili konular. Evliliğin sürüp sürmemesini bunlar belirler. Fakat bunlar birey açısından evliliği tek başına anlamlı, keyifli veya doyurucu hale getirmeye yetmeyebilir" diyor. En iyi evliliklerin bireyi tatmin eden evlilikler olduğu düşüncesi biraz çelişkili gelebilir. Sonuçta evlilik için öncelikli olan şey ilişkinin kendisini ön plana almak anlamına gelmez mi? Artık değil.

Evlilik yüzyıllarca ekonomik ve toplumsal bir kurum olarak görüldü. Eşlerin duygusal ve zihinsel ihtiyaçları evliliğin sürmesi uğruna ikinci plana atıldı. Fakat modern ilişkilerde insanlar hayat arkadaşı arıyor ve bu arkadaşların hayatlarını ilginçleştirmesini istiyor. A ms t e r d am'd a k i Vr i j e Üniversitesi'nde araştırmacı olan ve geçen Ocak'ta hayatını kaybeden Caryl Rusbult buna "Mikelanj etkisi" adını vermişti.

Bu tabirle kastettiği şey de hayat arkadaşlarının birbirlerini "yontması" ve bu yolla karşılıklı olarak hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırmasıydı. Aron ve New Jersey'deki Monmouth Üniversitesi'nden Profesör Gary W. Lewandowski Jr., bireylerin bilgi ve tecrübe biriktirmek için ilişkilerden nasıl yararlandığını inceledi. Onlar bu sürece "benliğin açılımı" diyor. Araştırmalara göre, insanlar "benlik açılımı" yaşadıkları ölçüde ilişkilerinden tatmin duyuyor. Lewandowski araştırma için bazı sorular geliştirmiş.

Örneğin, hayat arkadaşınızla olmak yeni şeyler öğrenmenize ne kadar katkı sağladı? Hayat arkadaşınızı tanıyınca ne kadar daha iyi bir insan oldunuz? Lewandowski'nin belirttiğine göre, benlik açılımı ilişkilerin daha uzun ömürlü olmasına yarayabiliyor. "Kendinizi geliştirmek istiyor ve bu konuda hayat arkadaşınızdan destek bekliyorsanız demek ki onu önemli bir konuma getiriyorsunuz. Üstelik hayat arkadaşınızın benlik açılımına yardımcı olmak sizin açınızdan da son derece tatmin edicidir" diyor Lewandowski. Flörtleri sayesinde yeni deneyimler yaşayan insanların buna niçin çok sevindikleri böylece açıklığa kavuşuyor. Bireyler hayat arkadaşlarının yardımıyla türlü yollardan gelişir.

Örneğin, yeni arkadaşlarla tanıştırılır, bir sohbet sırasında yeni bir restoranı veya haberlerdeki hayret verici bir olayı öğrenirler. Benlik açılımının etkisi özellikle insanlar ilk âşık olduğunda bariz olarak görülüyor. Araştırma çerçevesinde, Santa Cruz'daki California Üniversitesi'nden 325 öğrenciyle 10 hafta içinde beş kez anket yapılmış. Onlara, "Bugün kimsiniz?" diye sorulmuş ve kendilerini anlatmaları için üç dakika verilmiş. Ayrıca âşık olup olmadıkları dâhil, hayatlarındaki son gelişmeler de sorulmuş. Âşık olduğunu belirten öğrenciler kendilerini anlatırken öncesine göre daha zengin bir sözcük dağarcığı kullanmış. Yeni ilişkileri sayesinde kendilerine daha geniş bir açıdan bakmaya başlamışlar. Araştırmanın yazarı Aron, "Daha önce size yabancı olan birini varlığınıza katıyor ve bir anda birçok sosyal role ve kimliğe sahip oluyorsunuz.

