'Psikolojik bir savaştayım' diyorsanız...

İnsan psikolojisinde, hakim olma arzusu hep olmuştur. Kontrolü elinde tutmak isteyen kişi veya kişiler, ahlaki sınırlar içinde veya dışında kalarak bunu devam ettirmeye çalışırlar.

'Psikolojik bir savaştayım' diyorsanız...

Egemen olma duygusu evrensel bir duygudur. Bu duyguyu adil ve doğru yönetebilmek, tarihte çok az liderde gerçekleşmiştir. İster ailede, ister şirket yönetiminde, isterse ülke yönetiminde olsun bazı psikoloji yasaları biliniyorsa doğru kararlar verilecek, doğru yöntemler uygulanacaktır.

Psikolojik savaş; klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde, yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak olarak tanımlanır.   Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Düşmanını tanımayan, savaşta yenilir. Hem kendisini hem düşmanını tanımayan savaşta yenildiği gibi savaştan sonrada toparlanamaz. Düşmanını tanımayıp kendisini tanıyan, savaştan sonra başarıya ulaşabilir. Hem kendisini hem düşmanını tanıyan gücün ise, yenik düşme ihtimali yok gibidir. Kendisini tanımayıp düşmanını iyi tanıyan gücün, savaşta yenik düşme ihtimali çok yüksektir.

Psikolojik savaşın birinci adımı, hasmını ve kendini iyi tanımaktır.

İkinci adımı, baskı ve ikna yöntemlerini ustaca kullanarak karşı tarafta psikolojik çöküntü uyandırmaktır.Yıldırım Bayezid ve Timur için verilen şöyle bir örnek vardır. Savaştan sonra iki Hakan birlikte durum değerlendirmesi yapıyorlar.

-“Yıldırım: Kuvvetlerimiz denkti, sen nasıl başarılı oldun?” diye soruyor. Bunun üzerine Timur parmağını uzatarak;

 -İkimizde  birbirimizin parmaklarımızı ısıralım diyor. Bir müddet sonra Yıldırım acıya dayanamayarak “ah” deyince, Timur parmağını hemen kurtarıyor ve sonra da,

- “Biraz daha dayansaydın ben yenilecektim” diyor.

Klasik anlamdaki psikolojik savaş, ST 33-5 gibi Harb Talimnamelerinde anlatılmıştır. Bu kitapla, klasik bilgileri vermekle birlikte pratik yaşamda, uluslararası ilişkilerde, ülke ve dünya politikasını belirleyenlerde, karar vericilerde mevcut ruh durumunu, toplumun psikolojik özelliklerini iyi anlayıp doğru adımlar atılmasına katkı sağlamak amaçlandı.

Bazım Tanımlar

Strateji:

 Bir gücün siyasi, askeri, ekonomik ve psikolojik kuvvetlerini istenilen alanda kullanmak, istenen hedeflerin elde edilmesi için plan yapma sanat ve bilgisidir.

Taktik:

 Belirlenen hedef ve strateji doğrultusunda en iyi hareket tarzının sanat ve bilgisidir.

Askeri Psikolojik Savaş :

 Psikolojik hedef, psikolojik konu belirlendikten sonra savaşta veya olağanüstü durumlarda düşman ve dost toplulukların, duygularını düşüncelerini ve hareketlerini, inançlarını, hayat görüşlerini savaşın başarısını desteklemek üzere, etkili propaganda ve önlemlerin planlanarak kullanılmasıdır.

Askeri Psikolojik Faaliyet:

 Barış halinde iken veya harekat alanı dışındaki bölgelerde uygulanan, planlanan, sevk ve idare edilen psikolojik çalışmalardır.

Bilgi Savaşı  (Information Warfare-IW) :

Bilgisayar çağında habercilerin kurşunla öldürülmesi, istihbarat ve komuta merkezinin bomba ile tahribi yerine, düşmanın bilgisayarlara girerek enerji şebekesi, telefon sistemi, mali şebeke, ulaştırma tesisleri ve akaryakıt ikmal hatlarına taarruz etmektir. Sosyal hayatı büyük ölçüde tahrip etmek hedeflenir.

Elektronik Savaş :

 Mikrodalga, FM kanallarını kullanarak düşman askerini etkisiz hale getirmek, planlanan hedefe gidişi kolaylaştırmaktır.

Kişilik :

 Bireylerin sosyal durumlar karşısındaki özel olan veya olmayan bütün duygu, düşünce ve davranış kalıplarıdır.

İçgüdüler :

 İnsanın eylemde bulunmasına neden olan içsel sevk edicilerdir.

 Fizyolojik güdüler : Açlık, cinsellik, dinlenme, uyuma, korunma.

Psikolojik güdüler: Başarma, güvenme, inanma, sevme-sevilme, övme-övülme, kontrol duygusu.

Sosyal güdüler: Aile sahibi olma, sosyal gelecek,  kendini güvende hissetme.

Psikolojik Hedef :

 Düşmanda korku, dehşet, ümitsizlik, gelecek kaygısı, yorgunluk duyguları uyandırarak kendi etkisi altına sokmaktır.

