Uzay Ortamının Psikolojiye Etkileri Neler?

Uzay Ortamının Psikolojiye Etkilerini Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç yazdı...

Uzay Ortamının Psikolojiye Etkileri Neler?

İşte  Çetingüç'ün "Uzaya gönderilecek insanların seçimi ve insan faktörleri" isimli yazısı...

1961 yılında Yuri Gagarin’den başlamak üzere 2021 yılı sonuna kadar geçen 60 yılda 65’i kadın olmak üzere 600’den fazla insan uzaya çıktı. Bunların çok azı, kısa süreli uzay deneyimi yaşayıp dönecekleri için ince sağlık kontrollerinden geçirilmesi gerekmeyen uzay turistleriydi. Büyük çoğunluğu ise uzay istasyonlarında kalarak araştırmalar yapan astronotlar ve bilim insanlarıydı. Bu ikinci grup titiz değerlendirmelerden geçer. Fizyolojik, psikolojik ve tıbbi sorunlarının olmaması yanında, uzay koşullarına uygunluk ve dayanıklılık kriterlerini karşılamaları beklenir.

2023 yılında Uluslararası Uzay İstasyonuna 10 günlük gözlem için gidecek ‘Türkonot’ adayları için, astronot ve kozmonotların tabi tutulduğu sıkı sağlık kontrolleri ve fiziksel testler (yerçekimsiz ortam deneyleri, G kuvvetlerine maruziyet, vs) ‘gereksiz’ görünse de, kanımızca bunlar kesinlikle yapılmalıdır. Örneğin Virgin Galactic şirketi, turistik uzay programına alınan kişilere bile toleranslarını değerlendirmek amacıyla santrifüj deneylerinde +3,5 Gz uygulandığını, ayrıca anti-G manevralarının öğretildiğini açıklamıştı. 2021 yılında ilk kez sivil bir grubu 3 günlüğüne uzaya götüren SpaceX’in Crew Dragon kapsülünün 4 kişilik ekibi de santrifüjde +4,5 G’ye, parabolik uçuşta Zero-G’ye maruz bırakılmış, askeri jetlerde uçurulmuştu. (Bu yolculuğun belgeseli Netflix’de ‘Countdown: İnspiration-4 Mission to Space’ adıyla yayındadır).

Uzay İnsanı Seçimi

NASA’nın kurulduğu 1958 yılından itibaren astronot seçimlerinde çok sıkı elemeler yapılmıştır. İlk proje olan Mercury için 500 seçkin jet pilotu alınmış; çeşitli testlerden geçirildikçe astronot adayı sayısı sırasıyla 110’a, 69’a ve nihayet 7’ye düşürülmüştü. 1988-89 yıllarındaki astronot seçim sürecinde ABD Hava Kuvvetlerinde en az bin saatlik savaş jet uçuşu deneyimi olan 3-4 bin pilottan sadece 20 kişi aday olabilmişti. Yani kazananların oranı %1’den daha azdı… 2013 yılında astronot olmak amacıyla NASA’ya başvuran 6 bin kişiden sadece 8’i mülâkat aşamasını geçebildi. 2017 yılında yeni astronot kadrolarına başvuran 18 binden fazla pilot, doktor, bilim adamı ve mühendis arasından 12 kişi bu işe uygun bulundu ve eğitime alındı. Uzay görevlerine fizyolojik ve psikolojik uygunluk değerlendirmesinin bir bölümü simulatör cihazlarında, bir bölümü de uzay analoğu izole ortamlarda yapılır. Bu arada sevdiklerinden ve ailelerinden uzak kalmaya tahammülleri gözlenir. Johnson Uzay Merkezi uçuş doktoru ve psikiyatri şefi Dr. Gary Beven, uzaya gönderilen astronotların ‘iyiler arasından seçilmiş en iyiler’ olduğunu söylemişti.