İnsanlar âşık olduğunda bu süreç çok hızlı işler ve müthiş coşku verir" diyor. Uzun süreli ilişkilerin bireye sağladığı kazanımlar zaman içinde genellikle soyutlaşır. Örneğin, esprili veya yaratıcı bir eş bu özelliğe sahip olmayan bir insana yeni bir şey katar. Gönüllü faaliyetlere katılan bir eş, işte uzun saatlerini geçiren birisi için yeni sosyal fırsatlar yaratır. Başka araştırmaların gösterdiğine göre de eşler uzun vadede birbirlerinin huylarını alıyor. Bunun bir sonucu olarak aralarındaki farkları görmekte veya hangi özelliğin aslen hangi eşe ait olduğunu hatırlamakta zorlanıyorlar. Bu, çiftlerin evlilik süreci içinde kendi özelliklerini kaybettikleri anlamına gelmiyor. Aksine, onların bu süreçte geliştiğini gösteriyor. Eskiden kendileriyle ilgisi olmayan etkinlikler, huylar ve davranışlar artık hayat tecrübelerinin ayrılmaz bir parçası oluyor.

Bunların hepsi, çiftlerin uzun vadede ne kadar mutlu olduklarının iyi bir göstergesi. Aron ve meslektaşları, yedi adet ikişer daireden oluşan bir ölçek geliştirmişler. Bunların ilkinde daireler yan yana duruyor. Sonrakilerde daireler giderek birbiriyle örtüşmeye başlıyor ve sonuncusunda neredeyse üst üste geliyor. Çiftlerden, ilişkilerini en iyi temsil eden daireyi seçmeleri istenmiş. Evliliklerinden sıkılan çiftler daha çok birbirinden ayrı duran daireleri seçmiş. Birlikte yeni ve ilginç deneyimler yaşayan çiftlerse örtüşen daireleri daha çok tercih ediyor ve ilişkilerinden daha az sıkıldıklarını belirtiyor. Lewandowski, "İnsanların gelişmek ve kendine bir şey katmak gibi çok temel bir motivasyonları var. Eğer hayat arkadaşınız daha iyi biri olmanıza yardım ediyorsa siz de ilişkinizde daha mutlu olur ve daha büyük tatmin duyarsınız" diyor.

YEMEK

DOĞANIN İŞGALCİLERİ YEMEK OLDU


Gıda eğilimlerinde yeni bir kıpırdanma var. Henüz bir hareket sayılamayacağı için şimdilik ekolojik mutfak heyecanı demek daha doğru olur belki ama etkisi kalıcı olabilir. Yalnızca bitkisel ürün tüketen veganlar, tüketim karşıtı "freegan"lar, yalnızca yöresel besin tüketen "locavore"lar derken şimdi de yabancı türleri tüketen "invasivore"lar çıktı. Florida Keys'te bazı dalgıçlar geçenlerde bir aslan balığı yarışı yaptı.

Maksat işgalci bir tür olan (yani bölgenin yerlisi olmadığı için zarar verme potansiyeli olan) bu balığı öldürüp yemekti. Yörenin aşçıları, aslan balığını leziz bir giriş yemeği olarak takdim ederek işbirliği yaptı.

Andrew Revkin The New York Times'ın Dot Earth adlı blogunda onlara destek verdi ve Asya kökenli bu sazanı "Kentucky orkinosu" olarak adlandırmayı (balık severlere daha cazip hale getirmek için) öneren balık biyologlarının girişimini hatırlattı. Utne Reader adlı dergi de aynı balığın yemeğini yapan Chicagolu şefler hakkında bir yazı yayınladı. San Franciscolu blogcu Rachel Kesel 2009'da "işgalci tür diyeti" lehine hoş bir tezle karşımıza çıkmıştı. Kesel vejetaryen olmasına rağmen önerdiği diyette yalnızca bitki değil, hayvanlara da yer veriyordu. Öneriyi yazdığı sıra Londra'da öğrencilik yaptığını belirten Kesel, "Doğanın korunmasına gerçekten inanıyorsanız ot da yemek gerek" diye karar vermiş ve blog yazarlığına başlamış. Kesel halen San Francisco Parklar Müdürlüğü dürlüğü için çalışıyor, diyetindeki sebzelerden vazgeçmediğini belirtiyor. "Bahar otlarının bitmesini iple çekiyorum" diyor ve özellikle şalgamı bekliyor.