Kitlesel İç Düşman :

Barışta kullanılan bir yöntemdir. İşgal edilen bir bölgede yasalara saygılı olmayan ayaklanabilecek grupların potansiyel tehlike ilan edilmesidir. Faşizmde yasalara saygılı olan halk, etnik ve dini gruplar, yönetenler gibi düşünmeyen her birey veya grup iç tehdit olarak algılanır. “Elma yemek yasaktır” gibi basit bir yasa çıkarılır.. Bu yasaya uymayanlar, “Devlete karşı geliyor” diyerek eylem planına alınır. ABD’ de de Komünizmle mücadele döneminde Mc Charty, Almanya da Hitler Yahudilere karşı bu yönetimi kullandılar.

TARİHÇE

Savaşların kazanılmasında veya kaybedilmesinde,barışın sürdürülebilmesinde kitlelerin ruh halini etkilemek ilk çağlardan beri vardır.

Plansız ve teşkilatsız uygulama ilk defa Çinli bir komutan olan SUNTZU tarafından milattan önce 500 senesinde “Harp San’atı” adlı eserde dile getirilmiştir. (Kesimli 1961)

Çinliler Hun, Göktürk ve Moğol imparatorluklarını parçalarken iç kavgaları çok iyi kullanmışlar ve kendilerini korumuşlardır.

Moğol orduları savaş alanına gelmeden önce çevrede kendilerinin çok büyük bir ordu olduğunu, karşı taraftan çok güçlü olduklarını, ortalığı yakıp yıkacaklarını propaganda ederler ve düşmanı psikolojik olarak çökertirlerdi.

Osmanlılar gözdağı verme yerine fethettikleri yerlerin halkına hoşgörü ile yaklaşarak, rahat ettirecekleri propagandasını yaparlardı. Bunun için önceden giden dervişler ve tüccarlar kullanırlardı. Benzer uygulama İslam dininin yayılması yöntemidir. Bir psikolojik faaliyet örneği de Hz. Muhammed’ in ölümünde yaşanmıştır. Peygamberin erken ölümü ile ümitsizlik ve endişe içinde dağılmaya yüz tutan halka hitaben Hz. Ebu Bekir;  “Ey insanlar, eğer Hz. Muhammed’ e tapıyorsanız, bilin ki o ölmüştür. Fakat eğer Allah’a tapıyorsanız bilinki; O, Hay’dır, Birdir ve Kadiri Mutlaktır” söyleminde bulunması çok etkili olmuş ve dağılmayı önlemiştir. Aynı şekilde Yavuz Selim’ in, Çaldırana giderken askerler arasında huzursuzluk çıkması üzerine “İsteyen karılarının yanına dönebilir” demesi Yeniçerinin ruh halini etkisi altına almıştır.

Büyük Atatürk’ ün savaş sonrası toplumu yapılandırma projesini uygularken halkın çok sevdiği Fevzi ÇAKMAK Paşayı hiç yanından ayırmaması, onun dindar kimliğinden yararlanması dahiyane bir yöntemdi. Atatürk, Fevzi Paşa geldiğinde ayağa kalkar, onun dindarlığına saygı duyar sofradan içkileri kaldırtırdı.

1450’ de matbaanın icadı ile psikolojik savaşta amaçlar farklılaştı. Yakıp yıkma ve öldürme yerine, istenileni basın yolu ile elde edilmeye çevrildi. Yazılı propagandayı en iyi kullanan lider,Hitler’di. Savaş öncesi evlenen her çifte, “Kavgam“ isimli kitabını hediye ediyordu.Beş milyon adet basılıp dağıtıldığı söylenen bu kitapla halk Alman ırkının üstün olduğuna, üstün ve güçlünün hakim olabilmesi için zayıf olanı yok etmesine inandırıldı.Bu fikirde argüman olarak Darwin’in biyolojideki tezi kullandı. Nazizm doktrinini geliştirerek halkını savaşa hazırladı.

Psikolojik savaş yöntemi olarak I. ve II. Dünya savaşlarında en çok, havadan ve yerden atılan beyannameler kullanıldı. Kore ve Vietnam savaşlarında iki tarafta ilginç örnekler gösterdiler.

II. Dünya savaşında Japonların PEARL HARBOR baskını sırasında kasten tedbir alınmaması ve karşı koyma yapılmamasını ABD kamuoyuna savaşa girme olayını onaylatmak olarak yorumlayanlar vardır. Nitekim Vietnam, Somali örneklerinde olduğu gibi, kamuoyunun desteklemediği savaşlarda ABD başarılı olamamıştır. Hatta 11 Eylül 2001 eyleminin senaryosunu tartışanlar şu tezi savunuyorlar: “Dünyaya egemen olmak isteyen derin güçler radikal grupları kullanarak kontrollü bir gerilim stratejisi ile ipleri ellerine almak istediler. 700 Milyar dolarlık silah sanayi potansiyeli harekete geçirilmeliydi ve aykırı davrananlarının kafası ezilmeliydi.” 

Psikolojik savaşın en belirgin yöntemi olan propagandanın, yazılı ve sözlü basın yolu ile uygulandığı ve bilginin en büyük güç olduğu günümüzde, herkes kendi doğrusu için barışçıl bir çaba içinde olmalıdır.

Endüstri devrimi ile kol gücünün yerini, sanayi makineleri aldı. Bilgisayar devrimi ile insan beyninin yerini, artık internet alıyor. O halde kendi fikrine ve doğrularına güvenen insanlar, bu aracı kullanarak psikolojik savaşa katılmalıdırlar.

Gücün, bilim ve tekniğin eline geçtiği günümüzde, stratejisini buna göre düzenlemeyenler tarihin çöp sepetine atılacaklardır.


1. BÖLÜM

 

 

 

PSİKOLOJİNİN BU GÜNÜ

                                                          “İnsanlığın hizmetindeki                                                                            en kuvvetli ilaçlar kelimelerdir.”

KIPLING

İnsan, ruhunun derinliklerini ve zenginliğini tanıma çabası içerisinde olmuştur her zaman. Bu çaba yeni değil, insanın var oluşundan beri vardır ve var olmaya devam edecektir. Psikiyatri ve psikoloji, insanı ele alan diğer bilim dallarından farklı olarak, ruh ve beden ilişkisinin getirdiği çelişkiye çözüm aramak zorunda kalmıştır.

Son yıllarda doğa bilimlerinde ve genetik biliminde sürekli gelişmeler yaşanmaktadır. Fizyolojik psikolojinin ve beyin işlevlerinin neler olduğunun daha çok  bilinebilir olması, insanı etkilemek isteyen kişi ve kuruluşların çok dikkatini çekmiştir.

İnsan beyni nöron denilen hücrelerden oluşur. Bilgisayarlar da silikonlardan oluşur. Bilim adamlarının sürekli zihinlerini işgal eden “Bir model geliştirirsek beyindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri de beyne nakledebilir miyiz?” sorusu artık hayal olmaktan çıktı. İnsan beynine mikroçip konulursa onu yönlendirmek mümkün olabilir mi? İlaç verilmesi halinde insan davranışlarını değiştirebilmek mümkün müdür ? Bu sorular üzerinde çalışılan akademik araştırma konularındandır.

Psikoloji bilgi üretmeye, psikiyatri çözüm üretmeye devam edecektir.

GELECEK BİLİMİ

Bilim dünyasının yeni projesi “Beyin projesidir.” Genom projesi tamamlandı ve evrenin sırları konusunda önemli bir adım atıldı. Beyin projesinin sonuçlanması için 30 yıllık bir süre belirlendi.  Bu çalışmaların bir hedefi olan “Nasıl düşünüyoruz” sorusuna cevap bulmak, insanlığın sırlarının anlaşılması yolunda önemli bir adım olacaktır.

“World Future Society” (Dünya Gelecek Derneği), öğrenmenin gelişmesi, okul eğitimi ve onunla yakından ilişkisi olan IQ zekası konusunda ilginç görüşler öne sürmektedir.Bu görüşler özetle şunlardır.

1- Şimdiye kadar yapılmış en büyük makine olan İNTERNET, giderek büyüyecek ve önem kazanacaktır.

2- Beden gücünün yerini artık mekanik makineler aldı. Bilgisayarlarda zihinsel çalışmaların yükünü azaltacaktır.

3- Bilgi teknolojisi dünyanın her yerine yayılacak, aletleri küçülecek, herkesin  taşıyabileceği bir hale gelecek. Hatta bedeninize bile yerleştirilebilecektir. Ürünler tanıtım amacıyla bedava verilecektir.

4- Müstakil bir dünya kültürü oluşacak, diğer kültür ve dillerden çoğu yok olacaktır. Bu durum beklenmedik olaylar ve tehlikelere de neden olabilecektir.

5- Akıllı evler oluşturulacak, büro gökdelenler gereksizleşecektir. İnsanların çoğu kırsal kesime, tatil yörelerine yerleşecek, bilgi teknolojisi ile işlerini bulunduğu yerden yürütecektir. Evler elektronik rahatlık ve sükunet açısından çok çekici bir hal alacak ama, dışarı çıkmak istemeyen insan, yeni bir “yalnız yaşam” türü oluşturacaktır.

6- Bu yeni yaşam türü, insanı ant-i sosyalleştirecek ve suç davranışlarında artışlar oluşturacaktır.

7- Klasik zekaya dayalı eski tip okul eğitimi şekil değiştirecek,her alanda paketlenmiş eğitim yardımları alınabilecektir.

Okul eğitimi artık bebeklik çağından başlayacak, “Yaşam boyu” eğitim düşüncesi yaygınlaşacaktır. “Uzaktan eğitim” modeli bütün dünyaya yayılacaktır.

8- Okul sınıfları, çok farklı yetenek ve ilgileri olan öğrencileri bir araya getirecek ve daha çok sanal gerçekler konuşulacaktır.

9- Depolanmış bilgi kaynakları, genç kuşağın daha kolay ulaşacağı hale gelecektir. Daha çok bilgi sahibi olmak yerine daha az bilecek , ancak bilgiye istediği anda ulaşabilecektir.

10-İnsanlığın bugüne kadar edindiği bütün bilgilerden kendi çalışmaları için yararlanabilecektir.

11- Eğitim kişisel tempoya göre tamamlanabilecektir.

12- Disiplinli, ama eğlenceli eğitim felsefesi yerleşecek, öğretmenlik görevi de  öğrencilerdeki yıkıcı ve oyuncu eğilimleri denetleme önceliğine dönüşecektir.

13-Gerçekler yerine sanal dünyada yaşanacak olan bencillik, kumar, kişisel çıkar tutkunluğu daha büyük toplumsal sorun haline gelecektir.

GENEL SİSTEMLER KURAMI

İnsanın var oluşunun anlaşılması çabaları, evrenin somuttan soyuta doğru  genel bir sistem bütünlüğü içerisinde olduğu tezini güçlendirmektedir. Madde-enerji toplulukları, yer ve zaman sürekliliği, aşamalı (hiyerarşik) bir düzen içerisindedir. Subatomik parçacıklar, atom, hücre, insan, aile, toplum, dünya, evren, birbiri içine geçen daireler şeklindeki sistemde yerimiz nerededir? Somut sistemle soyut sistemlerin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor? Dekart “Düşünüyorum öyleyse varım” diyerek duyguları önemsememişti. Zeki ama başarısız, bilgili ama ahlaksız insanların çoğalması, duyguların eğitimini ön plana çıkardı. Duyguların eğitimi şansa bırakılmamalıydı.

Klasik psikanaliz ve 20. yüzyılın başındaki baskın psikolojik görüş, Freudyen görüştü. Bu görüşlere göre baskı, gerilim ve zorlamalar insanda ruhsal bozukluklara yol açıyordu. Bu sebeple temel psikolojik ihtiyaçların giderilmesi için, hoşgörülü eğitimle çocukların dürtülerinin boşalımına imkan sağlanmalıydı. Genç beyinler, fazla bilgilerle yüklenmemeliydi. Cinsel doyum erken yaşlardan itibaren sağlanmalıydı. Bunlar yapılırsa insanların ruh sağlığı daha iyi olacaktı bu görüşe göre.

Ancak psikolojik gözlem ve psikiyatrik bulgular yukarıda saydığım beklentilere karşı tam tersi sonuçlar elde etti.        

Örneğin ruhsal ve bedensel zorlamaların yükü altında kalmış ikinci dünya savaşı sürecinde nevrotik ve şizofrenik dediğimiz ruhsal bozukluklarda  hiçbir artış olmadı. Sadece, savaş stres reaksiyonları yaşandı. (Genç 1981) Buna karşılık savaşı izleyen yıllarda, toplumlar istenilen refah düzeyine eriştikçe depresyonlarda, varoluş nevrozlarında artış oldu. Emeklilik depresyonu arttı. Yaşamın anlamsızlığından kökenini alan yeni ruhsal bozukluklar ortaya çıktı. (Alexander, 1960) Çağdaş insan,giderek toplumdan kopuyor ve intihar olayları artıyordu. Bazı insanlar,kendilerine anlamsız gelen bu yaşama heyecan katmak için, suç işliyorlar, uyuşturucu kullanıyorlardı.

ABD, dünya nüfusunun  % 5’ini oluşturduğu halde dünya kaynaklarının % 25’ini kullanıyor. Zengin dünyalılar aya giderken, yoksul dünyalılar açlık içinde ölüm savaşı veriyor. Buna karşı zengin dünyalılar; varlıklı, bilgili ama mutlu değiller. O halde, ruh sağlığı politikaları yeniden düzenlenmeliydi. Freud hayatının son yıllarında, “Uygarlığın karşılığı nevrozla ödenir” sözüyle bu gidişi vurgulamaya çalışmıştı.

DUYGULAR, MANTIKLI OLMAK İÇİN GEREKLİDİR       

Bir insan, hayatının önemli karalarını verirken, yatırımlarını yönlendirirken, evlilik kararını alırken duyguları ile de hareket eder. Bir ülkenin karar mekanizmasının başında bulunan kişiler,duygularını mantıklı kullanamayıp korkularının etkisi altında kalırlarsa eğer çok adaletsizlikler yapabilirler.Duyguların mantıklı olmak için gerektiği her zaman akılda tutulmalıdır.

Duyguların biyolojik temelleri

Korku, öfke, mutluluk, sevgi, şaşkınlık, kıskançlık, kuşku, düşmanlık, tiksinme ve üzüntü gibi temel duygular, beyin beden ilişkisinde farklı sonuçlar doğururlar. Öfke anında kalp atışı hızlanır ve insanın çevik hareket edebileceği güçte bir enerji açığa çıkar. Korku anında kan, kaçmayı kolaylaştıracak şekilde bacaklara toplanır, yüz solar. Mutluluk anında da, bazı beyin alanlarında metabolizma artışı yaşanır. Sevgi duygusu ile parasempatik sistem harekete geçerek vücutta gevşeme oluşur. Üzüntü anında ise, beyinde enerji azalması yaşanır. Uzun süren üzüntünün depresyona yol açması durumunda, metabolizma yavaşlar,geri çekilme yaşanır. Bu durum, organizmanın sonuçları değerlendirerek, yeni başlangıçlar yapması için kendini güvende hissedeceği içe dönüklüğün bir işaretidir. Kaygı durumu yaşandığında korkuya benzer bir tepki oluşur, beynin duygularla ilgili alanında enerji artışı meydana gelir ve sempatik sistem uyarılır. Vücut, “savaş-kaç-yaklaşan tehlikeye odaklan” şeklinde sinyal alır ve dikkatini arttırır.

Duygusal körlük

Beynin orta bölgesine “limbik sistem” denir. İnsanın öğrenme ve hatırlama süreçlerinin önemli bir kısmı bu bölgenin ürünüdür. Badem büyüklüğünde olan  amigdal ise, duygusal durumların uzmanıdır. Amigdal’i alınmış hayvanlarda; korku, öfke, yarışma ve işbirliği güdüleri kaybolur. Amigdal bölgesi epilepsi hastalığı nedeniyle çıkarılmış bireylerde, duygusal körlük oluşur. Bu kişiler; neşe, sevinç ve üzüntülü olaylar karşısında kaygısız kalırlar. Çok iyi konuştukları halde sevgi, şefkat hissetmezler. Karşı tarafın çektiği acıya karşı, duyarsız kalırlar. Acıma duyguları körelmiş gibidirler.

New York Sinir Bilimleri Merkezinde çalışan Dr. Joseph Le Doux, duygusal beyinde amigdalin rolünü ilk keşfeden sinir bilimcidir. Beyin haritalaması yöntemi ile çalışarak, duygusal beyin devrelerini çözüp eski bilgileri değiştirdi. Beyin kabuğu daha karar aşamasındayken amigdal bölümünün, denetimi nasıl elinde tuttuğunu açıkladı.

Ön beyin (prefrontal loblar) ile amigdal ilginç bir birliktelik gösterir. Anlama, kavrama, dikkat, karar verme, plan yapma, strateji üretme gibi özellikler,beyin ön bölgesinin işlevidir. Amigdal duygusal öneri gönderdiğinde, ön beyin bunu süzgeçten geçirir. İkisi  de bilinçli çalışma disiplinine sahipse eğer, akıl ve mantık birlikteliği ortaya çıkıyor.

Sağ ön beyin, korku ve öfke gibi olumsuz duyguların yeridir. Sol ön beyin onu denetler. Sol prefrontal korteksi hasarlı veya inmeli hastaların, ileri derecede kaygı-korku içinde oldukları, hasarı sağ tarafta olanların ise,beklenmedik ölçüde mutlu oldukları çok bilinen gözlemlerdir. Sağ ön beyni ameliyatla alınmış bir erkeğin, ameliyattan sonra kişiliğinin değiştiği, şefkatli bir insan haline geldiğini eşleri söylerler. (Mutlu koca vakası) Aynı şekilde psikiyatri pratiğinde öfkeli, kıskanç ve kuşkucu olan kişilerin beynlerinin bu bölgesine kimyasal iletiyi değiştirici ilaçlarlar verildiğinde, sakin ve kontrollü hale geldikleri bilinmektedir.

İnsan beyninde düşünce ve duygunun buluştuğu çizgi Prefrontal – Amigdal devresidir. Amigdal’e depolanmış ve kayıtlı duygularla, akıl süzgecimiz olan ön beyin bölgeleri, çocukluk çağından itibaren iyi kimyasal hallerle ve doğru sinirsel network ile şekillendirilirse eğer, akıl ve sevgiyi beraber kullanan insanlar ortaya çıkacaktır.

AHLAKIN BİYOLOJİK TEMELLERİ

Bilim adamları yaptıkları çalışmalarla, sinir sistemi, sinir iletileri ve beyin kimyası ile dini ve ahlâki deneyimlerin arasındaki bağlantıyı bulmaya çalışıyorlar. Bilim ile din arasında köprü kurabilecek olan bu çalışmalarda önemli bulgular elde edildi. Pennsylvania Üniversitesinden Prof. Andrew Newberg, Tanrı’nın beynin sabit bir parçası olduğunu öne sürdü. SPECT beyin haritalama yöntemi ile yaptığı çalışmalarda Tibetli Budistlere, derin transa geçtikleri sırada radyoaktif boya şırınga ederek yaptığı deney sonunda, beynin belli bölgelerinin değişime uğradığını saptadı.

Bu araştırmalardan sonra; “İnsanlar ruhani deneyimler geçirirken evrenle bir olduklarını hissederler ve kendileri olma duygusunu kaybederler. Bunun nedeni, beynin o bölgelerinde nelerin olduğu ile ilgilidir. O halde o bölgeyi belirler ve bloke ederseniz, kendimizle dışımızdaki dünya arasında bulunan sınır kalkar” görüşü ortaya çıktı.

Milyonlarca insan, dini inançlarının hayatlarını değiştirdiğini söylerken herhalde beyinlerinde bazı programların değiştiğini söylüyorlar. (Hürriyet, 18.06.2001)

İngiliz Doğa bilimcisi Edward O. Wilson, “Atlantic Monthly”dergisi Nisan 1998 sayısında bir makale yayınladı. Ahlakın biyolojik temelleri (The Biological Basis of Morality) başlığını taşıyan makalede Wilson, dinin sadece sosyal hayata ait bir olgu olmadığını aynı zamanda genlerimizde yazılı bir gerçek olduğunu iddia etti. 6 Temmuz 1998 tarihli Newsweek dergisi de konuyu sorgulayan iki araştırma yayınladı.

Edward Wilson, Harvard üniversitesinde  mukayeseli zooloji müzesinde çalışıyor. Ömrünü karıncaların hayatını inceleyerek geçiriyor. Tezi bilimsel metodolojiyi değiştirecek çapta bir tez. Bilginin Birlikteliği (Consilience, Knopf yay.) kitabında tartışılacak görüşleri var.

