Yvonne Ridley’in Özgürlük Dansı

Stockholm Sendromuna ve de yanlış tanıtılan Müslümanlığa dair…

Yvonne Ridley’in Özgürlük Dansı

Su ısıtıcısının tık sesini duyduğunda, sineklerle mücadelesi devam ediyordu Azad’ın. Sesler evin her yerinden yükselen tiz konuşmalar gibiydi. Ayırt etmeye çalıştı. Beyninin içinde uğulduyor, kulağından girip beyninde sonlanıyordu:”ızz ızz ızz vızz”

“Tanrım” dedi, sol omuzunda ve ensesinde hissettiği ince bir sızıyla; önce ensesine sonra omzuna bir şaplak indirdi. Dolaptan, kahve tanesi deseni olan fincanı aldı. Bir tatlı kaşığı silme çekirdek kahve, içine fincanın yarısına kadar süt, kalanına da sıcak suyu ekledi. Önce enfes kokusuyla, sonra aldığı ilk yudumuyla kendine gelmeye, uyanmaya başlamıştı Azad: İlk yudumda, ilk nefeste başka ne bu etkiyi yapabilirdi ki!

Kapıdan ekmek ve gazetesini aldı ve terasa çıktı. Terasın tahta pervazlarına ellerini yaslayarak bir yudum nefesle tüm Gümüşsuyu’nu, Cihangir’i, İstanbul’u, Kız Kulesi’ni, Üsküdar’ı içine çekti. Hafif nemli olmasına rağmen teras koltuklarından birine oturdu; bir yudum kahveye bir köşe yazısı karşılık geliyordu. Üçüncü sayfa haberlerini es geçti. Dünyadan haberler bölümünü açtı. Yvonne’ye dair haberleri merak ediyordu.

Dünyanın Jandarması Amerika dönemin Afganistan liderinin yaptıklarının direkt sorumlusuydu. Amerika, Pakistan ve İngiltere istihbaratlarının da işbirliği ile Afganistan’daki tüm mücahitler silahlandırılmış, eğitilmişlerdi. Azad bir yandan da aşağıdaki kalabalık grubun seslerini, söylediklerini anlamaya çalışıyordu. İngiliz ve Alman Konsolosluğu çalışanları, birçok gazeteciyle birlikte “Yvonne’ye özgürlük, Yvonne’ye özgürlük “ haykırışlarıyla sokağındaydılar Azad’ın. Yıllarca kadını, erkeği, çocuğu demeden vahşice katliamlar yapmışlardı ama Kabil’i Taliban’dan alamamışlardı. Afganistan adeta kanlı bir vahaya dönmüştü. İngiltere’deki ,”savaşı durdurun koalisyonu” ve parti kurucusu, ateşli özgürlük savunucusu İngiliz gazeteci Yvonne Ridley Afganistan’a girmeye çalışırken tutuklanmış Taliban’a esir düşmüştü. Cezaevindeydi bir haftadır. Aşağıdan Yvonne’ye özgürlük sesleri yükselmeye devam ederken akşamki gösterisi aklına geldi Azad’ın. Günlerdir uykusuzdu, nöbetlerinden arta kalan zamanlarında provalara gidiyor ve gösteriye hazırlanıyordu. Bu süreç onu bayağı yormuş ve duygu durumunu da oldukça etkilemişti. Birkaç gündür yine sanrıları başlamıştı. Hastalığının tekrarlamasından korkuyordu. Son zamanlarda ilaçlarını da düzensiz almıştı. Bu kadar yormamalıydı kendini. Zora giren doktorluk süreci, işyerindeki bezdiriler, atamasındaki devlet politikaları, saldırgan yaklaşımlı sağlık yöneticileriyle sürekli özdeşleşmeye başlamıştı. Dans vardı onu rahatlatan. Süreç oldukça sancılı devam edeceğe benziyordu, uzamıştı da! Devlet atamasından hala haber yoktu, kadro açılmamıştı özelde çalışmak zorunda kalmıştı.