Aslında tam bir eylemci söylemine sahip olan Kesel, diyet önerisinde, "Neredeyse çok ciddiyim" diyordu. "Çevre için yiyin. Yerel yiyin. Yabani et yiyin. Doğal yaşam alanları için yiyin. İşgalci türleri yiyin" diyor. Jackson Landers ise Kesel'in aksine tamamen ciddi. Virginia'da mukim bir "locavore avcısı" olarak şehirlilere geyik avlayıp parçalamayı öğretiyor. Yöresel kaynakları tüketmek dışında işgalci türlere de yönelen Landers'ın hedefinde aslan balığı da var. Fakat Landers balıkla yetinmiyor ve yaban domuzu, iki iguana türü, armadillo, sığırcık, güvercin ve Kanada kazını da avlayıp yiyor. Vejetaryen bir evde büyüyen ve avcılığı kendi kendine öğrenen Landers işgalci türleri yemenin etkili bir yöntem olduğuna inanıyor.

Ona göre gezici güvercinlerin soyunu tüketen şey insanların damak zevki. Ya sığırcıklar için de benzer bir zevk geliştirsek? Landers'ın listesinde Kanada kazı ve güvercinlerin olmasına sevindim, yoksa Amerika'nın kuzeydoğusundaki yeniyetme "invasivore"lar kimi tatsız seçeneklere kalacaklardı. Örneğin, zebra midyesi (çok az et, çok fazla bakteri) veya hem nahoş olan hem de istenmeyen (üstelik sümüksü bir kıvamı olan) tatlı su yosunu Didymosphenia geminata gibi. Fakat işgalci türlerin tanımını genişletip Amerikan banliyölerinin bahçelerini ve golf sahalarını da dâhil edecek olursak geyik, rakun, keseli sıçan, sincap, kokarca, tavşan ve dağ sıçanlarından oluşan tam bir fırsatlar dünyasıyla karşılaşıyoruz. Hareketin elbette ki aşçı ve tüketiciler kadar avcı ve çevrecilerin de desteğine ihtiyacı olacak ama bunun zaten başladığını görebiliyorum.

Chowhound adlı internet sitesinde iyi bir piton yemeği için tarif istenmiş. Gelen yorumlardan biri, Landers'la Kesel'in doğru yolda olduğunu gösterir gibi: "Timsah ve yılanları genellikle pilavla birlikte pişiririz." Tabii ki. Bunu kim bilmez.

PARA

TASARRUF PLANLARI PERHİZ GİBİ, BAĞLI KALMAK ZOR

Diyelim ki bütçenizin sınırına yaklaştıkça veya onu geçtikçe cüzdanınız daha zor açılıyor. Paranızın nereye gittiğini bir kez daha düşünür müydünüz? Mas sachus et ts Tek no l o j i Enstitüsü'nden bir endüstriyel tasarımcı herhalde öyle düşünüyor ki, bu tip bir cüzdan üzerinde çalışıyor. Pek de haksız sayılmaz. Çünkü insanların fazla harcamasının veya bütçeyi aşmasının nedenlerinden biri de nakdin giderek ortadan kalkması ve paranın soyut bir şeye dönüşmesi.

Kredi kartlarıyla istediğinizi anında alabiliyorsunuz ama sonuçlarıyla daha geç yüzleşiyorsunuz. Araştırmalara göre cepten doğruca banknot çıkarmak ise insana acı veriyor ve harcamaların kısılmasına yol açıyor.