Ahlaki değerlerin, dini veya din dışı da olsa aşkın olduğunu, yani insan aklından üstün bir yerde olduğunu savunuyor. Sosyal olguların, sinir sisteminin anlaşılması ile çözülebileceğini, sinir sistemi genetik bilimi, genetik bilim biyokimyayı, biyokimyada insan davranışını açıklıyor. Böylece her şey doğa bilimlerine indirgeniyor.

Wilson, insanoğlunun genetik uyaranlarını dinlediği zaman ahlaki öğretilere uygun davranacağı ve kendi menfaatini koruyacağını savunuyor.

Wilson’ın bu görüşüyle, Antonio Domasio ve Le Doux’un görüşleri birbirini destekliyor. Bütün bilgiler ve psikososyal yaşantılar, beyinin belli bölgelerinde kimyasal harflerle yazılıdır. Bütün bunları idare eden, yönetici (Executive) bir gen mi var? ”Doğa üstü güç beyni nasıl etkiliyor?”  gibi sorulara dikkati çekiyor. Dinin biyolojik bir ihtiyaç olduğu, ruhsal deneyimlerin insanda huşu duygusu uyandırmasının biyolojik bir temeli olduğu şeklindeki görüşler gittikçe doğrulanmaktadır. Yaşamı ayakta tutan her şeyin, biyolojik temelinin olduğu, din ve Tanrı ihtiyacının da biyolojik temeli olduğu tezini savunanların bir kanıtı da, tarihte dine karşı yapılan eylemlerin uzun vadede başarılı olmadığı, aksine daha çok dindarlaşma sürecini hızlandırdığı olgusudur. Hangi din ve inancın olacağını kültürel yapının öğretisi oluşmaktadır.

Moleküler biyoloji ve genetik bilimindeki muazzam ilerleme, her türlü duygunun genler tarafından salgılanan enzimlerin yönlendirdiğini söylüyor. Kalbin, sadece beyne kan pompalayan bir organ, insanın duygu, düşünce, ve davranışlarının yönetildiği organın da beyin olduğunu yine bu gelişmeler kanıtlandı.

Sosyal bilimlerle uğraşanlar, genleri dikkate almak zorundadırlar. Toplumda psikolojik müdahaleler yapmak isteyenler de genleri göz önüne almak zorundadırlar.

2. BÖLÜM

KAVGA ÇIKARAN KİŞİLİKLER

PARANOİD BASKICI RUH HALİ

Psikolojik savaş yöntemlerini uygulayan kişilerin belli ruh halleri ve kişilik yapıları vardır. Bunlara karşı korunabilmek ve karşı fikir geliştirebilmek için bu ruh hallerini iyi tanımak gerekir. Psikolojik savaşa karşı başarılı olmak isteyenlere bazı ipuçları sunmak için bu ruh hallerinin psikiyatrik analizlerini ele almak istiyorum.

Paranoya bir akıl hastalığıdır, fakat paranoid ruh hali, bir kişilik tipidir.

Çevremizde gördüğümüz bazı zor insanlar vardır. Bu insanların farklı  özellikleri vardır. Bu özellikler şunlardır:

Kuşkucudurlar : Yeterli bir temele dayanmaksızın başkaları tarafından sömürüleceği ve kullanılacağı veya zarar göreceği beklentisi içindedirler.

Güvensizdirler : Yerli yersiz dostlarının veya iş arkadaşlarının kendilerine olan bağlılıklarını ve güvenirliklerini sorgularlar. Sürekli savunma duygusu içerisindedirler.

Alıngandırlar : Basit söz ve olaylardan aşağılandığı veya kendilerine kötülük yapıldığı şeklinde anlam çıkarırlar. Komşusundan “ beni rahatsız etmek için çöpü dışarıya erken koydu” diyerek kuşkulanırlar.

Kincidirler : Kin beslerler; kendilerine yapılan onur kırıcı davranışları veya görmemezlikten gelinmeyi unutmazlar, affetmezler.

Sırcıdırlar : Fazla sır saklarlar fakat, söylediklerinin kendisine karşı kullanılacağından yersiz yere korktukları için başkalarına kendi sırlarını vermezler.

Öfkelidirler : Önemsenmemeye veya görmezlikten gelinmesine öfke ve karşı saldırı ile tepki gösterirler.

Kıskançtırlar : Yerli yersiz  kıskançlık gösterir,eşinin cinsel sadakatini sorgularlar.

HER ŞEY BÜYÜTEÇ ALTINDA

“Öküzün altında buzağı  arayan”  tipler olarak bilinen bu kişiler, zor insanlardır. Yakınlarına hayatı dar ederler. Olaylar arasında akla hayale gelmeyecek bağlantılar kurarlar.

Paranoid ruh halinde olan kişilerin algı yetenekleri çok gelişmiştir. Her türlü belirsizliği ayıklamaya çalıştıkları için  yakınlarını çok bunaltırlar. Her olayı; neden, niçin düzleminde sorgularlar. Hesap sormayı çok severler.

O kadar kuşkucudurlar ki, insanlar onlara gerçekleri söylemekten çekinirler. Bu duruma tahammül etmek o kadar zordur ki, en sevdiği insanları bile yanlarından kaçırtırlar.

Her olayı, suç ortaklığı, dost-düşman düzlemi içinde değerlendirirler. İnsanları, “benim dostum” veya “ benim düşmanım” diye sınıflandırırlar.

İSTİHBARATÇI OLURLAR

Paranoid kişilerin, başkalarının göremediklerini gördüklerinden kuşku yoktur. Onlara göre hiç bir olay, rastlantısal ve nedensiz değildir. Komplo teorilerini çok üretilirler. Sürekli tehdit altında duygusu ile yaşarlar.

Paranoid kişiler, mini minnacık bağlantıları görmekte çok başarılıdırlar. Dil sürçmeleri, kısa bocalamalar ve küçük yalanlar onlar için büyük delil gibidir. Saflık, dürüstlük ve güveni tehdit olarak değerlendirirler. Bunlar güvenlik görevlisi iseler, abartılı raporlar yazarlar ve yöneticilerini yanlış yönlendirirler.

ŞEREF VE SADAKAT DÜŞKÜNLÜĞÜ 

Her şeyi az miktarda siyah-beyaz gibi, dost-düşman gibi kategorize ederler. Herhangi bir organizasyon planladıkları zaman, inanç ve sadakate dayalı bir gerçeklik oluştururlar.

Mezhep, aile, iş, politik parti, dini hareket veya askeri görev gibi alanlarda, şeref ve sadakat benzeri kavramları, somutlaştırmaya çalışırlar ve bunları çok vurgularlar.

İcraatlarıyla ilgili küçük bir onay, minik bir övgü yüreklerini hoplatır ve sevindirir. Yahut küçük bir ret göstergesi, onlarda öfke nöbeti yapabilir.

Paranoid insanlara inanmanız çok önemlidir. İnsanlar onlara uyduğu sürece mutlu, sevgi dolu ve vericidirler. Kendilerine uyulmaması onları incitir.

Paranoid insanların göremediği şey, kendilerini ölesiye korkutan belirsizliği kendilerinin meydana getirdiğidir. O kadar kuşkucudurlar ve yanlış anlamaya açıktırlar ki, insanlar onlara gerçekleri söylemekten çekinirler.

Açık ve dürüst konuşan insanları, samimiyet testinden geçirirler. İçlerinde ki en olumsuz duyguları ortaya çıkartmak için, karşılarındakini öfkelendirirler. Eğer kendilerine düşman olmadığına tam kanaat getirirlerse, o zaman iş birliğine girerler.

TARTIŞMA FAYDALIDIR

Karşı tarafın ne düşündüğünü çok merak ederler. Hile hurda sezdiklerinde öyle şiddetli saldırırlar ki, ne olduğunu anlayamazsınız.

Saldırılarında hep sadakati sınamaya çalışırlar. Siz, açık ve net cevaplar verirseniz tartışma biter. Kaçamak, geçiştirici cevaplar alırlarsa test etmeye devam ederler. Böyle durumlarda bütün gece sürecek tartışmaya hazır olun .

İhanet edenler listesine dahil olmak istemiyorsanız eğer kararlı, sabırlı davranarak ikna yöntemleri ile doğrularınızda ısrar etmeniz gerekir. En küçük yalanınız, gizli kapaklı işiniz, sizi hemen  hain ve düşman sınıfına sokabilir.

Paronaya ruh hali içinde olanlar, abartmaya yatkın oldukları için çok tartışırlar. Bir şeyin nedeninin bilinmemesi onlar açısından komplo teorisi anlamına gelir. Her şey basit ve açık olmalıdır.

Böyle kişilerle yaşıyorsanız ve yaşamak zorundaysanız, günün her saatinde yeniden güven kazanmanız gerekecektir. Bu kişiler güveni, hep başkalarının davranışlarında ararlar. Aslında yaşadıkları güvensizlik, kendi kafaları içindedir.

Zor affederler paranoidler. Öç aldıkça, acılarının dineceğini zannederler. Ama hiçde öyle olmaz, intikam almaya yönelik davranışları acılarını daha da arttırır. Farkında olmadıkları bu durum kendilerini seven insanları ve dostlarını yanından uzaklaştıracakdır. Paranoid benlik hep huzursuzdur, acı çeker, sürekli kendisini tehdit altında hisseder. Kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan insanları, düşman görme eğilimi sağlıklı bir ruh hali değildir. Böyle insanların mutlu görünümleri pek yoktur. Mutlu görünenlerde sahtedirler. Güç ellerinden gittiğinde kendilerini çok kötü hissederler.

BULAŞICI PARANOYA

Paranoid kişiler, sürekli ip ucu peşindedirler. Olayları büyüteç altına alırlar. Sevdikleri insanı, daha çok sıkıştırırlar, onları çapraz soruşturmadan geçirirler. Eski defterleri açarlar.

Paranoid insanlar, önce kendileri yanılırlar sonra başkalarını yanıltırlar. Öyle kararlı ve inandırıcıdırlar ki, karşı tarafı adeta hipnotize etmiş gibidirler. Söylediklerine gönülden inanırlar, bunun içinde inandırırlar. Yanlış düşünce ve inanışlarını pek çok kimse paylaşabilir.

Paranoidler, bir ülke yöneticisi iseler silah sanayiine fazla önem verirler. Kitlesel bir iç düşman oluşturup, aslında yasalara saygılı olan insanları potansiyel tehlike olarak algılarlar.

