Konuşmanın türlü yolu var

İnsanlar sansüre uğradığında, susturulduğunda veya anadillerinin kısıtlı oluşu nedeniyle engellendiğinde, ya yeni diller öğrenir ya da bazen eski dillere yeni bir biçim verir. Konuşmanın türlü yolları var.

Konuşmanın türlü yolu var

İnsanlar sansüre uğradığında, susturulduğunda veya anadillerinin kısıtlı oluşu nedeniyle engellendiğinde, ya yeni diller öğrenir ya da bazen eski dillere yeni bir biçim verir. Konuşmanın türlü yolları var.

konusmaÖrneğin 18'inci yüzyılda Kuzey Amerika ve Karayipler'de, beyaz efendileri tarafından birbirleriyle konuşmaları yasaklanan Afrikalı köleler hayatta kalmalarını, isyan etmelerini ve en sonunda özgürlüğe kavuşmalarını sağlayan müzik ve dans dilleri geliştirdi. Bu tür stratejiler daha az kötü durumlarda da gelişiyor: an itibarıyla, krizin vurduğu Avrupa'nın sokaklarındaki yeni gerçekleri daha iyi ifade etmek için yeni sözcükler türetiliyor ve gençler telefonla konuşurken bunları kullanıyor. Dijital dünyada modası geçen duygu simgeleri (yüz ifadelerini aktarmakta kullanılan, gülme ve göz kırpma sembolü ;) gibi yaratıcı noktalama işaretleri ya da emoticon) kullanımı, yerini "emoji"ye bırakıyor. Emoji, Japon gençlerinin cep telefonu kültüründe geliştirilen daha ayrıntılı, renkli ve çizgi karakter benzeri sembollere verilen ad. Popüler hale gelen bu emoji'lerin bazıları, Japon kültürüne özgü öğeler içeriyor. The New York Times'tan Nick Bilton, "Suşi, Japon eriştesi ve pirinç köftesi gibi Japon yemekleri için çok sayıda emoji varken, tako ve sosisli sandviç gibi Amerikan yemekleriyle ilgili emoji bulmak zor" diyor. Daha zorlu kültürel engeller de var. Bilton, "Emoji simgeleri, sosyal ipuçlarını bilerek veya bilmeyerek Japon gençlerinden alan yetişkin Amerikalılar için kafa karıştırıcı olabilir" diye yazdı. Örneğin, "seni seviyorum'" demenin yolu herkes için sarı fiyonklu parlak pembe bir kalp olmayabilir. Arkadaşlara mesaj atarken alternatif dil yararlı olabilir. Peki ya Tanrı'yla konuşurken? ABD ve Sahraaltı Afrika'daki "karizmatik" Hıristiyan kiliselerini araştıran antropolog T.M. Luhrmann, birçok müminin "anlaşılmaz şekilde konuştuğunu" görmüş. Müminler sözcüklerden çok birbiri ardına gelen doğaçlama hecelerle sesli biçimde dua ediyormuş. Bunun, "Tanrı'nın bildiği ama konuşmacının bilmediği bir dil" olduğuna inanılıyor. Luhrmann, "Görüştüğüm kişiler, Şeytan'ın anlamadığı tek dil bu olduğu için böyle konuştuklarını söyledi. Ama beni asıl şaşırtan, bunun onları çok mutlu etmesiydi" diye yazdı. Luhrmann anlaşılmaz şekilde dua eden insanların benzersiz bir ruh haline girdiğini gösteren bilimsel veriler buldu. Princeton Üniversitesi'nden Profesör Daniel Heller-Roazen'e göre gizli dillerin icadı hep böyle oldu; Roma imparatorları, Ortaçağ ozanları ve Lenin gibi modern devrimciler sırlarını düşmanlardan korumak için şifreli konuştu ve yazdı. Heller-Roazen, "Aslına bakarsanız, insanlar konuştukları her dili belli kurallara göre değiştirmenin yollarını bulur. Gizli diller oyun için ya da edebi bir etkinliği gerçekleştirmek, yeni bir topluluğa yardım etmek veya siyasi bir projeyi uygulamak amacıyla geliştirilebilir" diye yazdı. Benzersiz bir gözetleme ve mahremiyet ihlalleri çağı olan günümüzde bu sürecin muhtemelen devam edeceğini söyleyen Heller- Roazen, "Dilin eşi görülmedik bir incelemeye tabi tutulduğu bu devirde, huzur bozucu bir düşünceyi ifade etmenin en güvenli yolu, onu tanıdık olmayan sözcüklerle gizlemektir" diye ekledi. THE NEW YORK TIMES