E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

PSİKOTERAPİ NEDİR

PSİKOTERAPİ NEDİR

NP GRUP

Psikoterapi nedir, hangi durumlarda kimlere uygulanır, tedavi süresi ve süreci nasıl işler?

 


NPSİTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr.Oğuz Tan ve NP Grup Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi`nden Uzman Psikolog Zehra Erol anlatıyor.

 PSİKOTERAPİ NEDİR?

Psikoterapi, geleneksel anlamda psikolojik sıkıntıları olan kişilere, sıkıntılarının ne olduğunu anlamalarına, kökenleri hakkında bir iç görü kazanmalarına ve bunlara uygun çözüm yollan bulmaları için öneriler getiren her türlü yöntem diyebiliriz.

Psikoterapiye belli bir kuramın getirdiği, belli bir açıklama ve bu açıklamayla uyuşan bir çözümleme yolu olarak da bakabiliriz. Günümüzde çok farklı ve çok sayıda psikoterapiler kullanılır. Bunların birtakım ortak yönleri vardır ve bu ortak yönler de öncelikle kişinin problemini normalleştirmek, yani bu sıkıntıların başka insanlarda da bulunduğu ve bunlarla ilgili bilgi sahibi olunduğu söylenerek kişiye umut aşılamak, bu problemi sistemli bir yaklaşımla anlamak ve tedavi etmek diyebiliriz.

Psikoterapinin moral verici konuşmalardan ya da diğer rahatlatıcı şeylerden farkı nedir?
Aile ya da komşular da geçici rahatlamayı sağlayabilir; ama psikoterapiyi uygulayan psikoterapist her şeyden önce eğitimli biridir ve sorunu olan kişiyle bireysel bir yakınlığı olmadığı için tarafsız davranabilir. Ayrıca, kişiye getirdiği iç görüler ve önerdiği çözüm yolları açısından da belli bir kuram ve araştırmalara dayalı ektin stratejileri uygulayabilir.

PSİKOTERAPİ ORTALAMA NE KADAR SÜRER?

Bu, kişiden kişiye ve yaklaşımdan yaklaşıma değişir. Son yıllarda yapılan araştırma bulgularına göre, depresyon tedavilerinde en etkili psikoterapi yöntemi bilişsel-davranışsal terapilerdir. Bu terapilerin özelliği, depresyonun en yoğun olduğu, tedavinin başında haftada l ya da 2 kere hastayla psikoterapistin bir araya gelmesi ve görüşmeler arasında kalan zamanda da ev ödevlerinin uygulanmasıdır. Bunlara hasta ve terapist birlikte karar verdikleri için daha yaygın etkileri olabilir.

Bu terapiler genellikle 14-20 hafta sürer. Bilişsel-davranışsal terapi hemen hemen en kısa sürede en etkin terapi yöntemidir. Diğer terapi yöntemleri daha uzun sürebilir. Birçok araştırmada bu terapilerin bazı durumlarda ilaç kadar etkili olduğu gözlenmiştir. Bu alanda çok net sonuçlara ulaşmak zor olsa da, bilişsel-davranışsal terapiler bittiği zaman ilaçlarla aynı etkiyi verir, fakat daha uzun süre etkisinin devam ettiği görülür.

İlaç alırken vücutta kimyasal değişim sağlanabilir ama, bilişsel terapide kişi kendi düşünce sistemini, kalıplarını fark edebilme, sorgulama ve değiştirebilme fırsatı bulur. Kişinin belki çocukluğundan beri taşıdığı, örneğin yetersizlik duygusunu sorgulayarak değiştirebilmesi mümkündür. Ama dinamik oryantasyonlu dediğimiz, bilinçaltına itilmiş bazı anıların, düşüncelerin kişiyi rahatsız ettiği ve kişinin bunları fark edip çözümlemesi gerektiğini kabul eden yaklaşımlar çok daha uzun süren psikoterapi süreçleri gerektirir.

BU FARKLI YÖNTEMLERİN AMAÇLARI YA DA HEDEFLERİ DE FARKLI MI?


Psikoterapiler hemen hemen beş değişik düzey üzerinde çalışır. En üst düzeyde kişinin semptomlarını ya da çevreyi değiştirerek kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlamaya yönelik; ikinci düzeyde, daha çok kişinin düşüncelerini değiştirmeye çalışarak iyileşmesini sağlayan; üçüncü düzeyde aileyi, sistemi değiştirmeye yönelik; daha alt düzeyde daha genel sistemler üzerine ve en alt düzeyde de derinde yatan çatışmaları çözmeye yönelik yöntemler olarak beş değişik düzeyde çalışır psikoterapiler. Bu nedenle süreleri de farklı olabilir.

PSİKOTERAPİ HER ZAMAN ETKİLİ Mİ YA DA TEK BAŞINA YETERLİ OLABİLİR Mİ?

Psikoterapi her zaman herkese uygun olmayabilir. Bilişsel-davranışsal terapilerin uygun olması için her şeyden önce kişinin motivasyonunun yüksek olması, terapistle iyi bir ilişkinin kurulabilmesi, bu modeli benimseyebilmesi ve içselleştirebilmesi, kendisini sözel olarak ifade edebilmesi gereklidir. Kişinin psikoterapiden beklentileri önemlidir. Bir de kişiye psikoterapi pahalı gelebilir. Devlet hastanelerinde çok fazla hasta olduğu için uzun uzun psikoterapi yapılamaz.

Depresyonda bizim en fazla üstünde durduğumuz şey, ölüm düşüncesi ve intihar riskidir. Eğer hastada intihar riski varsa, mutlaka tedaviye ilaçla başlamak gerekir. Semptomlar hafifleyip, kontrol altına alındıktan sonra ve dikkati toparlandığında hasta,  psikoterapiden yararlanabilir.

DEPRESYON YİNELEYEBİLEN BİR RAHATSIZLIK. HASTA PSİKOTERAPİSTİNE KARŞI BAĞIMLILIK GELİŞTİREBİLİR Mİ?


Kişi bir psikoterapiden geçmişse, belli bir iç görü kazanmış olur. Hayatla başa çıkarken belli yaklaşımlarının onu depresyona götürebileceğini öğrenmiştir. Depresyona yatkınlığı olduğunu bildiği için, bir daha depresyona girme eşiğine geldiğinde kendisi bunun daha fazla farkına varabilir. Bilişsel terapiler aslında bir eğitim sürecidir, kişiye çok fazla bakış açısı ve strateji öğretiriz. Kişi kendi kendisine de onları uygulayabilir.

Bu, ev ödevleriyle de pekiştirilen bir şeydir. Ayrıca, bilişsel terapilerde depresyonun yenilenmesinin önlenmesi için program yapılır. Diyelim kişi kendisini çok iyi hissediyor, testler de bunu doğruluyor. Biz o kişiye depresyonunuz geçti gidin demeyiz; alt ay sonra bir daha görüşelim deriz. Böylece kişi eğer nüks etmeye yatkınlık görürse, o zaman neler yapabileceği konusunda önceden hazırlanan bir program yaparız. Bunlara ‘aşılama seansları’ deriz (yani altı ay sonra bir daha görürüz hastayı). Terapi tamamen kesilmez, bir takip sürecine girilir.

Hasta eğer terapistine bağımlı hale gelmişse hem kötü bir terapi yapılmış, hem de terapi beklenen başarıya ulaşamamış diyebiliriz. Çünkü, depresyonda en önemli şeylerden biri bağımlı olmaya yatkınlıktır. İşbirliği ilkesi çok önemlidir modern terapilerde. Belirli amaçlarla verilen ve bu amaçların hastaya doğru bir biçimde anlatıldığı ev ödevleri de bu işbirliğini, ekip çalışmasını pekiştirir.

Depresyona yatkınlığı etkileyen risk faktörleri olduğunu biliyoruz. Örneğin, kadınların sosyalleşmeyle öğrendikleri başa çıkma stratejilerinin onları depresyona daha yatkın hale getirmesi ya da küçük yaşta anne baba kaybı, fakirlik gibi etkiler vardır. Dolayısıyla, önleyici toplumsal çalışmaların yapılması gerektiği bilincinin yerleşmesi gerekir. Bireyleri depresyona karşı dayanıklı hale getirebilmek için neler yapılabilir türünden geniş çaplı çalışmalar yapılmalıdır.
 
ANTİDEPRESANLAR

HER DEPRESYON GEÇİREN İNSAN MUTLAKA İLAÇ TEDAVİSİ GÖRMELİ Mİ?

Ortalama ömür süresi içinde, 18-65 yaş arasında insanların % 15-20’si tedaviyi gerektirecek düzeyde bir depresyon atağı geçirir. Belirli bir anda, belirli bir toplulukta 100 kişiden 2 veya 3'ünde ciddi ve tedavi gerektirecek bir depresyon durumuna rastlarız. Depresyon oldukça sık ve yaygın görülen bir ruhsal bozukluktur. Peki her depresyon belirtisi, depresyon hastalığına mı işaret eder? Hayır, depresyon belirtilerinin bir bölümü ortalama iki haftadan fazla sürüyorsa, kişinin günlük hayatının kalitesini bozuyorsa, verimliliğini, üretkenliğini etkiliyorsa ya da kişi kendisini ruh sağlığı anlamında iyi hissetmiyorsa ancak o zaman bir tedavi gerekebilir.