Mali açıdan örnek yurttaş olmayı engelleyen başka bir faktör daha var (tabii işsizlik gibi koşulların yanı sıra). O da insanların planlarını sonuna kadar uygulamadaki zaafları. Bütçeye bağlı kalmak aynı perhiz yapmaya benziyor. İkisine de aynı sebeplerden uymuyoruz. Yani işin eğlenceli yanına değil, sınırlamalarına takılıyoruz. Dolayısıyla insanların sonunda har vurup harman savurmasına ve tasarruf edilen paradan çok daha fazlasını harcamasına (tıpkı yakılan kaloriden fazlasını almak gibi) şaşmamalı. İnsanların parasal durumlarını takip etmelerine yardım eden Mint.com adlı internet sitesindeki yarım milyona yakın kullanıcının temel amaçları arasında borçların kapatılması, acil destek fonu oluşturulması ve emeklilik için para biriktirilmesi yer alıyor.

Para ve psikoloji uzmanlarına göre yapılması gereken asıl şey, iyi niyetle insan doğası arasındaki uçurumu kapatmaya çalışmak. Başka bir ifadeyle, her kuruşun hesabını yaptığınızda siz de zorunluluk olmayan şeylerden daha kolay vazgeçmez misiniz? Akıllı cüzdanın satışa çıkması biraz zaman alabilir (cüzdanın ortasında bir menteşe, Bluetooth'lu cep telefonunuz aracılığıyla banka hesabınızın durumunu görüyor ve harcamalar sınıra dayandıkça açılmakta zorlanıyor). İcadın arkasındaki ana isim olan John Kestner, "mantığa aykırı davranmamak" adına, cüzdanın perakende fiyatını 60 dolara çekmeye çalıştığını ifade ediyor. Bütçe kısıtlamasında en iyi yöntem, bunu bir kısıtlama gibi görmemek ve mümkünse genel hedefler koyup tutumluluğu ve diğer öncelikleri otomatiğe bağlamaktır. California'daki Santa Clara Üniversitesi'nden Finans Profesörü Meir Statman, "Otokontrol güzel bir şey ama tek başına yetmiyor" diyor.

Harcamalarınızı bir not kâğıdına, hesap tablosuna veya bir internet sitesine kaydetmekle işe başlayın. Sonra harcama planınızı bir amaca bağlayın. En başarılı bütçeler, tatile çıkmak veya ev almak gibi bir hedefi olan bütçelerdir. New York'ta mali terapistlik yapan Amanda Clayman, "Kalıcı bir değişim olması için pozitif bir motivasyon gerekiyor" diyor. Ona göre insanlar gerçekçi olmayan, hayatlarında somut bir yeri olmayan hedefler koyabiliyor. "Sonuçta paramızın bizim için bir enerji kaynağı olmasını istiyoruz. Yani paranın bizi bir yere getirmesi veya bir işe yaraması gerekiyor" diyor. Harcamaları kontrol altında tutmanın yollarından biri, zihinsel muhasebe olarak bilinen yöntem (parayı farklı amaçlar biçtiğiniz ayrı zihinsel hesaplarda tutmak).

Uzmanlara göre en kolay yolsa gelirinizi ayrı hesaplara veya alt hesaplara koymak ki, evin sabit giderleri için gereken parayı ayrı tutmak buna dâhil. Ayrıca işleri basit tutup tersinden düşünmeyi de ihmal etmeyin. Yani fazla ayrıntılı bir bütçe belirlemek yerine önce emekliliğiniz ve öbür hedefleriniz için ne kadar tasarruf etmek istediğinize karar verin, kalan parayla ne yapacağınızı ondan sonra düşünün. Harcamalarınızı kısmak istiyorsanız en büyük farkı yaratacak büyük kalemleri hedef alın.

Ve bu işleri kendi başınıza yapabileceğinize güvenmeyin. Paranın maaşınızdan kesilmesini sağlayın. Harvard Üniversitesi'nden Davranış İktisatçısı Profesör David Laibson, "Otomatikleşmeden yararlanmalıyız" diyor. Emeklilik tasarruf programlarına otomatik olarak yapılan kayıtların başarısına işaret eden Laibson, "Niyetlerimizi gerçekleştirmek için bu tip mekanizmaları yaygınlaştırmamız gerekir" diye ekliyor.