Rusların kozmonot seçimi de benzer zorluklar ve aşamalar içermektedir. 2007 yılında Soyuz-11 aracıyla Uluslararası Uzay İstasyonuna gönderilecek Malezya’lı ilk uzay adamının (Angkasawan) seçiminde aynı titizlik gösterilmişti. 2003 yılında başlayan seçim sürecinde, başvuran 11 bin aday sayısı ilk etapta 426’ya indirilmiş; tıbbi ve psikolojik değerlendirmeler, irtifa ve G toleransı testleri sonrasında aday sayısı daha da azalarak 4’e düşmüştü. ISS’de 9 gün kalan Dr. Şeyh Muzaffer Şükür, kanser araştırmaları yapmıştı. Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 2008 yılında uzay programında görevlendirilecek astronot adaylarını seçmek üzere Avrupa ülkelerine bir çağrı yapmış; 19 ülkeden 8.400 kişi internet üzerinden başvurmuştu. Temel kriterleri yeterli olan (162’si kadın) 902 adayın, Fransız Uzay Organizasyonu (MEDES) ve Alman Havacılık Merkezi (DLR) tarafından yapılan testlerinde ilk aşamada %79’u elenmiş; kalan 192 adaydan da sadece 46 kişi (%24) ikinci aşamayı geçebilmişti. Binlerce adayın başvurduğu süreçlerde uygun (sağlıklı ve dayanıklı) kişilerle uygun olmayanların (select-in, select-out) ayıklanması, bu tür değerlendirmelerin en zor yanıdır.

Psikolojik Testler ve Uygun Kişilik

Astronot adaylarında psikopatolojiyi araştırmak için MMPI-2 ve Rorschach; uygun kişilik yapısını belirlemek için de PAI, NEO-PI-R, NEO-FFI, vs. testler kullanılmaktadır. Uzay benzeri kapalı ortamlara ve başkalarıyla birlikte yaşamaya uyum sağlayıp sağlayamayacakları, uzay analoğu sayılan izole habitatlarda (Antarktika, çöller, havuzlar, nükleer denizaltılar, vs) tutularak değerlendirilmekte; yerçekimsizliğe olan tepkileri parabolik uçuşlarda test edilmektedir.

Uzay görevleri için belirlenmiş ideal bir kişilik yapısı yoktur; içedönük yapının daha uygun olduğu savı ileri sürülmüş ise de bu her durum için geçerli bulunmamıştır. Ama gene de astronot olmaya uygun bir zihinsel yapı (astronaut mindset) aranmalıdır. ‘İyi komşuluk’ özellikleri, uyumluluk, sosyallik ve zorluklara dayanıklılık, adaylar için doğru niteliklerdir (right stuff). Adayların değerlendirmesinde böyle bir macera yaşamaktan bekledikleri doyumlar makul karşılanır; ama nevrotik ve patolojik motivasyon elenme nedenidir. Heyecan olgunluğu, duygu ve düşünce kontrolü, yüksek bilişsel ve psikomotor beceriler makbuldür. Tüm bu niteliklere sahip olanların hepsinin de, uzun uzay kalışlarında davranış bozuklukları göstermeyeceği öngörülememektedir.

Uzaya gönderilen ilk kadın olan Rus kozmonot Valentina Tereşkova, paraşütçü ve askeri pilottu. 400’den fazla adayı geçerek birinci olmuş; uçuş başlangıcında, “Hey gökyüzü, şapkanı çıkar ve beni selâmla, geliyorum” diye coşkulu bir söz de söylemişti. Ama 3 gün süren görevinde ‘psikolojik istikrarsızlık’(!) nedeniyle beklenen performansı gösteremediği ve uzay aracı kontrolünün elinden alındığı açıklandı. Ay’da yürüyen ikinci insan Edwin Aldrin görev sürecinde dengeli olsa da; sonraki yıllarda depresif ve manik ataklar, alkolizm ve başka davranış bozuklukları gösterdi; Ay’da bir topluluk kurma gibi mistik fikirleri, UFO görmek gibi iddiaları oldu…

Uzay Ortamının Psikolojiye Etkileri

Yeryüzünden 10-25 km yükseldikten itibaren göklerde mutlak bir sessizlik, sonsuz bir karanlık ve bıktırıcı bir monotonluk hüküm sürer. Uzaya çıkış sürecinde bazı kişiler aidiyet hissettiği ve sevdiği her şeyin, ailesinin, geçmiş ve geleceğinin aşağıda nokta gibi görünen bir gezegende kaldığını ve bu bağlarından gittikçe uzaklaştığını görerek, tarifi ve tahammülü zor duygu ve düşüncelere girer: Kopma Fenomeni (The Earth out of View Phenomenon). İşitsel ve görsel hallusinasyon yaşayanlar bile olur.