Atamasını yapmayan sağlık bakanlığının kurbanlarından biriydi Azad.

Hayatta kalmak için avladığı timsahı, orman ağacından sopaya takıp yiyen Aborjinlerin ruh halindeydi şimdi, Kurbandı; sistemin kurbanı. Seçilmişti. İradesizdi, bunu kendisi istememişti. Gönüllü kim kurban olmayı seçerdi ki? Yvonne’yi düşündü. Son zamanlarda düşündüğü tek kişiydi Yvonne. Gazeteci, doktor. Azad’ın babası eski bir gazeteciydi. Azizullah Haydarov. Babası mülteciyken gazeteci olmuştu. Azad’ın düşünceleri çok hızlanmıştı yine. Akşam ki dans gösterisine aylardır hazırlanıyordu. Birden o sesi duydu ve irkildi. Ensesinden doğru, hocasının sesiydi bu. Ne işi vardı ki burada! Arkasına döndü, kimsecikler yoktu..

Aşağıdan yükselen Yvonne’ye özgürlük sesleri ile kafasının içindeki sesler birlikte dans ediyorlardı artık. Cebinden bir şişe çıkardı bir iki damla damlattığı suyu içti. Sakin olmalıydı. Babasının sesini duydu bir an ve “Yvonne’yi kurtarmalısın” diyordu ona. Ah yine o sesler diyerek kendi iç sesiyle konuştu. “Gidin başımdan siz yoksunuz, gerçek değilsiniz” diyerek ve terapistinin söylediği şekilde şarkı mırıldanarak oradan uzaklaştı ve şansı aradı.Şans Azad’ın yaramaz oğlan çocukları gibi, kendisine yoldaş sarman kedisiydi. “Nereye kayboldun yine sen!” diye seslenir seslenmez şans her neredeyse saklandığı yerden çıkageldi ve kucağına atladı. Elindeki yudumlamak üzere olduğu kahvesini düşürdü Azad. Şans korktu ve bir anda terasın su oluklarından çatıya tırmandı.

En heyecanlı yerinde gazetenin! Azad peçeteyle bir yandan üzerine dökülen kahveyi temizlemeye çalışırken bir yandan da şansın tırmaladığı eline bakıyordu. Şans önde Azad arkada, çatılardan oluklara, bir alt kata derken Cihangir’in damlarında şansı izledi. Aşağıda Yvonne’ye özgürlük eylemini yapan kalabalıktan birer ikişer meraklı gözler kafalarını yukarı kaldırarak Azad’a baktılar. Azad’ın akşamki dans gösterisinin provasıydı sanki damların üzerindeki sıçrayışları, atlamaları.  Çıplak ayakları kanamış birkaç kiremit aşağı düşmüştü. Bir ara ayağı kaydı tam düşmek üzereyken aşağıdaki kalabalık gruptan yardım çığlıkları yükseldi. Televizyon antenine tutunmasaydı uçan kiremitle beraber uçan Azad olarak dört kat aşağıdaki eylem grubunun üzerine göktaşı gibi düşüverecekti.

Henüz damların tepesindeki kedi kovalamacasını daha bir iki sokak geçerek bitirmişti ki aşağıdaki kalabalığın giderek arttığını gördü. Bir yandan kendisine seslenenler diğer yandan özgürlük çığlıkları, eylemcilere su fışkırtan tomalar, kolluk gücü kuvvetlerinden örülü dev duvarlar. Azad soylu soytarılar gibiydi, aşağıdan bakan gözlere. Dört beş kişilik küçük bir grup yukarıya doğru bağırmaya başladı. İçlerinden biri “elin gâvur gazetecisini savunmak sana mı düştü. Müslümanlığın tek savunucusu, Ortadoğu’nun tek lideri Taliban; sen çok yaşa” çığlıklarıyla Yvonne çığlıkları birbirine karıştı. İki grup çatışmaya başlamıştı. Aşağıdaki grubu izlerken şansı kaçırdı, şans oluklardan alt katın terasına kaçmıştı çoktan. Azad vazgeçti şansı yakalamaktan geri döndü. Bir ses! Babasıydı bu ;”hayır olamaz yine mi” dedi Azad.”Yvonne’yi kurtar” diyordu ses yine..

