SEVİLEN KİŞİLERİN KAYBI

SEVİLEN KİŞİLERİN KAYBI

SEVİLEN KİŞİLERİN KAYBISevilen kişinin kaybı sonrasında gösterilen reaksiyonlardan biri yasdır.

Yakınlarını kaybeden kişi geleceğe yönelik güvensizlik öleni özleme ruhsal ve fiziksel yalnızlık hissetme yas üsreci içinde yaşanır.   Yas tutma evrenseldir ve kaçınılmazdır. Yas dönemi kayıp ve kaybın getirdiği gerçeğe uyum sağlama  sürecinde güçlük çektiğini ifade eder.  Sevilen bir kişinin ölümünün ardından yaşanan o kişinin artık var olmadığını kabullenmekte zorlanmaktır.  kişi önce sevdiğinin ölümünü inkar eder. Onun ölümüne  inanamaz. Ardından ölen kişinin ardından yaşananlarla adeta pazarlığa girişilir. “Keşke bu  hiç olmasaydı”, “şunu yapsaydım”. “Onu üzmeseydim” gibi ifadeler kullanılır. Keder durumunun yaşanmaması çoğu, kayba uğrayan kişinin, acı çekmeksizin sevdiği kişinin kaybının üstesinden gelebilmesini zorlaştırır. Çekilen acının yoğunluğu kişiden kişiye değişir, ancak insanların çoğu yas süresinde çok derin bir duygusal acı yaşar. Bu acının yaşanması yasın atlatılması açısından son derece önemlidir.   Sevilen kişinin olmaması kişide mutsuzluk yaratmasının yanı sıra yaşama uyumda zorluklar, insanlardan uzaklaşma ve gelecek hakkında umutsuzluk hisseder. Bazı kişiler sevdikleri kişilerin hayatlarındaki rolünü o kişiler hayatlarında var olmayınca fark ederler. Burada o olmadan kişinin kendini yaşamaya alıştırması son derece önemlidir. Kabullenme döneminde  kişi acı da olsa yaşananların gerçek olduğunu ve gerçekle baş etmesi gerektiğini anlar. Yaslı kişiler, duygusal enerjilerini diğer insanlarla olan ilişkilerinde kullanabilmeye başlamaları günlük yaşama uyum sağlamaya başladıklarının göstergesidir.  Kişi bu durumda “o öldü ben yaşıyorum” aynı günlük işleir yapıyorum duygusunu bir sure yaşar bu durumu haksızlık olarak da  değerlendirebilir. Ancak bir sure sonra bu aşılır., oldukça sık rastlanan bir durumdur.
Normal olarak yaşanan yas durumlarından daha yoğun bir süreç vardır. Bu süreç inkar etme, acıyı azaltmak için uygun olmayan tepkiler geliştirme içerir. Örneğin kişi acısını azaltmak için evde hiç durmak istemez sürekli dışarıdadır. Eve girebilmek için diğer aile bireylerinden birinin gelmesini bekler.  Bazı durumlarda yas süreci tamamlanamaz ve kesintiye uğrayabilir. . Kayba bağlı olarak yaşanan yoğun suçluluk duyguları, yalnızlık, daha önceki kayıplara ait bitirilmemiş işler, önceden var olan fizikel yada psikolojik sağlık sorunları ve sosyal baskılar normal yas sürecini engelliyebilir.. Yas dönemindeki bir kişide ruhsal ve bedensel belirtiler ile birlikte bir depresif tablo vardır.. Ancak değersizlik duygularının aşırı düzeye çıkması, iş yapma yeteneğinin uzun süreli ve ağır derecede azalması ve belirgin psikomotor yavaşlama, özkıyım düşünceleri, alışılagelmişin dışında belirtilerdir ve yasın major depresyon yönüne kaydığını gösterir. Bu durumda bir uzaman yardımı gereklidir. Sevilen kişinin kaybı sonrasında  depresyon başta olmak üzere, takıntılar, stres ve psikosomatik rahatsızlıklar görülmektedir. Kişinin yaşadığı olumsuz duyguların tercümanı  bedensel tepkiler  de olmaktadır.

Yası etkileyen faktörler kaybedilen kişinin kim olduğu ve kaybedene yakınlığına da bağlıdır. Kaybedilen kişi  yakın ilişki kurulan, güven duyulan bir kişi ise yas daha yoğun yaşanmaktadır.  Ölüm şekli de kaza, intihar  yada doğal ölüm olup olmaması da yasın şiddeti ve uzunluğuyla parelellik göstermektedir.  İntihar ve kaza durumları beklenmedik olaylar oldukları için yası arttırmaktadır.. Yas sürecini etkileyen faktörlerden biri de yası tutan kişinin  özellikleridir. Kişinin fiziksel ve psikolojik sağlığı, entellektüel kapastesi, strese dayanıklılığı, mesleği ve iletişim becerileri, yasa ilişkin önceki yaşantıları  genel olarak yaşanan süreci etkileyen kişisel özelliklerdir.

Kaybedilen kişinin ölümünden önce yaşanan olumsuz olaylarda yas süreci üzerinde etkilidir. Kaybedilen kişi ile yaşanan olumsuz bir yaşantı kaybı yaşayan kişi de yoğun suçluluk duygularına neden olmaktadır. Bu suçluluk duyguları depresyona sebep olmaktadır. Örn,20 yaşındaki üniversite öğrencisi olan Ayşe sınavlarına yoğun bir şekilde evde hazırlanırken babası ondan markete gitmesini istemişti. Ayşe de gidemeyeceğini belirterek çalıştığımı görüyorsun nede n söylüyorsun diyerek tepki göstermiştir. Aynı gün Ayşe’nin babası trafik kazasında vefat etmiştir. Ayşe o günkü davranışları nedeniyle suçluluk duyguları yaşamaya başlamış. Bunun sonunda depresyona kadar götürmüştür.

Yakınların kaybı sonrasında erkekler kadınlara kıyasla daha fazla depresyon yaşamaktadırlar.Toplum yapımızdaki muhafazakarlık ve topluma ait inanışlar nedeniyle erkeklerde sevilen kişinin ölümü sonrasında  yaşanan sıkıntılardan daha çok etkilenmektedirler. “Erkekler ağlamaz”, “Erkek güçlü olmak zorundadır.”,  “Erkek evin direğidir.” Şeklindeki inanışlar erkeklerin duygularını ifade etmekte zorlanmasına ve bunun sonucunda da belirtilen semptomları daha yoğun yaşamaktadırlar. Erkekler ev hayatını daha suskun ve kadına kıyasla daha az yaşadıkları için yaş ilerledikçe kayıplar onları daha çok etkilemektedir. Kadınlar ev hayatıyla daha iç içe oldukları ve çevresiyle duygusal paylaşımları daha çok    gerçekleştirdikleri için sıkıntıları nispeten daha az yaşamaktadırlar.

 Toplumumuzda aile, eş, dost kavramları önemlidir.  Bu bağlamdaki ilişkiler duygusal paylaşımlarımız için önemli ortamlardır. Özellikle kayıp dönemlerinde arkadaşlarımız, yakın çevremiz  bu dönemin atlatılması sırasında bize yoğun destek verirler.  Bu doğrultuda bir çok kayıp sonrası yaşanan çökkünlük bu ortamlarda verilen destekle aşılmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde kaderci yaklaşımlarda  sevilen kişinin kaybı sonrasında yaşanan ruhsal çöküntüyü engellemekte teselli aracı olmaktadır. “Kader böyleymiş.”, “Allah böyle yazmış.”, “Günü dolmuş” gibi cümleler kendi kendimizi teselli için kullandığımız yaklaşımlardır.  Toplum yapımızda  dinin, dinsel inanışların, sabır kavramının önemli olduğu düşünürsek kayıp sonrası semptomları ılımlı yaşamamızın nedenlerini, bu olgular da bağlayabiliriz.

Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda hayatınızda bazı değişikliklere ihtiyacınız olabilir. İşte öneriler...
  • Kişinin hayatta en çok endişe duyduğu şeylerin başında sevdiklerinin başına kötü bir şeyin gelmesidir. Bu dönem eğer doğru biçimde geçirilmezse kişiy
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Sevdiğini hastalık derecesinde kıskananlar, çevresine kötü koku yaydığına inandığı için suçluluk duyanlar, doktor muayenesine genelde kendi kafasında
  • Çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamda da DEHB tedavisinde ilaç kullanımı genellikle etkili ve hızlı cevap oluşturur.
  • Randevu Al