Kelebeğin Rüyası

COVID-19 salgını bizi eğitmeye devam ediyor.

Kelebeğin Rüyası

Herkes hayatı, ölümü, önceliklerini ve daha birçok şeyi sorguluyor.
Bence tabiatı da sorgulama zamanı.
İçinde yaşadığımız ve bir parçası olduğumuz tabiat nedir?
Nasıl çalışır?
Canlı mıdır? Yoksa cansız, ruhsuz ve anlamsız mıdır?
Bu sorulara cevap aramak ve bulmak, kelebeklerin rüyasını anlamamızı sağlayabilir.

Bir biyoloğun ilginç ve unutulmaz tecrübesi bize yardımcı olabilir.
Bir biyolog ormanda bilimsel bir inceleme yapıyordu. Yazacağı bilimsel makale için malzeme topluyordu.
Birden gözüne kozasından çıkmak için mücadele eden bir tırtıl ilişti.
Etrafına ördüğü kozadan çıkmak için çabalıyordu.
Kozadan sağ-salim çıkabilirse, rüyası gerçekleşecek ve kelebek olarak uçacaktı. Çiçekten çiçeğe konacak; ormanı bir uçtan bir uca uçarak geçecekti. Kim bilir bu uçuş esnasında neler görecekti!
En önemlisi ise, bir tırtıl olarak başladığı hayatına, bir kelebek olarak devam edecekti.
Bilim insanı kozadan çıkmak için çabalayan kelebeği merak ve dikkatle izliyordu.
Sabrı tükenen biyolog kozadan çıkmasına yardımcı olmak için harekete geçti.
Kozayı hafifçe yırttı. Kelebek dışarı çıktı.
Ancak kelebek uçacağına yere düştü.
Biyolog uçması gerektiğini biliyordu.

Yere düşen kelebeğe dikkatle bakınca, ona yardım etmeye çalışırken onu sakat bıraktığını anladı. Kelebeğin çok hassas ipeksi kanatları zarar görmüştü.
Kelebek bir bilim insanın müdahalesi yüzünden bir daha uçamadı.
Yere bağımlı bir kelebek olarak hayatına devam etti.
Kelebeğin uçma rüyası bir bilim insanı tarafından yok edilmişti.
Kelebek ne düşündü acaba?
Bu insanoğlu ne tuhaf bir varlık!
Biyoloğu böyle olursa gerisi nasıl acaba?
Yaşadığı bu tecrübe bu bilim insanına şimdiye kadar hiçbir kitaptan öğrenemediği bir dersi öğretti.

Tabiat kitabını da ayrıntılı olarak öğrenmek şart.
Tabiat kitabı sandığımızdan daha derin ve hassas dengelere sahip bir kitap.
Tabiatta her şey çok hassas dengelerle meydana geliyor. Bu dengelere müdahale, onların hayatına müdahale demek.
Bir başka bilim adamının Kelebek Etkisi dediği tam da bu.
Kainattaki matematiksel yapıyı derinlemesine kavrayan matematikçi Edward N. Lorenz daha 1963’te şu tespiti yaptı:
‘’Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir”.
Bunun anlamı bu kâinatta her şey çok ince ve hassas dengelere dayanıyor.
Bu sistemde bir kelebeğin kanat çırpmasını bile hesaba katmadan, tabiattaki ve dünyadaki toplumsal olayları anlayamayız.
Başka bir ifade ile, tabiat kitabını okurken ve tabiatı anlamaya çalışırken iyi niyet yeterli değil.
Tabiata bilgi ve hikmet temelli bir yaklaşım şart.
Bu çerçevede bir başka tabiat kitabının hikayesini hatırlamak ufuk açıcı olabilir.
Hikâyeyi İngiliz Şarkiyatçı ve Tasavvuf alimi Reynold Nicholson anlatıyor.
Bâyezid-î Bistâmî dokuzuncu yüzyılda yaşamış bir Sufi.
Hamedan’dan memleketi olan Bistam’a doğru yola çıkmadan, yolda yemek için bir avuç kakuleyi bir mendile sarıp cebine koyup yola koyuldu.

Günler sonra 725km uzaklıkta olan memleketi Bistam’a ulaştı. Yol boyunca çöllerden, muhteşem dağlardan geçti. Dereleri, derin vadileri, engin ovaları ve zengin ormanları gördü. Gördüğü her şeyde İlahi kudreti, ilmi ve iradeyi düşündü.
Gördüğü her şey O’nun kudretinin yansımaları idi.
Cebindeki mendili çıkardı. Bir de ne görsün!
Geriye kalan kakulelerin içerisinde birkaç tanede karınca dolanıp duruyor.
‘Bu karıncaların evi Hamedan’da burada yok olup giderler. Buna hakkım yok’.
Beyazıd-ı Bistami karıncaları yurduna götürmek üzere o uzun yolu bir daha yürüdü.
Hamedan’a ulaştığında çok yorulmuştu.
Ama vicdanı rahattı.
Karıncaları yurduna geri götürmüştü.
Görmediğimiz bir virüs yüzünden evlerimize hapsolduğumuz bu günlerde dışarı çıkma ve gezme özgürlüğümüzü kısmen kaybettik.
Bari düşünme özgürlüğümüze dört elle sahip çıkalım.
Tüm zenginliği, çeşitliliği ve derinliği ile tabiat kitabını, kendimizi ve her şeyi derin derin tefekkür etme zamanı.
İnsanın dünyanın merkezi ve efendisi olmadığı, bu dünyada diğer canlılar gibi bir canlı olduğunu kavrama zamanı.
Diğer canlılardan olan farklılıklarımız bizi bencil, mağrur ve ukala yapma yerine, mütevazi yapmalı.
Birlikte yaşadığımız tüm canlılara karşı şefkatli, merhametli ve vicdanlı olmak zorundayız.
Dahası tüm bunların bilgi ve hikmet üzerine inşa edilmesi şart.
Sokrates ‘cehalet tüm kötülüklerin anasıdır’ derken haklıydı.
Cehaletimiz kelebeklerin rüyasını tahrip etmemeli.

İbrahim Özdemir



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: