E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

Sonsuza kadar yaşamak mümkün

Sonsuza kadar yaşamak mümkün

“Biz neden ölüyoruz” sorusuna cevap arayan bazı bilim adamları, insan ömrünü uzatmak için çaba gösteriyor. Otoriteler ölümsüzlüğün önümüzdeki yıllar içinde mümkün olabileceğini düşünüyor. Din bilimciler, felsefeciler ve gen mühendisleri ise bunun üzerinde tartışıyor.

İnsanlığın bugüne kadar üzerinde durmak istemediği, hep erteleyip bir kenara ittiği bir tartışma konusu ölümsüzlük. Her şeye çare arayan insanoğlu ölümsüzlüğe çare arama konusunda biraz çekimser. Felsefeciler bunun kökeninde dini inanışların, kültürel ve politik yapının yattığını düşünüyor. Öyle ya, bu dünyaya sınanmak için geldiysek ve öteki dünyada tanrı ile buluşacaksak ölümü evrenden silmeyi nasıl düşünebilir, buna nasıl cüret edebiliriz? Ancak bu düşünce tarzı eskidendi. Yeni din bilimciler çok daha farklı bir yaklaşım sergiliyor. Onlara göre “Hayat Tanrıysa, sonsuza kadar yaşamak demek sonsuza kadar Tanrıyla olmak demek.”

120 YIL SONRA ÖLÜM YOK • Ölümsüzlük konusunda en tanınmış teorisyenlerden biri Britanyalı Aubrey De Grey. Kendisi Cambridge Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi okumuş. Daha sonra da aynı üniversitenin genetik departmanında çalışmaya başlamış ve ardından da biyoloji doktorluğu unvanını almış. Onun iddiasına göre, önümüzdeki birkaç on yıl içindeki bilimsel başarılar insan ömrünü uzatacak. Ancak bu sürenin ne kadar uzayacağı konusunda kesin rakamlar vermiyor.

Karşıtlarının “Kafayı yemiş” dediği Grey, ölümsüzlüğe çare bulunacağı günün çok uzak olmadığını söylüyor. Ona göre, araştırmalar için yeterli kaynak ayrılırsa 120 yıl kadar sonra ölümün bitmesi ve insan türünün sonsuza kadar yaşaması ihtimali çok yüksek.

PEKİ YA NÜFUS ARTI?I? • Ölümsüzlük tartışmaları günümüzde üç ayak üzerinden yürütülüyor: Din, sosyal yapı ve bilimsel ilerlemeler.

Bazı felsefecilerin ölümsüzlük konusunda manevi kaygıları var. Onlara göre, ölümün varlığı, güçlü arkadaşlıkları ve sevgi duygusunu ayakta tutuyor. Bu görüşe katılmayanlar ise, ölümlülüğün insanları suça ve kötülük yapmaya ittiğini vurguluyor. Bazı toplumbilimciler, insanların sonsuza kadar yaşamalarının dünyada bir kaosa yol açabileceğine inanıyor. Gerekçeleri ise şu: “Ölümsüzlük olmayınca insanlar ölmeyecekleri için birikerek çoğalacaklar, o zaman kimi nereye sığdıracaksınız?”  

Ölümsüzlük teorisyenlerinin bu konuda cevabı hazır: “İnsanların nüfusu zaten insanlık tarihi boyunca artıyordu. Yani nüfus artışı yeni bir şey değil. Savaşlar ve hastalıklar, tarih merdiveninden yukarıya doğru çıktıkça daha da az can almaya başladı. Bu da aşamalı olarak nüfusun ve yaşam ortalamasının artmasına yol açtı. (Son 160 yıldır her 10 yılda bir ortalama hayat süresi 2.5 yıl artıyor) Öte yandan “Çocuk bakmak da pahalı bir şey halini aldığı için gelişmiş ülkelerde doğum oranı azaldı. Nüfus artısı durağanlaştı. Dolayısıyla bu durum, ölümün ortadan kalkmasıyla denge kazanmış olacak.”

