Milli Eğitim Sağlık Hizmetlerine Fayda Üretiyor mu

Hayır! Halen bu konuda bir farkındalık, bütüncül bir yaklaşım tasarımı olduğuna dair bir işaret görünmemektedir.

Milli Eğitim Sağlık Hizmetlerine Fayda Üretiyor mu

Ayrıca bu konuda bütüncül, sistematik bir bilgi kaynağı olmadan da yol alınabilmesi mümkün olamayacaktır.

Peki, Milli Eğitim sağlık hizmetlerine nasıl fayda üretebilir?

Öncelikle Milli Eğitim çocukluk çağından başlayarak bize vücudumuzu sevdirebilir!

Vücudumuzu sevmek deyince aklımıza öncelikle estetik varlığımız gelmektedir günümüzde ve bu konudaki pazarın büyüklüğüne baktığımızda aslında vücudumuzu pek de sevmediğimiz görülmektedir. Ancak sevgisiz birliktelik, sağlıklı değildir.

Günümüzde teknoloji günlük yaşamımıza sürekli yeni ve üstün nitelikli cihazlar taşımaktadır. Biz de en ileri teknolojiye sahip cihazlara sahip olmak için büyük istek duymaktayız ve sahip olduğumuzda da sonsuz gurur…

Ancak en ileri teknolojiye aslında doğuştan sahip olmaktayız, vücudumuza... Gözlerimiz bugün en pahalı kameradan daha fazla piksele sahiptir. Beynimiz en gelişmiş hafızaya, sensörlerimiz bir sürücüsüz araçtan çok daha fazla ve etkindir. Yapay zekanın da aslı bizdedir…

Buna rağmen bu gücün farkında olduğumuz ve haklı gururunu yaşadığımız söylenemez. Dolayısıyla sağlığımızı korumak ve geliştirmek için en önemli motivasyonumuz atıl durumdadır.

Sağlık sistemi bu sevgisizliğin en büyük mağdurudur. Toplumumuzun mutluluğu, sağlık çalışanlarının mesleki motivasyonu ve ülkenin değerli insan kaynağının güçlendirilmesi hepimizin kaygılanması gereken esas önemli konularımızdır.

Bu hedeflere yönelik etkin hasta-hekim işbirliğini sağlayabilmek için öncelikle sahip olduğumuz ve hekime emanet ettiğimiz en değerli servetimizin, yani vücudumuzun/sağlığımızın farkında olmamız gerekmektedir. Ve Milli Eğitim de bunu dert edinmelidir.

Bize sunulan yeni teknolojiler, önce reklamlar aracılığıyla tanıtılıp özendirilmekte, sahip olunca da nasıl etkin kullanacağımız ve koruyacağımız öğretilmektedir. Ayrıca kullanım hatasının ciddi zarar verme potansiyelinin olduğu durumlarda kullanım, belli bir eğitimde başarılı olmak gibi koşullara bağlanmaktadır (sürücü ehliyeti vb). Ancak dünyaya en büyük zararı vermekte olan vücudumuzu kullanımımız konusunda böyle bir destek/kontrol süreci gündemde değildir. Zorunlu temel eğitimimiz de sağlığımızı koruma ve geliştirme sorumluluğumuza yeterince odaklanmış görünmektedir.

Her şey sevmekle başlar, ancak sevmek her şey değildir. Milli Eğitim’den beklentimiz sahip olduğumuz gücü bize tanıtmak ve sevdirmekle sınırlı kalmamalıdır.

Teknolojinin günümüzdeki seviyesine bakarak, mükemmel makine olarak değerlendirebileceğimiz vücudumuzu doğru ve etkin kullanabilmemiz de çok önemlidir. Doğru (piyasa jargonuyla temiz) kullanım için de bakımını iyi yapmak, güvenli kullanmak ve performansını geliştirmek gibi konularda bilgilenmemiz gerekmektedir. Bu konuyu biraz açmalıyız:

Vücudumuzun düzenli (periyodik) bakımını yapma görevimizin ilk maddesi kişisel hijyen konusudur. Bunun günlük yaşamda çok sözü edilmekle birlikte, nasıl yapılacağı konusunda topluma yönelik teknik bilgiler çok eksiktir. Doğru el yıkama konusunda son zamanlarda bu eksiklik pandemi sayesinde biraz giderilmiştir (bir musibet bin nasihatten iyidir doğrultusunda). Saçların yıkanması konusunda ise şampuan üreticileri toplumu yoğun şekilde bilgilendirmekte olup, dermatologların bu konuda biraz farklı düşündükleri bilinmektedir. Dolayısıyla tarafsız bir kurumun da, saçları yıkama şekli ve sıklığı konusunda yol göstericiliğine gereksinim bulunmaktadır. Bu fonksiyona yine ağız-diş temizliği konusunda da gereksinim bulunmaktadır. Kişisel hijyen kapsamının genişliği çerçevesinde bu örnekler çoğaltılabilir.

Vücudumuzun düzenli bakımı konusunda, anne karnına ilk düşüldüğü andan itibaren, yaşamın sonuna kadar sürekli sağlık sisteminin gözetimi altında bulunmak da büyük önem taşıyan bireysel bir sorumluluktur. Buna yönelik Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde kişi bazlı örgütlenmiş büyük bir sisteme ve bu hizmetin standardizasyonu için geliştirilmiş kapsamlı programlara sahiptir. Bu hizmetin fayda üretebilmesi için daha çocukluk çağından başlayarak toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Milli Eğitimin de bu konuda çok önemli katkıları olabilir.

Vücudumuzu güvenli kullanma görevimizin ise ilk maddesi beslenme konusudur. İtiraf etmeliyiz ki, sağlık sisteminin de bu konuda kafası epey karışmış durumdadır. Yine de besin hijyeninden başlanarak, ortak anlaşılmış konularda ve güncel gelişmeleri yakından takip ederek Milli Eğitimin de toplumun aydınlatılmasına katkısının sağlanması gerekmektedir. Burada aynı zamanda diğer önemli bir hedef, besin arzını kontrol edebilecek bilinçli bir topluma ulaşmak olmalıdır.

Vücudumuzu güvenli kullanma görevimizin aynı ölçüde önemli ikinci maddesi ergonomidir. Günümüzde ergonomi konusundaki faaliyetler çalışma yaşamına odaklanmıştır. Oysaki insan sağlığına (kas, iskelet ve periferik sinir sistemleri) odaklanmış ergonomi faaliyetleri, insan yaşamının tüm alanlarında büyük önem taşımaktadır ve kullanıcı hatasına bağlı olarak düzleşmiş boyun omurgası, bel-boyun fıtıkları vb birçok rahatsızlık topluma yayılmış durumdadır.

Aslında Milli Eğitim bu sorumluluğuna yönelik alan da açmıştır. Ancak günümüzde Beden Eğitimi derslerinin esas amacı gözden kaçırılmaktadır. Doğumda bize sunulan doğru postürü (duruşu) koruyamamaktayız. Daha okul çağında, uygun olmayan sıralar, ağır okul çantaları ve farkındalık eksikliği ile bu Allah vergisi yeteneğimizi kaybetmekteyiz. Ayrıca ağır yük kaldırma, vücudu güvenli hareket ettirme, dengeyi koruma konularında da bize sistematik olarak bilgi veren kurum/kuruluş bulunmamaktadır. Bu konuları da çok çeşitlendirebiliriz. Önemli olan bir yerlerden başlayabilmektir.

Sağlığı geliştirme yine son zamanlarda çok popüler konular arasındadır. Hayır, yine estetik müdahalelerden bahsetmiyorum. Her zaman zinde bir vücuda ve “İyiyim” duygusuna sahip olmak, ülkemizde her bireyin hakkıdır. Zararlı bağımlılıklardan kaçınmak, doğru egzersiz alışkanlığı, stresle baş etme becerileri gibi bilinen çeşitli çözümlerin yine amaç bütünlüğü perspektifinde ve genel kabul görmüş bilgilerle sınırlandırılmış şekilde topluma, çocukluk yaşından başlayarak kazandırılması gerekmektedir. Sanırım konu bizi yine Milli Eğitim’e getirdi…