Depresyonu iki ana gruba ayırabiliriz: Yapısal, yani doğrudan kişinin çevresel sıkıntı ve streslerinden kaynaklanmayan, daha çok kendi genetik, fizyolojik ve psikolojik yapı sorunlarından kaynaklanan depresyon. Diğeriyse, reaktif dediğimiz ve stresli yaşam olaylarıyla baş etme sırasında yaşanan bir çökkünlük hali. Türü ne olursa olsun bunlar tedavi açısından pek fazla fark göstermezler. Elimizdeki en önemli tedavi edici araç antidepresanlar dediğimiz ilaçlardır. Bu ilaçlar konusunda çok büyük gelişmeler, atılımlar vardır.

Değişik gruplara ayrılan antidepresanların da tedavi edici özellik açısından birbirlerine çok büyük bir üstünlükleri yoktur. Kabaca söylemek gerekirse, ilaçların başarısı % 65-70 gibidir. Değişik antidepresanlar denenmesine karşın, hastaların aşağı yukarı % 25-30'u bu ilaçlara cevap vermez. Modern anlayışta ilaç ve psikoterapi kombinasyonunun en etkili yöntem olduğuna inanırız. Sadece ilaçları verip, hastanın kendi halinde iyileşmesi beklenmez.

Antidepresanları verirken hastayla çok olumlu bir hasta-hekim ilişkisinin kurulması, psikoterapi desteğinin sunulması tedavi başarısını çok artırır. Ancak, reaktif tür dediğimiz bazı depresyonlar antidepresan kullanmadan da psikoterapiyle tedavi edilebilir. Depresyonu doğuran olumsuz koşullar devam ettiği için bu türde, ilaç bu etkileri ortadan kaldıramaz. Yapısal depresyonlarda bile psikoterapi yararlı ve gereklidir, ancak zorunlu değildir.

NEURO-BİOFEEDBACK VE DEPRESYON

Yoğun stres organizmada bir takım  fizyolojik belirtilerin oluşmasına neden olur.  Çarpıntı, kas gerginliği, baş ağrısı, nefes alış veriş düzensizlikleri gibi. Bunlara süreç içinde dikkat dağınıklığı ve unutkanlık da eklenir. Depresyonda da bu belirtilere sıklıkla rastlanır. Bu belirtiler kişinin iş ve özel yaşamını felç eder. Bu belirtilerin ortadan kalkması stresin kontrol edilmesiyle mümkündür.

Neuro-biofeedback; Kişinin beyin dalgalarını bilgisayarda görmesiyle gerilimin azaltılmasına ve gevşemenin sağlanmasına yönelik bir yöntemdir. Bilgisayar ekranında beyin dalgalarının gözlenmesi ve bunları geri bildirim amacıyla kullanmasına dayalıdır. Kişi stresinin bedensel tepkilerini bilgisayar ekranında görür, bu belirtilerin farkına vararak kontrol etmeyi ve gevşemeyi öğrenir.

Bu tedavi için önce beynin biyoelektrik haritası çıkarılır, stresli çalışan alanlar belirlenir.  Neuro-biofeedback aletinin elektrotları belirlenen alanlara takılır. Bilgisayar ekranında bu alandaki beyin dalgaları görüntülenir. Kişiye görsel ve işitsel sinyallerle geri bildirim verilerek, kendini kontrol  etmesi ve ‘rahatlamış’ beyin dalgaları üretmesi sağlanır. Neuro-biofeedback tekniğinde kişiye rahatsızlığı ile ilgili farkındalık kazandırılır. Bireysel psikoterapide elde ettiği davranış değişikliklerinin, beyninde ne tür biyoelektriksel görünüm kazandığıyla ilgili geribildirim verilir.  Yine bu yöntemle kas gerginliği ölçen aletler takılarak vücudun gerginliği ile ilgili görsel ve işitsel sinyaller bilgisayar ekranına yansıtılır. Bu sinyallerden alınan geri bildirimle vücut gevşetilerek kas gerginliğinin azaltılır. Bu şekilde stresin vücutta yarattığı bedensel tepkilerin azaltılması sağlanır.