Yvonne esir düşeli tam on gün olmuştu. Azad gömleğini parçalarcasına düğmelerini kopararak çıkarıp aşağıdaki kalabalığa fırlattı. Dans etmeye başladı. Çatının kenarlarında dans ederken ünlü dansçı Nureyev gibiydi. Gömleğini; kemeri ve pantolonu takip etmişti. Sırasıyla onları da aşağıdaki kalabalığın üzerine bırakıvermiş ve iç çamaşırlarıyla kalakalmıştı. Dansına devam ediyordu. Bir sonraki dama sıçradı ve aşağıdaki kalabalığa seslenmeye başladı haykırıyordu.

“Hayatıma ölümden başka hiçbir şey dokunamaz artık. Siz, şiddetin esiri, siz sistemin gönüllü köleleri, siz berbat sağlık sisteminin yöneticileri, siz Müslümanlar, İngilizler, Almanlar, Türkler. Hepiniz. Bozuk sistemin kurbanları! Benim gözlerim, ellerim, kalbim, beynim mademki artık katilimin; mademki ben artık o oldum o da ben. Sizin donmuş, korkulu gözleriniz mademki artık tutuklu, gardiyan! Hey sizler donmuş korku kurbanları duymuyor musunuz? Size diyorum size. Alın size hayat suyu kudurun” dedi ve aşağıdaki kalabalığın üzerine işedi. Ben artık yokum diyerek kendini bırakıverdi Yvonne’ye özgürlük diye haykıran çığlıklara.
Dilek ÖZDEMİR


Yvonne Ridley

Yvonne Ridley’in Özgürlük Dansı
 
1959 yılına doğmuş bir İngiliz gazeteci ve savaş muhabiridir.2002 yılında Afganistan'a gizlice girmiş ve Taliban tarafından yakalanmıştır. On gün boyunca Taliban’ın elinde esir kalmıştır. Esareti esnasında beklemediği bir saygı görmüştür Taliban’dan. Ve bunu da şu şekilde ifade etmiştir.
“Taliban yerine Ebu Gureyb yahut Guantanamo hapishanelerine düşsem kesinlikle sürüyle işkenceye maruz kaldıktan sonra öldürülürdüm.”
Daha sonra kızı -ilk kocasından olan- Daisy'nin Tony Blair'e yazdığı bir mektupla özgürlüğüne kavuşmuştur. Mektupta kızı "Doğum günüme kadar annemi serbest bırakın!" çağrısı yapmıştır. Yvonne ülkesine döndüğünde Kur'an okuması koşuluyla serbest bırakılmıştır.
2002'de İslam'i araştırmalar yapmaya başlamış ve daha sonra Müslüman olmuştur. Bu gün ise Müslümanlık savunucusu olarak Müslüman olmadan önce de yaptığı Filistin, Irak ve buna benzer Müslüman ülkelerin yaşadığı sorunları tüm dünyaya duyurmak ve çözümler üretmek için çalışmaktadır. Bununla beraber Amerika baskısı nedeniyle ve tamamen kendi içlerine dönük olan tüm İslam ülkelerinin yanlış beyanlarla yanlış fotoğraflarla ve basından yanlış propagandalarla yanlış tanıtıldığını düşünmektedir.



Etiketler: dilek özdemir dilek özdemir yazıları


Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

BİLGİ PARKI
NPİSTANBUL Bilgi Parkı
ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • TMU tedavisi nedir?
    13 Şubat 2019, 09:09
  • Kalp sağlığı nasıl korunur?
    12 Şubat 2019, 09:59
  • Bağışıklık Sisteminizi güçlendirin!
    12 Şubat 2019, 09:03
  • 10 kişiden 8'i bağımlı!
    11 Şubat 2019, 16:04