Dünyanın giderek küçülmesi, belki de tekrar dönememe, yanarak veya havasız kalarak ölme olasılıkları, bazıları için anksiyete ve panik nedeni olabilir. Uzay macerasında bugüne kadar yanarak ölen 22 insan olduğu, gizli bir bilgi değildir. Uzaya çıkan insan dar bir kapsül içinde mahsur bulunur; sonrasında içinden aylarca dışarı çıkamayacağı bir istasyona kapanır. Bunlar klostrofobiyi de agorafobiyi de tetikleyen durumlardır. Astronot Frank Borman, Gemini uzay aracında Volkswagen otomobilin şoför koltuğunda oturur gibi hissettiğini; içinden çıkılması imkânsız bir tabutta bulunduğunu söylemişti. 1965 yılında uzayda yürüyen ikinci insan olan Yzb. Edward H. White ise, 21 dakikalık görevi bitip uzay aracına dönmesi talimatı geldiğinde, “Yaşamımın en acı anı” sözleriyle duygularını ifade etmişti. Bu, uzaysal streslerin göreceliliğine dair bir örnek olarak kayıtlara geçmiştir.

Uzayda Davranış Bozuklukları: Rusların en az 3 uzay uçuşunu sadece kozmonotların psikolojik sorunları yüzünden erteledikleri, bazı uçuşların da kozmonotların (sonradan psikolojik olduğu anlaşılan) müphem yakınmaları yüzünden yarıda kesildiği rapor edildi. Bunlar; 1985 yılında bir kozmonotun idrar tutukluğu, 1987 yılında MIR İstasyonundaki bir kozmonotun kalp ritim bozukluğu, başkalarının diş ağrısı ve apandisit korkusu yakınmaları idi. (Bunların muayenesinde pozitif bulgu yoktu). Salyut Uzay İstasyonunda görevli bir kozmonot öfke nöbetine girerek telsiz iletişimini 24 saat kapalı tuttu. Bir kozmonot izinsiz olarak tehlikeli bir uzay yürüyüşüne çıktı. NASA astronotları Skylab’de görevin 45’inci gününde oturma eylemi yaptı, plânlanmış görevleri reddetti. Gene Skylab’de bir astronot irtifa kontrol sistemini gereksiz yere değiştirdi. 2018 yılında astronot Selena Chancellor’un uzay kapsülünde matkapla 2 delik açtığını Ruslar iddia etti, NASA yalanladı (?!)… Bugüne kadar uzay korkusu (astrophobia) olgusu rapor edilmemiş ise de olmaz değildir…

Yerçekimsizlik ve Uzay Tutması

Uzayda maruz kalınan ağırlıksızlık (microgravity), fizyolojik zorlanmalar yaratır. Yeryüzündeki +1Gz’e ayarlı ve alışkın olan vestibül ve derin duyu (proprioceptive) sistemleri, yerçekimsizlik koşullarında şaşkınlık ve oryantasyon bozukluğu yaşar. Beyine vücut pozisyonu hakkında görsel algılarla çelişen alışılmadık mesajlar gider; bu algı karmaşası yönelimi bozar. ‘Başı veya tavanı ÜST, ayakları veya tabanı ALT’ bilen görsel bellek, uzay aracı içinde alt-üst kavramlarının kayboluşundan şaşkınlığa girer. Algılardaki karmaşa nedeniyle uzay tutması (space motion sickness) başlar. Baş aşağı salınma ve düşme hissi, yabancılaşma, öfori, dehşet-heyecan duyumları, bulantı ve kusma yaşanır. Daha önce deniz ve hava tutması olmayan çok deneyimli pilot-astronotların bile yarısından fazlasında (%44-70) uzaydaki ilk 2-5 gün içinde (bulantı ve soğuk terleme gibi ön belirtiler olmadan fışkırır gibi) kusmalar olur. Maske içindeki kusmuk boğulmaya bile neden olabilir.

Uzay uçuşlarında kusan ilk canlı (1960 yılında) astrodog Belka; ilk insan da 1961’de Sovyet kozmonotu German Titov’dur. Apollo-8 uçuşunda (1968) astronot Frank Borman’ın kusmaları o kadar fazlaydı ki, görev kısa kesilmek zorunda kalınmıştı. Jake Garn’ın Shuttle uçuşundaki (1985) kusmaları daha da şiddetliydi. Uzaydan Dünyaya dönüşte ise, (mikrograviteye alışmaya başlamış olan) iç kulak denge organı vestibül, yerçekimi (+1G) ile karşılaştığında yeniden uyum zorluğuna girer. Uzay aracından yere indirilen insanların ayakta duramayıp kucakta taşınması bu nedenledir. (Dönüş Hareket Hastalığı: Entry Motion Sickness).

Sonsöz

Cumhuriyetin 100’üncü yılında Uluslararası Uzay İstasyonunda 10 gün kalarak bilimsel araştırmalar yapmak üzere bir Türk vatandaşının uzaya gönderileceği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyuruldu. Bu konuda daha önceleri de benzer girişimler olmuş, ancak dış politika engellemeleri yüzünden bu mümkün olmamıştı. Bu kez konjonktürün lehimize döndüğü süreçte geçen sene Rusya’dan teklif geldi; sonra Elon Musk fırsat sundu. Devletimizin üst aklı bu fırsatları değerlendirdi; bütçe ayırdı, kadrolar oluşturdu ve düğmeye basıldı… Bilimsel altyapı, ekonomik ve politik nedenlerle gidemediğimiz uzaya artık ‘Şapkamızı Atıyoruz!’. Yani Türkiye olarak fikren uzaydayız; 2023 yılında fiilen de orada olacağız; 2029’da Ay var… Bunlar çok sevindiricidir. Bu olay ülkemizin uluslararası prestijini ve bilim insanlarımızın motivasyonunu arttıracaktır.

Son not: Kanaatimizce ilk Türkonot’un hava hissine, uçuş streslerine ve tutma hastalığına aşinalığı açısından profesyonel pilotlar (askeri veya sivil) arasından seçilmesi çok daha uygundur. Havacılık bilgi ve deneyim altyapısına sahip bu kişi görev dönüşü ülkemizin uzay projelerinde danışman veya eğitmen olarak görev yapacağına göre, ‘uzay görmüş bir pilot’ olarak daha etkin ve verimli olabileceğini düşünmekteyiz.

 

//www.airkule.com/yazar/UZAYA-GONDERILECEK-INSANLARIN-SECIMI-VE-INSAN-FAKTORLERI/2787/

 

Paylaş:



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Avusturya asıllı Amerikalı psikiyatrist, nörolog, fizyolog, davranış biyoloğu, biyokimyager Eric Richard Kandel, Ağustos ayının sonunda emekli oluyor.
  • İnsanı hakikate götüren yolculukta deney ve gözlemin birinci aşama olduğunu belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hakikate götüren yolculukt
  • ‘Can dostlarının’ evlerinde besledikleri hayvanlar olduğunu düşünen insanlar, uçak yolculuğunda onlarla birlikte olmak isterler.
  • Prof. Dr. Yunus ÇENGEL, emflasyon, para, fiyat artışları, satın alma gücünü ve arz talep dengesini değerlendirdi....
  • Pandemi sürecinde psikolojik desteğin öneminin anlaşıldığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, psikologlar olarak bu dönemde hem
  • Randevu Al