Komplo teorileri insanları siyasete yabancılaştırıyor

Son yıllara dek bilim Tarih boyunca geniş kitleleri etkileyen büyük ve önemli olayların hemen hemen tümü için çeşitli komplo teorileri üretilmiştir insanları bunları zararsız paranoyalar olarak değerlendirme eğilimindeydi. Ancak yeni bir çalışma, komplo teorilerinin sanıldığı kadar masum olmadığını, toplumları eylemsizliğe ve politik kaderciliğe teşvik eden bir yanı olduğunu gösteriyor.

Komplo teorileri insanları siyasete yabancılaştırıyor

Son yıllara dek bilim Tarih boyunca geniş kitleleri etkileyen büyük ve önemli olayların hemen hemen tümü için çeşitli komplo teorileri üretilmiştir insanları bunları zararsız paranoyalar olarak değerlendirme eğilimindeydi. Ancak yeni bir çalışma, komplo teorilerinin sanıldığı kadar masum olmadığını, toplumları eylemsizliğe ve politik kaderciliğe teşvik eden bir yanı olduğunu gösteriyor.

siyasetGezi Parkı eylemlerinden sonra Başbakan, olayları faiz lobisinin, dış mihrakların, BBC, CNN gibi yabancı kanallarının ve CHP’nin düzenlediğini iddia etti; gelişmeleri AKP iktidarını devirmeye yönelik komplo girişimleri olarak değerlendirdi. Ama Başbakan’ın Gezi protestolarını karalamaya yönelik bu çabaları, eylemleri engellemek bir yana, direnişin daha da güçlenmesine yol açtı. Kaldı ki komplo teorileri gerçeğin gizlendiği durumlarda ortaya çıkar. Gerçek olaylar ve niyetler kamuoyundan gizlenilmek istendiği zaman, insanları ikna etmenin bir yolu da spekülasyonlara dayalı açıklamalar yapmaktır. Bunlar mantığa, delillere ve gözlemlere dayandırılabildiği gibi, tümüyle hayal gücüne dayalı safsatalar da olabilir. Komplo teorileri her zaman art niyet taşımaz; sağlıklı bir sosyal süreç olarak da değerlendirilebilir. Gerçekleri iyi niyetle gizlemenin geçerli iki ana nedeni vardır. Biri güvenlik, diğeri özel yaşam hakkının korunmasıdır. Ancak bu sınırın kolayca aşılabileceğini de unutmamak gerekir.

KOMPLO = GİZLİLİK

Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre komplo iki veya daha fazla insan arasında, yasa dışı veya suç sayılabilecek eylemlerle bulunmak üzere yapılan antlaşmadır. Komplo sözcüğü Türkçe’de topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan anlamına gelir. Dolayısıyla komplolar yalnızca bir insanın hayalinde yarattığı değil, yaşama geçirdiği eylemler de olabilir. Komplo teorilerinin en önemli özelliği genellikle hükümetlere veya bazı gizli örgütlere mal edilmesidir. Çok az sayıda teori (Paul McCartney aslında yaşamıyor iddiasında olduğu gibi) sivil topluma yöneliktir. Bu da komplo teorilerinin temelinde, hükümetlere duyulan güvensizliğin ve kuşkuların yattığını gösterir.

İNSANLAR NİÇİN KOMPLO TEORİLERİNE İNANIR?

İnsanların komplo teorilerine –yanlışlığı bilimsel olarak kanıtlanmış olanlar da dahil- inanması psikologların uzun süredir yanıtlarını aradığı bir soru. Son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalarda, yaşamın keyfiliğine katlanamayan insanların, komplolara sığındığı görüşü ağırlık kazanıyor. İngiliz psikolog Patrick Leman, “Tuhaf bir şekilde bazı komplo teorileri olayları, insanların güvenlik ve öngörülebilirlik ihtiyacını tatmin edecek şekilde açıklıyor. İnsanları en fazla rahatsız eden şey belirsizlik ve geleceğin tahmin edilememesidir” diyor. Leman ayrıca internetin yaygın kullanımına bağlı olarak komplo teorilerine geniş halk kitlelerine ulaştığına ve inananların arttığına dikkat çekiyor. Leman ve ekibi komplo teorileri konusunda yaptıkları çalışmalardan elde ettikleri bulguları şöyle sıralıyor: • Bir teoriye inanan insanların diğerlerine de inanma olasılığı yüksektir • Gelir ve inanma düzeyleri arasında güçlü bir ilişki vardır: İnsanlar zenginleştikçe komplo teorilerine daha az inanmaya başlar (Aynı ilişki eğitim düzeyi için de geçerlidir) • İstikrarsızlık insanları en fazla rahatsız eden olgudur. İnsanlar öngörülebilir bir dünyada yaşamayı tercih eder. Dolayısıyla bazı komplo teorileri insanların daha güvenli ve öngörülebilir koşullarda yaşadığı duygusunu perçinler • Komplo teorileri yeni kanıtların elde edilmesiyle zamanla evrim geçirir, mutasyona uğrar.

GERÇEKLERDEN RAHATSIZLIK DUYMA

Kent Üniversitesi’nden psikolog Karen Douglas ve Robbie Sutton, belirsizlikten kurtulma dürtüsünü kabul etmekle birlikte başka bir olguyu daha işaret ediyor. Sutton ve Douglas’a göre komplolara inanmak psikolojik bir projeksiyon yani yansıtmadır. Başka bir deyişle insanın kişisel görüşlerini başkalarına yansıtmasıdır. Amerikalı bilim tarihçisi, akademisyen, bilim kurgu yazarı ve Skeptic isimli derginin editörü Michael Shermer, insanların komplo teorilerine inanma nedenlerini şöyle sıralıyor: • Belirli bir kalıbın veya düzenin bulunduğuna inanma -rastlantısal gürültü içinde anlamlı sesler keşfetme merakı gibi... • Gizli örgütlerin varlığına inanma -dünyanın küreselci bir gündeme sahip bir seçkinler topluluğu tarafından yönetildiği inancı • Doğrulama önyargısı-halihazırda inandıklarımızı destekleyici deliller arama ve bulma • Olayın vuku bulması sonrasında açıklayıcı destek arama- sonradan yapılan açıklamalar arasından rahatlatıcı olanları seçme eğilimi.

POLİTİK KATILIMI ENGELLİYOR

Kent Üniversitesi’den psikolog Daniel Jolley ve Karen Douglas yaptıkları bir araştırmada yalnızca komplo teorileri ile ilgili makaleleri okumanın bile insanlarda güçsüzlük, yetersizlik hissi uyandırdığını ortaya çıkartmış. Sonuç olarak bu durum, politik katılım arzusunu baltalıyor. Öyle ki bu etki, komplo teorisi doğrudan hükümetlerle ilgili olmasa bile ortaya çıkabiliyor. Örneğin iklim değişikliği ile ilgili komplo teorilerine maruz kalan insanlar, çevre kirliliğini önleyecek bir yaşam şekline geçmeyi gereksiz buluyor, çünkü bunlara göre iklim değişikliği yalandır, çevre felaketlerinin nedeni insan değildir. İlginç bir şekilde aynı insanlar oy kullanmanın da bir aldatmaca olduğunu düşünüyor. Bunlara göre gücü elinde tutan elit kesim, bir şekilde seçim sonuçlarını manipüle edecektir (çok da yanlış sayılmaz.RO) Son çalışması British Journal of Psychology dergisinde yayımlanan Jolley, araştırmalarından elde ettiği sonuçları şöyle özetliyor: “İnsanlar komplolara-örneğin hükümetlerinin gizli bir gündemi olduğuna inandırılırlarsa- maruz kaldıkça, eylemlerinin hiçbir fark yaratmadığı inancına kapılırlar. Böylece komploları hiç sorgulamadan kabullenme eğilimine girerler.”

BİLİMİ REDDETMEK VE DİKKATLERİ BAŞKA YÖNLERE SAPTIRMA

Son günlerde ilginç bir şekilde komplo teorileri ile bilimi reddetme arasında bir ilişki olduğu ortaya çıktı. Psychological Science dergisinde yayımlanan makalesinde Stephen Lewandowsky ve ekibi, bilimi kabullenme ve komplolara inanma eğilimi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarttı. Araştırmalarından elde ettikleri sonuçlara göre birden fazla komplo teorisine inananlar, bilimsel kuramları kabullenmeye yanaşmıyor. Örneğin iklim bilimcilerinin küresel ısınmanın yanlış politikalardan kaynaklandığını bilimsel olarak kanıtlamalarına karşın, iklim değişikliğinin bir komplo olduğuna inananlar bu kanıtları görmezden geliyor. Komplo teorilerine inanmanın yol açtığı bir diğer endişe sonuç da, dikkatleri bilimsel, siyasi ve sosyal gelişmelerden uzaklaştırmak ve başka yönlere çekmektir. Hükümetler, kamuoyunun doğru ve şeffaf bilgi edinme hakkını korumak ve taleplerine yanıt vermekle yükümlüyken, kamuoyu da kendisine sunulan bilgileri sağlıklı bir şüphecilikle karşılama şansına sahiptir. Ancak bu hak ve yükümlülük komplo teorileri için geçerli değildir. kökenli Britanyalı Karl Raimund Popper, komplo teorilerinin en önemli yanlışlığının, her olayı maksatlı ve planlı eylemler olarak değerlendirmesi olduğunu söylüyor. Dolayısıyla pek çok sosyal ve politik olayın gelişigüzel ve spontan bir şekilde ortaya çıktığı tezinin kabul görmediğine dikkat çekiyor. Aslında Popper bugün psikologların “atfetme hatası” olarak nitelendirdikleri olguyu uzun yıllar önce gündeme getirmişti. Bu, diğer insanların davranışlarını genellikle varolan koşullara bir tepki niteliğinde değil, maksatlı ve planlı eylemler olarak değerlendirme eğilimidir. Kuşkusuz bu eğilim, olaylara paranoyak bir gözlükle bakmak anlamına geliyor.

KARMAŞIK OLAYLARA BASİT AÇIKLAMALAR GETİRMEK

Komplo teorilerinin bir diğer işlevi de karmaşık olaylara basit açıklamalar getirerek, “dünyayı anlamlı” kılmaktır. Böylece insanlara geleceği tahmin etme ve olayları kontrol etme şansı tanır. Buna en güzel örnek iklim değişikliğidir. Bazı insanlar, çok sayıda kanıta karşın küresel ısınmanın insan eliyle oluştuğu iddiasını kabul etmez, çünkü bilim adamlarının önlerine koyduğu olası senaryolar duygusal ve bilişsel olarak kaldıramayacakları kadar vahimdir. Dolayısıyla bunun bir komplo olduğu kabullenmek, insanları psikolojik açıdan rahatlatır.

KOMPLO TEORİLERİNİN HİÇ Mİ YARARI YOK?

Komplo teorilerinin içinden bazılarının zaman içinde doğru çıktığı görülür. Aslında hükümetler insanların düşündüğü kadar sık yalan söylemese de, sürekli olarak gerçek niyetlerini saklarlar ve “kıvırtırlar”. Benzer şekilde hükümetlerin yaptıkları açıklamalarla ilgili sağlıklı bir kuşkuculuk, demokratik ve modern toplumların doğal tepkisidir. Daha genel olarak, eleştirel düşüncenin gelişimi açısından da çok yararlıdır. Bu noktada dengeyi doğru kurmak önemlidir. Başka bir deyişle komplo teorisyenleri ve kuşkucuların ortak bir zeminde buluşup, kamuoyunun önünde konuyu tartışmaları gerçeklerin su yüzüne çıkmasında önemli bir rol oynar. Derleyen: Reyhan Oksay BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda hayatınızda bazı değişikliklere ihtiyacınız olabilir. İşte öneriler...
  • Kişinin hayatta en çok endişe duyduğu şeylerin başında sevdiklerinin başına kötü bir şeyin gelmesidir. Bu dönem eğer doğru biçimde geçirilmezse kişiy
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Sevdiğini hastalık derecesinde kıskananlar, çevresine kötü koku yaydığına inandığı için suçluluk duyanlar, doktor muayenesine genelde kendi kafasında
  • Çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamda da DEHB tedavisinde ilaç kullanımı genellikle etkili ve hızlı cevap oluşturur.
  • Randevu Al