REHACOM VE DEPRESYON

Depresyonda unutkanlık, dalgınlık, anlamakta güçlük çekme ve dikkat sorunları sıklıkla görülür. Kişi söyleneni dinlemekte zorlandığını, yapılan günlük işlere yönelemediğini ifade eder. Kişinin dikkatini odaklama, hatırlamada zorlanma gibi problemlerinin çözümünde destekleyici olarak kullanılır. RehaCom bir zihin geliştirme programıdır. Bu program, alınan tanının tedavisine yönelik olup 30 dakika veya hastaya göre arttırılarak, azaltılarak bazen tek program, bazen de iki program birlikte uygulanır. 

DEPRESYON VE EMDR

Depresyon çeşitlerinin birçoğunda geçmişle ilgili takıntılı düşünceler çoktur. Bu düşünceler kişinin etrafındaki insanlarla ilgili olabileceği gibi kendisi ile ilgili olan ve suçluluk içeren düşünceler de olmaktadır. Kişinin kendilik imajı bu yerleşik düşüncelerden ötürü olumsuz unsurlarla doludur. Kendilik imajı ile ilgili olumlu duygu ve düşünceler ise ön plana geçemez, kişi tarafından hatırlanamaz ya da hatırlansa da olumlu duygusal içerikleri ön plana geçemediğinden bir anlam ifade etmezler. Psikolojik sıkıntıların birçoğunda görülen, geçmişte olmuş bitmiş olumsuz yaşantıların olumsuz duygusal etkilerinden kurtulamama ve mevcut olumlu duygu birikimlerimizden yararlanamama durumu, depresyonun birçok çeşidinde var olan bir haldir. 

Psikoterapide birkaç temel hedef vardır. Bunlardan ilki kişinin zihninin takılıp kaldığı olumsuz anıların olumsuz duygusal yüklerine karşı kişiyi duyarsızlaştırmaktır. Zira bu, aslında insan beyninin otomatik olarak yaptığı bir işlemdir. Depresyondaki kişinin beyni bu işlemi zamanında gerçekleştiremediği için olumsuz duygular işlenememiş ve biriken bir olumsuz duygu yükü ortaya çıkmıştır. Bu işleme ve duyarsızlaştırmayı sağlamak “unut artık o günleri, hepsi geçmişte kaldı” gibi ve benzeri telkinlerle mümkün değildir. Kişinin olumsuz algılamalarına o kadar olumsuz duygular hâkimdir ki mantıklı telkinler yetersiz kalır. Psikoterapideki diğer hedef, kişinin içinde bulunduğu depresyon nedeni ile yeterince ya da hiç bağlantı kuramadığı olumlu duygusal hazinesi ile olan temasını güçlendirmektir.

Hepimiz az ya da çok olumlu deneyimler yaşarız ve bunların sonucu olumlu duygu hazinemizin içi dolmaya başlar. Geçmişte yaşanmış olumsuzlukların etkisi ile oluşan duyguların işlenmesinde ve zaman içinde bu duygulara duyarsızlaşmada olduğu gibi, geçmiş olumlu deneyimlerin sonucu yaşanan olumlu duyguların insanın ilerideki yaşantısına transferi de otomatiktir. Beynimizde olumsuz duygular zaman içinde etkilerini yitirirken, olumlu duygular canlılıklarını korurlar. Psikolojik anlamda sağlıklı bir beyinde işleyiş bu şekilde olur. Ancak psikolojik sıkıntılarımız varsa, özellikle depresyondaysak işleyiş tam tersine döner.

Kişi geçmiş hayatında hiçbir iyi şey olmadığını iddia eder ya da yaşanmış güzel günlerin geride kaldığını, o günlerdeki gibi hissedemeyeceğini ifade eder. Depresyondaki kişinin zannı o olumlu duyguların beyninden silindiği şeklindedir.

Olumlu duyguları beynin muhafaza ettiği gerçeğini bilmez, bilse de bunu algılayamaz ve hissedemez. Onun farkında olduğu ve hissettiği tek şey öznel deneyimidir; hayat onun için olumsuzluklardan ibarettir ve çok kötü hissediyordur. Olumlu duygusal hazine ile olan temasını güçlendirmek için depresyondaki kişiye sadece geçmişindeki olumlu deneyimleri ve güçlü yönlerini hatırlatmak yeterli olmaz. Hatırlamak bilişsel bir süreçtir ancak depresyondaki kişinin ihtiyacı olan, olumlu duygusal hazine ile duygusal bir temas kurmaktır.