Mesafesiz terkedişlerden uzak samimiyete yakın

Heykelden ölü ruhlar gibiyiz; çok yalnız!

Mesafesiz terkedişlerden uzak samimiyete yakın

“Evde ve şehirde bütün sesler kesilmişti. Bende ise tükenmez bir hayat vardı. Ne gariptir ki şehir histerisi, sesler kesilmesine rağmen çığlık çığlığaydı.

İnsanların yalnızlaştığının en önemli kanıtlarından biriydi akşam yemeklerinde azalan sandalyeler.
‘Yalan söylemem ben!’ dedi Süha ve devam etti.

Mesafesiz terkedişlerden uzak samimiyete yakın

‘Seni kandırmam, zor benim yaşantım, asker olarak yetiştirildim ben, kayıplarım çok! Cesetlerim hiç bütün olmadı benim. Bu yüzden ben mayın tarlasıyım, sen gibi..’ diyerek masadaki boş sandalyelere bir yenisini daha ekledi…
Süha aslında bedenen terk etse de salonu, odayı, evi; mesafesiz terk edişti bunun adı. Zaten o evde ,ruhen hiç varolmamıştı.3 yaşında oğlunu da alıp terk etmişti karısını….”
Bir şeyi istersin, hemen istersin ama olmaz ve anlamını yitirir; planlı olur, özelliği kalmaz;
Israr hiç etmem dersin dersin ve derken son noktaya gelirsin, istemeyen taraf ister olur ve isteyen taraf kendini geri çeker, terk eder.
Senin penceren başka benim pencerem başka demeler başlar.
‘Senin gibi bakmayı bırak düşünemem bile’ der durur durur öylece insanlar ama sadece durur, çaba sarf etmez.
Ben böyle doğmadım tabi ama böyle eğitildim der ,’sevme üzülürsün sevilme üzersin’ der üst benlik alt benlik…dil bunu söyler kalp bunu söyler..
Kolay değil değişmek tabi, zor ama zoru seçmez insan.. .’Bu saatten sonra çip değiştir format at o da yorar, ben değişemem’ der ama bunun alt yazısı şudur aslında  ‘ben değişirim değişirim de senin için değişmem, uğraşmam…’
Yani uğraşamam. Peki, ne için uğraşacağız?
Giderek yalnızlaşıyoruz farkında bile değiliz.
Çok yalnızız, kendimize bile yalnız ve kendimize bile uzak. Heykeller gibiyiz dimdik ama dimdik taş gibi, ruhumuz da taş bedenimiz de taş… Heykelden ölü ruhlar şeklinde dolaşıyoruz…
Toprak ve çamurdan bile değil duygularımız ki heykel çamuru gibi yoğrulsa keşke… Keşke…

Bu kadar yalnız ve uzakken kendimize ve her şeye en çok özlediğimiz duygu ise samimiyet. Ve yine kendimize bile samimi değiliz. Kendimize bile uzak!
Bazen, zaman zaman, genelde tercihlerimiz hayata devamla ilgili kararlarımızın önüne geçer ve kaybederiz. Vites büyütsek mi diye düşünürken ‘olmaz neden karşı taraf da vites küçültsün o zaman’ deriz. Ve yine kaybederiz.

Bir şeylerin yokluğuyla terbiye ediliriz. Bazen bunu Allah yapar, bazen de insan. Güya yokluklarıyla bizi terbiye etmeye çalışırlar. Ama kazandığımız değerlerimizdir.
Ama ve fakat ve yine de hem değerlerimizin kazandığı hem de insanı kaybetmediğimiz hayatlar bizimle olsun elbet de son bir sözüm daha var:
İlişkiler emek istemez. Emek işe verilir; aşka ilişkiye değil. İlişki iş değildir ki. Duygudur ve sağlıklı bireyler ister. Hissedersin ve yaşarsın.
Bedenen ve ruhen varlığınızın şimdi ve burada olduğu bir hayata var mısınız?
 



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: