Travmayla başa çıkabilirsiniz

Travma karşısında baş etme yolları aramak yerine teslimiyeti seçiyoruz!

Paylaş:

Travma karşısında baş etme yolları aramak yerine teslimiyeti seçiyoruz!

travmaToplumsal travmaya yol açacak çok nedenimiz var ve bitecek gibi görünmüyor. Kadınlar inkar edip erkekler öfke duyarken, çocuklar travma karşısında karakter değiştirebiliyor. Travmalarla baş etmenin yollarını aramak yerine teslimiyetii seçmemiz ise çözülmesi gereken en önemli sorun. İşte travmaya dair detaylar…  Geçmişi travmatik olaylarla dolu bir toplumuz. Son 2 haftada yaşadığımız Soma maden faciası ve Gökçeada merkezli deprem bile bunu haykırıyor yüzümüze. Peki terörden depreme, kazalardan ölümlere hepimizi etkileyen travmalar hakkında ne biliyoruz? Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Psikolog Yrd. Doç. Dr. Gül Çörüş, "Psikolojik travma, bir kişinin bireysel sınırlarının yok olduğu; ne olup bittiğine dair zihinsel anlam atfetmenin mümkün olamadığı; korku, keder, çaresizlik gibi olumsuz duygusal yaşantılarla eşlenen örselenme halidir" diyor. Toplumsal travma ise bireysel düzlemdeki bu yaşantının çoğula yayılması haline deniyor. Özetle travma, anormal koşullar karşısında verilen normal tepkiler silsilesi olarak tanımlanıyor.

KADINLAR İNKÂR EDİYOR

Travma yaşayan kişi düşünce olarak ne yapacağını, nasıl başa çıkacağını bilemiyor. Duygu olarak yoğun korku, çaresizlik, dehşet ve ümitsizlik hissediyor. Davranış olarak ise kendisinin veya çevresindekilerin fiziksel bütünlüğüne gelen ağır yaralanma ya da ölüm gibi tehditleri bizzat deneyimlemiş ya da bunlara şahit kalmış bir karakter sergiliyor. Kadınlara özgü travmatik davranışlar daha çok inkâr ve depresyonla karakterizeyken, erkeklere özgü davranışlar öfke ve depresyonla ortaya konuyor. Çözümlenmemiş kişisel travmaların yoğunluğu, kişinin hassasiyetinin yüksekliği, kitle iletişim araçlarında konunun tekrar sayısının fazlalığı, ölüm tehdidinin ciddi boyutlara varması ve çaresizlik duygusunun yoğunluğu travmanın etkilerinin büyümesine yol açıyor. Bunun dışında bilgilendirmedeki eksiklik ve çelişkiler, olumlu beklentilerin tümden kaybolması, kaos ortamının oluşması, olup biten üzerindeki kontrol duygusunun zayıflaması ve çözüme ayrılan zaman dilimlerinin yetersiz kalması da travmayı artırıcı faktörler arasında bulunuyor.

ACİZ BİR KABULLENİŞ

Terör, aile içi şiddet, kazalar gibi insan eliyle oluşan travmaların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri deprem, sel, fırtına gibi doğal afetlerin oluşturduğu travmalara göre çok daha dramatik bulunuyor. Üzerinde kontrolümüzün kalmadığını düşündüğümüz acı, şok ve hayal kırıklığı yaratan olaylar karşısında aciz bir şekilde başımıza gelenlere tahammül etmeye çalıştığımız belirtiliyor (Seligman-öğrenilmiş acizlik modeli). Travma kişiye neler yaşatır? ■ Yoğun duygular. (Acı, terör, utanç, dehşet, yas, hiddet, şok, panik, kızgınlık, çaresizlik.) ■ Boşluk hissi. (İnkâr, inançsızlık, duyguda çözülme.) ■ Geri dönüşler. (Olayın acı verici sahnelerini tekrar tekrar anımsama.) ■ Kolay tetiklenme hali, her alana yayılan kontrol ihtiyacı, genel ilgi kaybı. ■ Zaman ve mekân yöneliminde bozulmalar. ■ Dikkat ve hafıza güçlükleri. ■ Sürekli travmatik yaşantılar hakkında konuşmayı isteme ya da yalnız kalmayı talep etme. ■ Terk edilmişlik ya da reddedilmiştik hissi. ■ Yargılayıcı davranma. ■ Psikosomatik belirtiler. (Dolaşım, sindirim ve bağışıklık sistemi rahatsızlıkları.) ■ Uyku ve iştah sorunları. ■ Alkol ve/veya madde istismarı. ■ Kişilikte çözülme. ■ Öfke patlamaları. ■ İntihar düşünceleri. ■ Yaşama dair olumlu beklentilerin kaybolması. ■ Kişiselleştirme, kendini suçlama. ■ Sosyal durumlara uyum yeteneğinin yitirilmesi. ■ Diğerlerine güven duygusunun kaybolması.

