Stresin Kimyası

Stresin bedeli

Stres gündelik hayatımızın doğal bir parçası olmaya devam edecektir. İstekler karşısında vücudumuzun bir tepkisi olarak da tanımlayabileceğimiz stresin iyi ve kötü sonuçlarını bilmemiz sağlığımız açısından önemlidir.

Bugün İngiltere de stres artık iş kazası olarak kabul edilmektedir. Çalışanı üzerinde gereksiz stres oluşturan ve zarar veren iş veren yüksek tazminatlar ödemektedir.

İngiltere de kayıp iş günleri Korener yetmezliğinden 8 milyon, Kalp krizinden 62 milyon iken davranış bozukluklarında 91 milyon iş günüdür. (Kaynak CBI)

Strese alkolle karşılık verme alışkanlığı olan İngiliz toplumunda, Alkole bağlı hastalıların yıllık maliyetinin 1,7 milyar sterlin olduğunu aynı kaynak bildirmektedir.

Stresin ölçülebilir zararları hastalık, emeklilik, görev başında ölüm, iş kaza ve yaralanması, işe gelmemek, sağlık sigortası masraflarıdır.

Stresin ölçülmeyen zararları ise verim düşmesi, zaman kaybı, yanlış 0karar alma, yönetim etkisizliği, kişiler arası ilişkilerde gerginlik, kaza riski, performans düşüklüğü gibi sonuçlardır.

Bütün bu sonuçlar beyin kimyasını bozarak ortaya çıkmaktadır.

İlaçların yeri 

Acaba bozulan beyin kimyasını düzelttirerek stersin bu sosyal ve bedensel sonuçlarını önleyebilir miyiz? Sorusu en çok tartışılan konulardır.

Stresin tetiklediği hastalılara psikosomatik hastalılar deniliyor. Astım, alerji, mide ülseri, felçler, beyin kanamaları, tansiyon yüksekliği, kalp-damar hastalıları, romatizma, guatr, kolit, sivilceler, bu grup hastalıklar arasında sayıla gelmektedir.

En azından kişinin stresinin ortadan kalması beyin kimyasının düzelmesi bu hastalılara giden sürecin durdurulması anlamına gelmektedir.

Hekimler günlük pratiklerinde stresi ortadan kalktığı durumlarda sivilcelerin bile daha iyileştiği gözlenmektedir.

Beyin kimyası stres nedeniyle bozulan bu kimseye verilen antistres bir ilaç beynin organlara olumsuz etkisini durdurabilmektedir.

Bugün kalp krizi geçiren insanlara ikinci kalp krizi geçirmemesi amacıyla antistres ilaçlar verilmektedir.

Antistres ilaçlar hekim tarafından verilmelidir.Kişinin bireysel ihtiyacına göre düzenlenmesi gerekir.Bu ilaçların uyuşturucu nitelikte olmayan farmakolojik iyileşme yapan ilaç olması önemlidir.

Otonom sinir sistemi

İrademiz dışında çalışan organlarımızı yöneten sinir sistemi bölümüdür.İki ana sistemden oluşur.

Sempatik sinir sistemi:

Bu sistemin uyarılması sonucu çarpıntı, sık nefes alma, mide kasılmaları, terleme, kaslarda gerilme, el-ayakta soğuma, bulantı, baş dönmesi, baş ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Bedenimiz bir tehdit ile karşı karşıya kaldığında bu sistem uyarılır.”Dövüş veya kaç” süreci tetiklenir.Beyin hipofiz bezini harekete geçirir, adrenalin salgılanmaya başlar.

Kaslara ve beyne giden oksijen artar, enerji artışı olur.Zihin açılır, gözbebekleri büyür, kaslar kasılır.Adrenalin depoları boşalmıştır.Organizma mücadeleye hazırdır.

Bu durum uzun sürerse damarlar büzülür, tansiyon yüksekliği devam eder, karaciğer nedeni kana glikoz, kollestrol, yağ asitleri gibi enerjileri pompalamaya devam eder.

Parasempatik sinir sistemini devreye sokamazsak fazla yağlar, şeker yakılamaz, enerji depoları boşalır, organ faaliyetleri aksar, psikosomatik hastalıklar ortaya çıkar.Müzmin hastalıklar, kronik yorgunluklar böyle uzun süren stresin sonucudur. Damla damla adrenalinde diyebileceğimiz bu durumu düzeltmek için parasempatik sinir sistemimizi devreye sokmayı başarmalıyız.

Parasempatik sinir sistemi:

Bu sistem vücudun onarım, dinleme, rahatlama, sindirim faaliyetlerinde önemlidir.

Bu sistemin özelliği kendi kendine harekete geçmez, beyinden emir bekler. Kişi stres yönetiminde başarılı ise rahatlama, olumlu düşünme, nefes almayı bilme gibi becerilerle stresin organlarımıza etkisi önlenmiş olur.

Bedenimizin iyiliğine yönelik olan parasempatik sinir sistemi ile uyarılmaya yönelik sempatik sinir sistemi arasında doğal bir denge vardır.Bu dengeye “Homeostazis” denilir.İşte “Homeostazis’i” bozan her şey strestir.

Stresin doğrudan beyne etkisi:

Zihin karışıklığı , unutkanlık, dalgınlık, uykusuzluk ,aşırı yeme, iştahsızlık, ağlama, depresif olma,sinirlilik, öfkelilik, sıkıntı, huzursuzlukgibi belirtiler stresin beyin kimyasında doğrudan geliştirdiği hastalık belirtileridir.

Zaman baskısı, başarı baskısı, hızlı yaşantı, ekonomik yarışmacılık, kıskançlık, “Yapmalıyım, mecburum” gibi zihinsel şartlanmalar hep beyin kimyasını bozmaktadır.

Beyinde serotonin azalması, noradrenalin azalması Depresyona, bazı bölgelerde noradrenalinin aşırı salgılanması panik bozukluğuna neden olmaktadır.

Kişide eğer yatkınlık varsa dopaminerjik sistem bozularak psikotik depresyonlar veya şizofrenik tepkiler ortaya çıkabilmektedir.

Öfkede ne oluyor?

Noradrenalin fazla salgılanıyor.Derimiz kırmızı, kuru ve sıcak oluyor.Salya artıyor, mide, barsak hareketleri hızlanıyor, mide salgısı artıyor.Kasılmalar oluyor, tansiyonumuz yükseliyor.

Korkuda ne oluyor?

Adrenalin daha çok salgılanıyor.Deri soluyor, terleme, soğukluk oluyor.Ağız kuruyor, mide salgısı artıyor fakat barsak hareketleri yavaşlıyor.Çarpıntı oluyor fakat tansiyon düşüyor.Kabızlık, baygınlık, baş dönmesi görülebiliyor.

Sonuçta stresi yönetmenin beyin kimyasını yönetme olduğunu bilmek gerekmektedir.Nasıl müzik aleti, otomobil yardımsız sağlıklı öğrenilemezse stres de profesyonel yardımla doğru yönetilmeyi bilmek doğru olacaktır.