İNTERNET’TE Kİ PARANOİDLER

Borsada ki iniş çıkışlar veya bu gün medeniyet harikası dediğimiz şeyler, bir zamanlar  paranoid bir çılgının düşüncesiydi. Sıra dışı,  aykırı, abartılı   ve farklı düşünme yetenekleri bugün İnternet de jet hızıyla yolculuk ediyor.

Sağlık safsataları,dedikodular,yatırım planları, komplo teorileri, savaş planları, gazetelerdeki köşe yazıları paranoid kişilerin birer senaryoları olabilir.

İnternet de pek çok parlak fikir yığını arasında, yolunuzu bulmanız hiçde kolay değildir. Bir fikrin kulağa hoş gelmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Sınanmaya uygun olan fikirleri mutlaka test etmelisiniz.

İnternet de ki bilgi kirliliği “yaratıcı düşünce” merakı ile ilgilidir. İnsani yaratıcılık özelliği, olaylara farklı bakabilmek anlamına gelir. İşte, paranoid  kişiler bunu iyi yaparlar.

İnternet de ki fikir kirliliğinden zarar görmemek için, iyi anlamadığınız bir fikre inanmamalısınız ve buna para yatırmamalısınız.

İnternette yer alan; kanseri iyileştiren gizli ilaçlar, astrolojinin gücü, geleceği bilmenin yolları, büyülü zayıflama yöntemleri, psişik olaylar gibi çarpıcı fikirler, genelde kendilerine inanmış ve etkileyici paranoidlerin safsatalarıdır. Bu tarz çarpıcı, yaldızlı ve merak uyandıran konularla karşılaştığınızda dikkat etmelisiniz.

Paranoidler, gizli olan gerçeklere çok meraklıdırlar ve bunlara inanırlar. Sahte peygamberlik iddiaasının sahipleri, onlar arasından çıkar. Böylelerine hayır demeyi bilmek gerekir.

Paranoid öngörüşe sahip olanlar, insanların hayal dünyalarına çok iyi hitap ederler. Mucize tedavi olarak adlandırılan pek çok buluş, paranoid bir insanın eseri olabilir.

Paranoid bir insanın faydalı fikirleri olabilir. Yaptıkları uyarırlar ile insanı yanlışlardan korurlar. Paranoid ruh halini yaşayan bir ekonomist öngörüsüyle size, para biriktirmenizi söyleyebilir. Paranoid olan bir hekim, zararlı alışkanlıkların kötü sonuçlarını anlatmak suretiyle sizin canınızı sıkabilir. Paranoid bir çevreci de, gezegenimizi korumak için çok geç kalındığına sizi inandırabilir.

Paranoidlere ait fikirlere inanılırsa, yaşamda köklü değişiklikler yapmak gerekebilir. Bu nedenle işe yarayıp yaramadığı iyice araştırılmalıdır.

KISKANÇ CANAVARLAR

En yaygın paranoid fikir, kıskançlıktır. Bu fikir aile yaşamını tehdit eder. Bazı durumlarda bu fikir ilaç kullanmayı gerektirecek kadar ileri gider ve kıskançlık paranoyası haline dönüşür. Artık bu kişilerin beyinlerinde kıskançlığı yöneten hücrelerin kimyası bozulmuştur.

Sadakat, kıskanç tiplerin her şeyidir. Hep sadakati sorgularlar. Bu konudaki ufak bir belirsizlik ve şüphe onların dünyalarını alt üst eder. Sordukları masum sorularla kurbanı bunaltırlar. Eşi birisiyle görüşmesinden endişe duyarsa, kıskanç kişi bundan hoşlanır.

Kıskanç tip kurbanını korur, okşar, iyilikler yapar. Tek beklediği sadakat ve kendisini eşine adamasıdır. Bunu defalarca ispatlamak zorundadır.

Hiç bir normal insan, paranoid tiplerin bekledikleri zihinsel saflıkta olamaz.

Kıskanç eşlerle beraber yaşamak zorunda olanlar, kıskanç sorulara cevap verip olayı pekiştirmek yerine şunu söylemelidirler:

“Benim cinsel sadakatimi sorgulaman, ürkütücü ve son derece incitici. Ben başka kişilerle beraber olan tiplerden değilim. Bundan emin ol, kontrol etmene gerek yok. Buna izin vermem. Ya benim sadık olduğuma güven yahut bu ilişki hemen bitsin”

Kesinlikle kararlı olun, evliliğinizi sınava sokmayın.



Etiketler: nevzat tarhan nevzat tarhan kitapları


Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
  • Yasemin yazdı:

    Merhaba ben evlenip almanya'ya gittim ne eşyam alındı ne yatak odam eşim hiç umursamadı beni alışamadım oralara çok yalnızlık çektim burdan başka yere gidelim yaşayalım dedim olmaz dedi seni tutan yok gitmek istiyorsan dedi bunalıma girdim hiç bir konu da destek olmadı iki buçuk ay önce izne geldim dönmedim geri buraya gelmeden önce dövdü sahip de çıkmadı şu an bile beni suçluyor


Cevap yazdığın kullanıcı:

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Suç ve beyin arasında nasıl bir ilişki var?
    07 Aralık 2017, 11:24
  • Şiddete neden seyirci kalıyoruz?
    05 Aralık 2017, 16:51
  • Psikolojim bozuk söylemi şiddetin bahanesi olamaz!
    05 Aralık 2017, 08:33
  • Neden unutuyoruz?
    04 Aralık 2017, 11:32