Sessiz ve Uysal Çocuklar Gürültücü ve Öfkeli Oluyor

Çocuklar herhangi bir felaketten sonra şu davranışları gösterebiliyor: • Sessiz, uysal ve önemseyen olmaktan bağıran, gürültü patırtıcı ve saldırgan olmaya veya dışa dönük olmaktan utangaç ve korkmuş olmaya doğru değişim göstermeleri. • Gece korkuları geliştirmeleri. Geceleyin ışıkların sönmesiyle birlikte yalnız uyumaktan, kendi odalarında uyumaktan ya da kabus veya kötü rüyalar görmekten korkabilirler. • Olayın tekrarlamasından korkmaları. • Kolaylıkla üzgün, ağlamaklı ve sızlanır olmaları • Yetişkinlere duydukları güveni kaybetmeleri. Zira, her şeyin ötesinde, güven duydukları yetişkinler felâketi kontrol edememişlerdir. • Yatak ıslatma veya parmak emme gibi daha küçük yaştaki davranışlara geri dönme • Ebeveyninin görüş mesafesinden çıkmamasını isteme ve okula veya çocuk evine gitmeyi reddetme • Söyledikleri veya yaptıkları bir şeyden ötürü felâkete neden oldukları düşüncesiyle suçlu hissetme • Ani yüksek seslerden korkma • Baş ağrısı, kusma veya ateş gibi hastalık belirtileri gösterme. Güneydoğu’da terör Batı’da doğal afetler Coğrafi doku ve buna bağlı olarak gelişen ekonomik koşulların yaşanan travmanın türünü belirlemede büyük önem taşıdığı belirtiliyor. Güneydoğu’da uzun yıllar yaşanan terör dehşeti Batı’ya geldikçe yerini maden kazalarına ve doğal afetlerin ıstırabına bırakıyor. Tepkiler çeşit çeşit İnkar “Bu benim başıma gelmiş olamaz.”: Bu evrede kaybedilen kimse her an geri gelecekmiş gibi beklenir. Sanki hala orada yaşıyormuşçasına sofraya tabağı konur, elbiseleri, odası olduğu gibi korunur. Ardından gözyaşı dökülmez. Zira ölüm henüz kabul edilmemiştir. Öfke “Bu neden benim başıma geldi ki?”: Kaybedilen kimse geri dönecekmişçesine mücadele verilir, bu olmadığında da giden kişi ve/veya bu hale sebebiyet veren kurum ya da kurumlar derin bir öfke hissi ile birlikte suçlanır. Pazarlık “Eğer ..... olursa, çok daha iyi bir insan olacağıma söz veriyorum.”: Genelde kayıp öncesi (ağır yaralı olma, yoğun bakımda kalma) yaşantılanan bir süreçtir. Terk eden kimse veya Tanrı ile pazarlıklar başlar. Durumun değişmesi veya sürecin sona ermesi için yalvarma, dilekte bulunma, dua etme, sözler verme bu pazarlıkların tipik tepkileridir. Depresyon “Artık daha fazla düşünemeyeceğim.”: Umutsuzluk, hayal kırıklığı, acı, kendine acıma, geleceğe dair ümitlerin, hayallerin ve planların yok olarak yerini yasa bırakması bu evrenin özellikleridir. Kontrol kaybı, boşluk hissi ve hatta intihar düşünceleri söz konusu depresyonun temel işaretleridir. •    Kabul “Her ne olup bitiyorsa kabule hazırım”: Boyun eğme ve kabul farklı kavramlardır. Kaybı kabul etmek demek, ona sessizce boyun eğmek demek değildir. Birinin varlığı, onun yokluğunu da bilebilmek demektir. Birinin ölümü (intihar gibi, rahatsızlık işareti olabilecek haller hariç), onun kasten isteyebileceği bir hal değildir. Bu nedenle, sürekli hata aramanın da bir anlamı yoktur. O halde, acıyı azaltacak ve iyileşmeyi güçlendirecek noktaları bulmak gerekir. O iyi kişisel gücümüzü arttıracağı gibi, hoş anıları yakalayabilmenin de anahtarı olacaktır. İÇE DÖNÜK KİŞİLER TRAVMAYA DAHA AÇIK Travmaların üzerimizdeki etkisi yaşam boyu sürebiliyor. İçe dönük kişilik yapısına sahip insanlar hem travmaya daha açık hem de kendilerini suçlamaya daha meyilli oluyor. Travmaların etkilerinden korunmak ve travmalarla başa çıkma yollarını öğrenmek kişinin yaşamını olumlu yönde etkiliyor. Bu sorunun etkileri sadece travmanın kendisiyle artmıyor. Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Psikolog Yrd. Doç. Dr. Gül Çörüş, kişi ve kurumların travmayı artırıcı etkilerine dikkat çekerek çözüm yollarını anlatıyor. Çörüş, kişi ve kurumların travmayı artıcı davranışlarını şöyle sıralıyor: BİLGİ KİRLİLİĞİ OLABİLİYOR Kurumlar birbirleri ve hatta kendileriyle çeliştikleri için olay sonrası bilgilendirme eksik kalabiliyor ya da yanlış bilgi, bilgi kirliliği yaratabiliyor. ■ Yaşam alanları kurmada (nereden bilgi alınacak, akışın takibi nasıl yapılacak, vb) organizasyon boşlukları oluşabiliyor. ■ Yaşanan acının büyüklüğüne bağlı olarak kişisel sınırlar darmadağın oluyor. ■ Cenaze teslimleri travmatik koşullarda gerçekleşiyor. TEDAVİ VAR İçe dönük kişilik yapısı olanların travmaya daha açık oldukları belirtiliyor. Bilişsel hassasiyeti yüksek olan bu yapıdaki insanlar, olaylar karşısında kendilerini suçlamaya meyilli oluyor. Çörüş, "Travmanın tedavisi var" diye konuşuyor. Bu alanda her psikoterapi ekolünün travma ile çalıştığı belirtiliyor. Ülkemizde en yaygın kullanılan tedavi tekniğinin, 'hızlı göz hareketlerinin duyarsızlaştırması ve yeniden işlemleme' adı altında anılan bir travma müdahale usulü olduğu belirtiliyor. Uzmanlarca uygulanan bu tedavide amaç; ilgili tekniklerin yardımıyla travmatik anıların bilinçli kabul düzeyine erişiminin sağlanması, duygusunun çözümlenmesi ve gelecek yaşama dair umut kazanan kişinin ruhsal açıdan daha dengeli bir yapıya kavuşması olarak açıklanıyor. TRAVMADAN UZAK KALMAK İÇİN ■ İnsan eliyle oluşması muhtemel travmalara dair güvenlik önlemleri zamanında alınmalı. ■ Kısa vadede elde edilebilecek kazançlar yerine uzun vadede kazanılabilecek hazza odaklanılmalı. ■ Kişinin özel ve önem taşıyan uğraşlar edinmesi sağlanmalı. ■ Sosyal sorumluluk projelerinde yer alınarak bireysel ruh sağlığı desteklenmeli. ■ Yaşamda hayal kırıklıklarının olabileceği kabul edilmeli ve buna tahammül artırılmalı. ■ Yaşama dair esneklik geliştirilmeli. ■ Belirsizliklerle yaşama pratiği artırılmalı. ■ Hayata bir bilim insanı gibi yaklaşılman ve yanlışlara pay tanınmalı. TRAVMA SONRASI STRES BZOUKLUĞU Akut dönemde travmatik yaşantılar, huzursuzluk anksiyetesi ile tekrar tekrar deneyimleniyor. Bu olumsuz yaşantılar uzun vadeye yayılarak travma sonrası stres bozukluğuna dönüşebiliyor. Yineleyen korkuların özellikleri şöyle sıralanıyor: ■ Olayın her an akla gelen stres yaratıcı sahneleri. ■ Olayla ilgili tekrarlı rüyalar, kâbuslar. ■ Olay yeniden yaşanıyormuş gibi davranmak ve hissetmek. ■ Olayı çağrıştıran ipuçlarıyla yüzleşme halinde yoğun psikolojik stres yaşamak. ■ Travmayı anımsatan düşünceler, hisler, yerler ya da kişilerden kaçınmak. ■ Travmanın önemli sahnelerini hatırlamada güçlük çekmek. ■ Diğerlerine yabancılaşma hissi. ■ Kısıtlanmış duygulanım. (Sevgi hissinde azalma vb.) Çoklu travmaların çözümü daha zor Çoklu travmaların çözümünün daha güç olduğu belirtiliyor. Maden kazasını takiben, bir ailede 1’den fazla vefatın olması, kazaya ilişkin ihmallerin ortaya çıkması, sosyal hakların karışık hale bürünmesi, geleceğe ilişkin belirsizlikler, aynı  ya da benzer madenlerde çalışma mecburiyetinin olması gibi haller tekrarlı travma yaşantısı olarak görülüyor ve zor çözümlenen travma yapısını oluşturuyor. Çocuğunuz travma yaşadıysa dikkat! ■ Çocuğunuzla neler hissettiğini konuşun ve onu yargısız dinleyin. ■ Bazı şeyleri çözmesi ve kendi hislerine sahip çıkması için ona zaman tanıyın. ■ Mutlu, üzgün, kızgın, çılgın ya da korkmuş gibi hislerini ifade etmeye dönük kelimeleri kullanmayı öğrenmesine yardım edin. ■ Ona güven verin. ■ Aile olarak mümkün olduğunca bir arada olun. ■ Önceki yaşam tarzınıza olabildiğince çabuk geri dönün veya yeni tarzlar geliştirin. ■ Felaketin onun hatası olmadığı mesajını verin. ■ Giyecek ve yiyeceklerini seçme gibi konularda kısmi kontrole sahip olma izni tanıyın. ■ Çizdiği resimleri veya aile ve arkadaşlarına yazdıklarını verip göndermeleri konusunda cesaretlendirin. ■ Geniş aile üyeleriyle yeniden bağ kurun. ■ Sözlerinizi tutarak yetişkinlere yeniden güven duymasını sağlamaya çalışın. ■ Planlar geliştirmesine yardımcı olarak geleceğe duyduğu inancı yeniden kazanmasına yardım edin. ■ Yeterli sağlık bakımı aldığından emin olun. ■ Dengeli beslenip yeterince dinlendiğinden emin olun. ■ Çocuğunuza bakabilmek için kendinize bakmanız gerektiğini unutmayın. ■ Uyku saatinde çocuğunuzla daha fazla zaman geçirin. ■ Uzağa gidecekseniz nereye gideceğinizi ve ne zaman döneceğinizi bilsin. ■ Felaketin ardından uyurken ışığı bir süre açık bırakmak gibi ayrıcalıklar tanıyın. ■ Haber programlarını da içeren ilave travmalara maruz kalmasını sınırlayın. HABERTÜRK