KLONLAMANIN ETKİSİ • Konu hakkındaki yeni teorilerin bu denli cesurca ortaya atılmasının en önemli sebebi, bilimsel gelişmeler; özellikle de klonlamada ve gen mühendisliğinde erişilen nokta.    

Bilhassa gençleşmek için üretilen bazı hormonlar önemli etkiler gösteriyor. Örneğin, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde melatonin hormonunun fare hayatını yüzde beş oranında arttırdığı gözlendi. Fakat burada da şöyle bir kısırdöngü var. Yenileyici ilaçlar yaşlanmayı ne durduruyor ne de yavaşlatıyor. Bunların sadece tamir edici etkisi var. Önemli olan, saçların ağarması, kemiklerin incelmesi, kasların ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi temel semptomlarla kendini gösteren yaşlılığı daha başlamadan önlemek.

GENETİK KODLAMA • Bazı bilim adamları araştırmalarını yaparken şu düşünceden hareket ediyor: Belki de yaşlılık, evrimsel süreç boyunca insanda yer eden bir tür genetik kod ya da arıza. Evrim süreci boyunca insanoğlu koşullara, ihtiyaçlara ve zamana göre fiziki değişime uğramış ve bu değişimler genetik kodlarla aktarılmıştı. 10 ile 20 bin yıl önce insanoğlu 30 yaşını aşamıyordu ki bunun nedeni, kıtlık, hastalıklar ile diğer insan ve vahşi hayvanlar tarafından öldürülmesiydi. Binlerce yıllık bu sürece ait bilgiler genlere yerleşerek bugüne kadar aktarıldığı için bugün insan türü belli bir noktadan itibaren yaşlanıyor ve belli bir süre sonra da ölüyor. Dolayısıyla bu kodlar çözülürse önemli bir ilerleme sağlanacaktır.

HÜCRELER BÖLÜNMEZSE • Bu yaklaşımla bağlantılı olarak Biyolog Leonard Hayflick insan hücrelerinin 50 ya da 80 kez bölünerek çoğaldığını ve ardından aniden durduğunu söylüyor ve soruyor: “Hücreler ne zaman duracaklarını nereden biliyorlar?” Oysa hücreler bölünmeyi sürdürdüğü sürece yaşlanma olmayacak.

Idaho Üniversitesi’nden Biyolog Steven Austad “Hemen yarın bir şeylerin bulunmasını beklemeyin ama önümüzdeki 50 yıl içinde önemli gelişmeler olacak” diyor.

Durum gerçekten umut verici. Nitekim Biyolog Michael Rose, yaptığı deneylerle, normalde 40 gün yaşayan bazı böcek türlerinin 130 gün yaşamasını sağladı. Aynı şekilde M.I.T. Üniversitesi’nde biyolog olan Leonard Guarente ve Cynthia Kenyon, omurgasız yaratıklarda hayat ortalamasını arttıran bir takım gen ve enzimler keşfetti.

Yine geçen hafta, Minnesota Üniversitesi’nde yapılan bir deneyde, ölü fare kalbine yeni hücreler ekildi ve kalp yeniden canlandırıldı. Bu son gelişme, ölümün yenilebileceği konusunda daha çok insanı ikna etti.

“Ölümsüzlük” denilince insanların aklına hemen yaşlı bir insan olarak sonsuza kadar öyle kalma düşüncesi geliyor. Oysa ölümsüzlük, yaşlılık nedenlerini yenmekle elde edilecek bir şey. İnsanlar genel olarak ölümü kabullenmişse de farklı düşünenler de var: Ünlü yönetmen Woody Allen alışılmış üslubuyla “Ölümsüzlüğü yarattığım sanat ürünleriyle
değil, hiç ölmeyerek yakalamayı tercih ederim” diyor.