Hastalandığımızda doktora gideriz ve bazen doktor bize hasta olmadığımızı söyler. Veya kibar bir ifadeyle sorunlarımızın sinirsel olduğunu söyler. Yaralandığımız zaman doktorla aynı dili konuşabilmemize karşın, hastalandığımızda anlaşamamızda, sağlık-hastalık kavramlarının belirsizliği yanında soyut düşünceyle baş etme becerimizin eksikliği de rol oynamaktadır (https://www.e-psikiyatri.com/hastalik-ve-saglik). Hekim sorunumuzu, verdiğimiz bilgilerden yola çıkarak tanımlamak durumundadır. Ulusal olarak özellikle kendimizle ilgili konularda kendimizi iyi ifade edememek şeklindeki yaygın sorunumuz, burada hekime sayısız zorluklar yaşatmaktadır. Tam da bütün bu noktalarda Milli Eğitim çok gereklidir.

Günümüzde sağlık kuruluşları büyük kompleks işletmelere dönüşmüştür ve yoğun tempoda kitlelere hizmet verilmektedir. Bu organizasyondan bilinçli hizmet talebi işleri çok kolaylaştırmaktadır. Sistemin unsurlarını (aile hekimliği, hastane, acil servis vb) doğru kullanan, tedaviye uyumda iyi işbirliği yapan, hasta refakati, ziyareti gibi konularda sınırları bilen toplum, sağlık hizmetlerinden maksimum faydayı sağlayacaktır. Peki burada Milli Eğitim katkı sağlayamaz mı? Ve medyaya yansıyan eğitim içerikleri bu amaca fayda sunmakta mıdır?

Milli Eğitim aynı zamanda yaşamımızdaki zorlu dönemlere de bizi hazırlayabilir. Ergenlik, gebelik, lohusalık gibi dönemler sadece sağlık hizmetleriyle yönetilemez, öncesinde bilgi desteğiyle bireylerin hazırlanması çok önemlidir.

Ruhsal sağlığımızın korunması ve geliştirilmesinde de Milli Eğitim’in (ve rehberlik servislerinin) topluma sayılamayacak kadar çeşitli ve önemli katkıları olacaktır. Bu konu başlı başına yazı(lar) konusu olmayı hak etmektedir.

Sanırım artık “Beden Eğitimi” dersinin yanına “Yaşam Becerisi” şeklinde bir dersin eklenmesinin ve her ikisinin de içeriklerinin ülke gereksinimi ve sağlık alanındaki güncel yaklaşımlar çerçevesinde etraflıca çalışılmasının zamanı gelmiştir. Ve bu derslerin eğitim hayatının belirli aşamalarında ve öğrencinin gelişim düzeyiyle uyumlu olacak şekilde tekrarlanarak pekiştirilmesi de uygun olacaktır.

Eğitim ailede başlar, okulda devam eder. Ancak bu sürecin işleyebilmesi için, ailenin de zamanında gerekli bilgileri okulda öğrenmiş olması gerekmektedir. Tabii bunları öğretecek öğretmenlerin de zaten öğrenmiş olması gerekmektedir. Ve sağlık sisteminin de bu eğitimin içeriğini hazırlayıp kullanıma sunmuş olması gerekmektedir.

Kaldı iş bu kısır döngüyü kırmaya…

Paylaş:



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Kişilikler mi uyumlu olmalı, beklentiler mi? Prof. Dr. Nevzat Tarhan anlatıyor:
  • Psikolojimizin de dengeli ve doğru beslenmeye ihtiyacı var…
  • Yaşamı anlamlı kılmak, hayatın anlamını kavrayabilmek, kişinin güçlü yönlerini fark etmesini sağlamayı hedefleyen pozitif psikoloji, tüm dünyada yenid
  • Yardımlaşma hem insani hem toplumsal anlamda çok önemli ve çok da gerekli. Kadim kültürümüzün önemli bir değeri olan yardımlaşma kavramı, dünyada da y
  • Dördüncü doz aşısını olmuş bir sağlık çalışanıyım. Tıp doktoru ve öğretim üyesiyim. Mesleğimde salt bilimsel verilere göre hareket etmeye çalıştım. An
  • Bir insanın en büyük projesi kendisidir. Kendisine hedef koyması, kendisini yönetmesidir. Kendisini yöneten kimse işini yönetebildiği gibi başarılı ve
  • Randevu Al