Nabzı atan kadavra olgusu

Bazı vücut fonksiyonları hala yerinde olan insanlar nasıl oluyor da ölmüş sayılıyor?

Nabzı atan kadavra olgusu
Paylaş:

Nabızları hala atan, idrar üreten, bedenleri sıcak olan, karınları guruldayan, yaraları iyileşen, mideleri yemek sindiren insanlar nasıl olur da hukuken ve tıbben ölü kabul edilir?

Bu insanlar kalp krizi de geçirebilir, nezle olabilir, yatak yaraları çıkabilir. Kızarıp terleyebilirler; hatta bebekleri bile olabilir. Ama ölüdürler.

Bunlara nabzı atan kadavralar deniyor. Beyin ölümü gerçekleşmiş, ama organları hala işliyor, nabızları atıyordur.

Bu vakaların tıbbi bakım masrafları birkaç hafta için 200 bin doları bulur. Ama teknik olarak ölü sayılsa da biraz şans ve epeyce yardımla bedenin aylarca, hatta yıllarca canlı kalması sağlanabilir.

Önceleri hastalarda yaşam belirtisi bulmak için meme uçlarına kıskaç tutturulurdu.  Nabzı olan bu kadavralar bilincini yitirmiş komadaki hastalarla karıştırılmamalıdır. Bu insanlar tepki vermese de beyin işlevleri kısmen de olsa sürmekte, uyku ve uyanıklık döngüsü devam etmektedir. Komadaki hastanın tam iyileşme gösterme ihtimali de vardır.

Bitkisel hayat durumu ise daha ciddidir. Bu hastalarda beynin bilinçli kısmı geri dönülmez bir şekilde hasara uğramıştır. Bir daha hiç bilinçleri yerine gelmeyecek olsalar da ölmüş de değillerdir.

Nabzı atan kadavra sayılmak için beynin tümüyle ölü olması gerekir. Nefes alma gibi kritik bedensel işlevleri yerine getirmekle görevli beyin kökü de ölü olmalıdır. Ama diğer organlar vücudun komuta merkezinin ölmüş olmasından sandığımız kadar etkilenmeyebilir.

ÖLÜM VE YAŞAM

Los Angeles'taki California Üniversitesi'nde nörolog olan Alan Shewmon beyin ölümü tanımını uzun süredir eleştiren bilim insanlarından biri. Shewmon, kişinin ölümünden sonra bedeni bir haftadan fazla yaşam belirtileri göstermeye devam eden 175 vaka tespit etmişti. Kalp atışı ve diğer organların çalışması 20 yıl boyunca devam eden bir kadavra örneği bile vardı. Kalp atışının durması bir zamanlar ölüm hali olarak algılanıyordu.

PEKİ BU NASIL OLUYOR?

Aslında biyolojik açıdan bir an olarak ölümden söz edilemez. Farklı dokular farklı hızda ölür.

1984'te Lazarus belirtisi olarak ifade edilen otomatik refleks nedeniyle ölen kişi oturur pozisyon alır, kollarını kısa süreli kaldırıp indirir ve çapraz halde göğsüne koyar. Birçok refleks beyin tarafından idare edilse de omurilik boyunda "refleks kavisi" tarafından kontrol edilen refleksler de vardır. Öyle ki dizine vurulduğunda bacağını ileri fırlatan cesetlere rastlanmıştır.

Öldükten sonra deri ve beyindeki kök hücrelerin günlerce canlı kaldığı görülmüştür. İki buçuk haftalık cesetlerde canlı kas kök hücrelerine rastlanmıştır.

Nabzı atan kadavralarda beyin önce ölmüştür. Beyin vücut ağırlığının yüzde 2'sini oluşturur, ama vücuda giren oksijenin yüzde 25'ini tüketir.

Bunun nedeni sinir hücresi nöronların sürekli aktif olmasıdır. Kendi bünyeleri ile çevreleri arasında elektrik akımı oluşturmak için sürekli iyon pompalarlar. Oksijen eksikliği nöronların iyonlarla boğulmasına neden olur ve geri dönülmez hasar yaratır.

BBC TÜRKÇE



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: