Kadın Hastalıkları ve Hipnoz

Dünyada hipnozla tedavi yapan tıp mensuplarının yüzde 25'ini kadın ve doğum hastalıkları doktorları oluşturur.

Paylaş:

Gerçekten daha genç kızlıktan başlayarak menopozla sonuçlanan pek çok sorunun tedavisinde hipnoz başarı ile ve kolayca uygulanmaktadır. Kısaca özetleyecek olursak kadına özgü hastalıkların çözümünde hipnoz gündemdedir.

Genç kızlık döneminde periodların başladığı ve düzensiz ve sancılı olduğu durumlarda, periodun düzene sokulması ve dönemin ağrısız geçmesi hipnotik konsantrasyonla birkaç seanslık çalışmayla sağlanmaktadır.

Aradan yıllar geçip genç kız evlilik dönemine girdiğinde, aldığı eğitim ve terbiye, hatta yanlış yönlendirme gibi durumlarda evlilikten kaçması, korkması ve özellikle eşiyle cinsel beraberliğe karşı koyması gibi isteksizlikleri tabiat kanunları doğrultusunda hipnozla tedavi edilmektedir.

Evlenen genç kızın hamile kalması doğal bir sonuçtur. Başta aşerme sorunları olmak üzere, doğum korkusunu, düşük fobisini, yenebilmesi mümkündür. Özellikle ağrısız doğuma hazırlanarak, doğumun rahat geçmesi ve doğum sonrası daha çabuk düzelebilmesi, bebeğini kolayca emzirebilmesi hipnozun kapsamı içersindedir.

Aradan yıllar geçip kadın menopoz dönemine girdiğinde, bu döneminin ağrısız, sıkıntısız ve ter basmasız geçmesi ve yeni hayatına uyum sağlaması, hipnoz uygulayan kadın doktorlarınca sağlanırken, hormonsal düzene kavuşmayla hamile kalmak olgusunun da artırılması başarılıyor.

Jale Hanım evli olup, 24 yaşındadır. 15 Eylül 1998 günü merkezimize başvurduğunda birkaç aylık hamile olduğunu ancak yoğun aşerme şikayetleri ve mide bulantısı nedeniyle çocuğu aldırmak üzere doktoruyla görüştüğünü söyledi. Son olarak da babasından duyduğu hipnoz yönteminin bu sorunları çözeceğini düşünerek başvurduğunu belirtti. Yapılan görüşme ve mayalamanın ardından hipnotik konsantrasyon sırasında, telkinlerle bulantı refleksi denetim altına alındı, aşerme sorunları giderildi. Kadın doktoruyla birlikte sanki hamile değilmiş gibi normal yaşantısını sürdüreceği ve doğumun doğal bir olay olduğu işlenerek ağrısız doğuma hazırlandı. Ard arda yapılan üç seans sonrasında çocuğu aldırma düşüncesi bitmiş, aşermeler düzelmiş ve sorun çözülmüştü. Şimdi sıra ağrısız doğuma gelmişti.

Bayan Belkıs 37 yaşında ve 13 yıllık evli idi. Bu onüç yıl süren evlilik sürecinde bir türlü eşi ile cinsel birlikteliğe ulaşamamış, sonuç onu bunalıma sürüklemişti. Ağrı duyacağım korkusu, cinsel utançla birleşince kasılmalar ve redde dönüşmüştü. Her türlü tedavi ve uğraş boşa çıkmış ve ayrılık eşiğine getirmişti. Son ümit hipnozdu. Hazırlık çalışmalarını ardından direkt metotla hipnoz uygulanarak birkaç seans içerisinde istenilen konsantrasyona ulaşıldı. Belkıs hanım artık hipnoz sırasında ağrıları ve iğne batımlarını duymuyordu. Ama halâ tereddüt ediyordu. "Acaba başarabilir miyim?" düşüncesine takılmıştı. Ağrıya karşı narkoz almışçasına duyarsız olabilen kişi, cinsel birliktelik sırasında olacak ağrıyı fark etmeyecekti bile. Sonunda çekilmesi gereken yirmi yaş dişi hipno anestezi ile iğnesiz ilaçsız başarıldı. Anestezisiz dişi çekilince ilişki sırasında ağrı duymayacağından emin oldu. Sonuç başarı. İlk doğumunda bir kız çocuğu dünyaya getirdi... Hem de ağrısız, sızısız.

KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUMDA HİPNOTERAPİ

Kadın hastalıkları ve doğumda hipnoz şuralarda kullanılır:

1- Koitus korkusu.

2- Psikoseksüel problemler.

3- Menopoz şikayetleri.

4- Dismenore.

5- Gebelik korkusu.

6- Gebelik bulantı ve kusmaları.

7- Düşük yapma korkusu.

8- Ağrısız doğum.

Koitus korkusu: Memleketimizin örf ve adetlerine göre ilk koitus evlenildiği gün bazen daha sonraki günler gerçekleşir. Elimizde kesin istatistiki bilgiler olmamasına rağmen koitus evliliğin ilk gününde % 99 gerçekleşmektedir. Geriye kalan % 1'inde kızlık zarı, vaginanın doğuştan anomalileri ve korku sebebi ile koitus olmamaktadır. Doğuştan kızlık zarı kapalılığı veya vagina anomalilerine gereken cerrahi müdahale yapılır. Acı veya kanama korkusu ile koitus yapamayanlara analjezik pomatlar, müsekkinler, hafif alkol alınması tavsiye edilir. Bazen kızlık bu tedavilere rağmen aylarca senelerce bozulamaz. Erkek impotansı konumuzun dışındadır. Dr. Öztürk, 10 yıllık evli olmalarına rağmen koitus yapamamış evli iki çiftin kızlık zarlarının yırtılmasını hipnoterapi ile gerçekleştirmiştir. Evlilik süreleri 3 ay ile 5 yıl arasında değişen hiç koitus yapamamış 5 kızın korkusu hipnoterapi ile kaldırılmış ve koitus gerçekleştirilmiştir. Bu kızların koitus korkuları aldıkları yanlış eğitimdendi.

Psikoseksüel problemler: Bunlarda hastanın önce kadın hastalıkları uzmanınca muayenesi şarttır. Gerekli tedavi yapılmasına rağmen şikayetleri devam eden hastalara hipnoterapi uygulanabilir. Memleketimizde diğer Avrupa ülkeleri kadar bu konuda çalışmalar yapılmamaktadır.

Menopoz Şikayetleri: Adetten kesilme çağındaki kadınlarda görülen ateş basması, terleme, uykusuzluk, sinirlilik gibi şikayetler hipnoterapi ile çoğunlukla kaldırılabilmektedir. Hastaya otohipnoz öğretilerek, bu şikayetlerden biri veya bir kaçını telkin ile düzeltebilinmektedir. Hastanın yaşı çok genç ise gereken hormonal tedavi yapılmalıdır.

Dismenore: Sancılı adetten şikayet eden genç kız ve kadınların hipnozdan önce normal genital bulgulara sahip oldukları tespit edilmelidir. Ancak bundan sonra hipnoterapiden çok iyi istifade ederler. Bazı yazarlar, laparoskopi yaptıktan sonra ancak hipnoterapi yapılmasının uygun olduğunu bildirmektedir. Bizim tedavi ettiklerimiz arasında bu görüşü destekleyen bir olgu vardır. Bayan 17 yaşında, bakire, 3 yıldan beri sancılı adet görmekte ve her adet kanaması süresince Zeynep Kamil Hastanesi'ne yatırılmakta ve tedavi edilmekte iken hipnoterapi tedavisine başlandı. Daha sonraki ikinci adet kanamasından itibaren menses süresindeki ağrı, bulantı, kusma, uykusuzluk ve ağlama şikayetleri kayboldu. Adet günlerinde hastaneye yatmadan otohipnoz ile şikayetsiz olarak 8-10 adet geçirdikten sonra tekrar şikayetleri başladı. Yeniden narkoz altında yapılan rektal tuşe ile uterusun yanında mandalina büyüklüğünde bir tümöral kitle hissedildi. Yapılan laparotomide: normal bir uterus ve onun serviksine ince bir kanalla açılan ikinci bir uterus tespit edildi. Ameliyatta ikinci uterus alındı ve kanal kapatıldı. Daha sonraki adetleri sancısız seyretmeye başladı. Bu sebepten özellikle bakirelerde laparoskopi yapıldıktan sonra hipnoterapinin yararlı olacağı kanısındayız.

Gebelik korkusu: Ailevi problemlerden kaynaklanmakla birlikte çocuğunu düşürmekten, doğuramayacağından veya doğururken ölmekten korkmak şeklinde olabilir. Bunlarda hipnoterapi ile gerekli telkinler yapılarak gebelik ve doğum korkusu kaldırılabilir.

Gebelik bulantı ve kusmaları: Bunlar hipnoterapiden çok istifade ederler. Bilindiği gibi, bu şikayetler çoğunlukla psikolojiktir ve en çok olarak gebeliğin ilk dört ayında görülür. Anne adayını evinde, iş yerinde ve toplum içinde çok rahatsız eden öğürtü, bulantı, kusma için gebeliğin ilk 3 ayında verilen vitaminler dışındaki ilaçların cenin üzerine zararlı oldukları bir gerçektir. İlaç kullanılmadan yapılan hipnoterapi ile gebelik mahsülü sakatlanmaktan kurtulur. Bulantı ve kusması düzelen anne adayı zayıflamadan normal kilosunu almaya devam ederek ve daha önemlisi huzur içersinde gebeliğine devam eder.

Düşük yapma korkusu ve ağrısız doğum: Gebe kadın ne kadar çok sayıda düşük yapmışsa, yine düşük yapacağından o kadar çok korkar. Organik, hormonal, mikrobik, alerjik, kromozomal v.s. anomalileri bulunan kadınlar gerekli tedavileri yapıldıktan sonra hipnozdan faydalanabilirler. Günümüzde birçok hastaya bu psikolojik nedenlerinden dolayı sedativ ilaçlar verilmektedir, bunların cenin üzerine olan kötü etkileri artık bilinmektedir. İşte hipnoterapi bu yüzden de çok faydalı bir tedavi yöntemidir. Günümüzde doğum ağrısını kaldırmak amacıyla kullanılan birçok yöntem vardır. Bunlar arasında psikolojik teknikler ve bölgesel veya genel anestezide kullanılan çeşitli ilaçlar sayılabilir. Uygulanan yöntemler bölgeden bölgeye ve ülkeden ülkeye, yerel kültüre, tıbbi personele, eldeki olanaklara ve diğer toplumsal ve mesleki etmenlere bağlı olarak değişmektedir. Kullanılan değişik ajanlar ve yöntemler, pratik olarak dört grupta toplanabilir.

1- Sistemik sedativ analjezikler.

2- İnhalasyon analjezi-anestezisi.

3- Bölgesel analjezi-anestezi.

4- Psikolojik analjezi

Doğumda, analjezi ve anestezi ile anne ve yeni doğanın bakımı, kuşkusuz anesteziolojinin en zor konularıdır. Bu güçlüğün nedenleri, gebe kadının gebelik dışı dönemden farklı fizyolojik değişiklikler göstermesi ve yeni doğanın anatomi ve fizyolojisinin erişkinden farklı olmasıdır. Doğumda anestezi uygulamanın diğer bir güçlüğü de doğumun genellikle gecenin geç saatlerinde, uzun zaman harcamasını gerektiren bir uğraşı olmasıdır. Bunların yanında, halk kadar kadın hastalıkları uzmanlarının da doğum ağrılarının ortadan kaldırılması gerektiğine pek fazla inanmaması, hatalı anestezi uygulamasının anne ve çocuk için yarattığı kötü sonuçların gözler önünde olması, anestezilenin doğum pratiğine girmesini güçleştiren başlıca nedenlerdir.

Oksijen, karbondioksit ve diğer katabolizma ürünlerinin yanı sıra sedativler, narkotikler, genel ve lokal anestezikler plasentadan basit difüzyon ile geçerler. Anestezide kullanılan ilaçların çoğu plasenta zarından hızla geçer ve anneye verilen doza bağlı olarak, birkaç dakika içinde anne ve fetüs kanı arasında denge oluşabilir. Fetüs ilaçları erişkinden daha az etkin bir şekilde kullanır. Fetüste ilaçların metabolizma edilmesi için gerekli enzim sistemlerinin çoğu ya yoktur, ya da yeterince gelişmemiştir. Bu enzimler arasında, sedasyonu sağlamada veya genel anestezi indüksiyonu sırasında kullanılan barbitüratları, lokal anestezikleri, bazı narkotikleri ve değişik diğer ilaçları, metabolize edenler sayılabilir. Sonuç olarak bu değişik faktörler nedeniyle narkotiklerin, barbitüratların ve promethazine'nin depresan etkileri doğumdan sonra bebekte saatlerce, hatta 2-4 gün kadar da sürebilir.

Doğumda kullanılan analjezik maddelerin gerek anne gerekse fetüs ve yeni doğan üzerinde olan zararlı etkilerinden dolayı günümüzde doğum ağrılarını azaltmada ilaç kullanımı gerektirmeyen bir çok yöntem vardır. Bu yöntemler arasında Dick-Read'ın öne sürdüğü ve uygulamasını yaptığı doğal çocuk doğumu, Rusların önerdiği psikoprofilaksi metodu, (bu metot Fransız ve diğer Avrupalı kadın doğumcular tarafından geniş bir uygulama alanı bulmuştur.) birkaç merkez tarafından uygulanan hipnoz ve Çinlilerin kullandığı akupunktur sayılabilir. Bu teknikler hastanın korkusunu, endişesini, kuşkusunu azaltır ve giderek gebenin davranışını doğumda daha işbirlikçi ve gayretli olarak düzenler. En önemlisi bu tekniklerin hiçbirinin anne ve bebek üzerinde zararlı etkisi yoktur. Bir çalışmada yeni doğanın durumu göz önüne alındığında, hipnozun bölgesel veya genel anesteziden üstün olduğu görülmüştür.

Dr. Öztürk'ün Bilinçli Hipnoz tekniği ile ağrısız doğum yapmak isteyen gebeler, 6 aylıktan itibaren hipnoterapi altına alınırlar. Gebe kadın, daha önce gebelik veya düşük korkusu, gebelik kusması gibi sebeplerle hipnoz tedavisi görmüşse yeniden mayalanma toplantısına alınmaz. Hipnozu hiç bilmeyenler iki mayalanma toplantısına alınırlar. Mayalanmış gebelere doğuma kadar birer hafta ara ile tek başlarına veya grup olarak hipnoz yapılır. Doğumdan korkmayacakları ve ağrısız doğuracakları telkin edilir. Verilen telkinde ancak doğum için hastaneye yattıktan sonra kalkacağı ısrarla belirtilir. Dr. Öztürk'e göre, doğum ağrılarının daha önceden kalkacağının telkin edilmesi, gebenin evinde, iş yerinde, sokakta aniden doğurmasına sebep olabilir. Anne adayına doğum ağrıları başlayınca doğum yapacağı hastaneye gitmesi telkini verilir.

Ağrıları başlamış ve hastaneye yatmış gebenin doğum ağrılarının kaldırılması için, hipnoterapistin hemen hastaneye gelerek gebeyi uyutup uyandırması ve doğumun sonuna kadar yanında kalması çok faydalıdır. Olmadığı taktirde telefonla uyutabilir veya gebe kadın otohipnozla doğum ağrılarını kaldırabilir. Hastanede uyutulup uyandırılan veya otohipnoz yapan gebe, hipnoterapinin kontrolünde olmakla beraber bütün normal hareketleri yapmaktadır. Gözleri açık, konuşmakta, yürümekte, yemekte, içmekte kısacası canının istediğini yapmakta sadece doğumdan korkmamakta ve ağrı duymamaktadır. Belinden kasıklarından ağrı başlayınca sağ elinin baş parmağının dört parmağı ile kapayıp karnının üzerine doğru götürdüğünde sadece kasılma duyar ağrı duymaz. Uterusun kontraksiyonu süresince eli kapalı kalır, kasılma hissi kaybolunca elini açar yeni bir kasılma ile yeniden kapar. Doğumun sonuna yakın başlayacak olan ıkınma hissi hiçbir zaman kaldırılmaz hatta ıkınma duyunca kendi gücü ve hipnozun gücüyle ıkınacağı telkin edilmiştir. Bunun sonucunda hipnozlu gebe diğerlerinden daha büyük gayret ve güçle ıkınarak doğumun süresini kısaltır ve herhangi bir alet kullanmaya lüzum kalmadan doğurur. Epizyotomi için ekseriya lokal anesteziye gerek kalmaz. Yine Dr. Öztürk'ün ameliyat deneyimlerinde ve diş çekiminde olduğu gibi hipnozlu hastalarda doğum kanaması daha az olmaktadır. Bazı anestezik maddelerin kanamayı arttırdığı zaten bilinmektedir. Hipnozlu loğusa doğumdan sonra hastanede kaldığı sürece, epizyotomi yeri acılarını, son sancılarını, bebek emerken olan meme başı acılarını duymaz, idrara diğerlerinden daha kolaylıkla çıkar. Yine daha önceden verilmiş olan telkinler gereğince taburcu olup evine giderken hastanenin kapısından çıkar çıkmaz, bütün ağrıları eskisi gibi duymaya başlar.

Hipnozsuz olarak hiç ağrı duymadan binlerce kadının doğurmakta olduğunu görüyoruz ve buluyoruz. Doğumda ağrı duyan kadınların ağrı duymayanlardan çok fazla olduğu da bir gerçektir. Hipnoterapi ile doğum yapan kadınların hepsinin de ağrısız doğum yapacağını iddia etmiyoruz. Dr. Öztürk ve ondan sonraki yaptığımız çalışmalarda isteyenlerden % 90 gebenin hipnoz altına alınabildiği, bunların % 70'inin ağrısız doğurduğunu ve % 90'ında hipnoterapinin çok faydasını gördüğümüzü söyleyebiliriz.

Yukarıda bahsedildiği gibi, hipnoz konusunda, ulusal, uluslararası ve dünya kongreleri tertiplenmektedir. Bizim de bu kongrelere iştirak ederek bilgi alışverişinde bulunmanız çok faydalı olur.

(Kadın hastalıkları ve doğumla ilgili bu bölüm, rahmetli Dr. Ertuğrul Bayırlı'nın Temmuz 1983'te "Sandoz bülteni"nde yayınlanmış olan "Bilinçli Hipnoterapi" başlıklı yazısından yararlanarak hazırlanmıştır.) Ağrısız doğum ve narkozsuz ameliyatla ilgili 1997 yılında Tempo Dergisi'nde yayınlanan Nazan Ergülen'in yazısından bir bölümü sunuyoruz:

AĞRISIZ DOĞUM VE NARKOZSUZ AMELİYATTA HİPNOZ

Kırk yıldır dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla uygulanan hipnoz Türkiye'de de giderek yaygınlaşıyor. Kadın, çocuk ve diş hastalıklarının tedavisinde, psikolojik rahatsızlıkların giderilmesinde, norkoz verilemeyen hastaların ameliyatlarında hipnoz etkili bir çözüm yolu sayılıyor.

Sevim kızımız o zaman 9 yaşındaydı. Bademcik ameliyatı olması gerekiyordu. Ama narkoz vücuduna alerji yaptığı için operasyon gerçekleşemiyordu. Daha önce anne ve babasının ameliyatlarında da hipnoza başvurmuştuk. Birkaç seanstan sonra verdiğim telkinleri aldığını gördüm. Artık ameliyat gerçekleşebilirdi. Operasyona giderken Sevim'i hipnotize ettik. Gözleri açık bir şekilde ameliyata gitti, ağrısız sızısız masadan kalktı. Şu anda 22 yaşında ve bankacılık yapan Sevim Kurtoğlu'nun hipnozla tedavide yaşadığı deneyi, Türkiye'de hipnozla tedavi uygulayan pek çok doktordan biri olan diş hekimi ve "Tıbbi Hipnoz Derneği"nin de başkanı Ali Eşref Müezzinoğlu bu sözlerle anlatıyor:

Bilimsel olup olmadığı artık tartışılmayan hipnoz, hem dünyada hem Türkiye'de tıbbi tedavinin pekçok alanında yaygın olarak kullanılıyor. Özellikle diş hekimliğinde, kadın hastalıklarında, doğumda, çocukların büyüme dönemlerinde karşılaştıları sorunlarda, psikoloji ve pisikiyatride tedavinin kolaylaştırılıp hızlandırılmasında hipnoz, doktorların adeta sihirli değneği.

Sıralamadan da anlaşılabileceği gibi tüm dünyada hipnoza rağbet eden doktorların başında yüzde 40 oranla diş hekimleri geliyor. Koltuk korkusunun yenilmesi ya da cerrahi müdahale gerektiren olaylarda diş hekimleri hipnoza bir can simidi gibi sarılıyorlar. Bunu yüzde 25 oranla jinekologlar izliyor. Daha genç kızlık aşamasında, ilk adet döneminde rastlanan sancıların giderilmesinde, evlilik aşamasında cinsel ilişkiden kaçınmanın ya da "ilk gece kabusu"nun yenilmesinde, hipnoz etkili bir yöntem olarak kullanılıyor. Bundan başka ağrısız doğumdan bebek emzirmeye, doğum sonrası vücut deformasyonundan menopoz sorunlarına kadar hemen her tür kadın hastalıklarının tedavisinde hipnoz başarılı sonuçlar sağlıyor. Üçüncü sırayı ise bazı çocuk hastalıklarının iyileştirilmesi oluşturuyor. Alışkanlık haline gelmiş parmak ya da dudak emmekten yatak ıslatmaya, tırnak yemekten tiklere, kekemelikten ders çalışamama sorunalrına kadar pek çok alanda hipnoz etkili bir çözüm yöntemi.

Bir tedavi yöntemi olarak hipnozun kullanım alanı bu kadarla da sınırlı değil. Asabi tansiyon, baş ağrısı, migren, kolit, şeker hastalıkları, korku, başarısızlık, mutsuzluk, anksiyete, fobilerin tedavisi ve narkoz kullanmanın mümkün olmadığı cerrahi müdahaleler de hipnozun imdada yetiştiği durumlar arasında.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi doktorlarından Şahap Erkoç hipnozu "dikkatin belirli bir konuda toplandığı, başka birinin telkinlerinin kabul edilebildiği değişik bir bilinç durumu" olarak tanımlıyor. Hipnotizmaya "doğal bir yöntem" gözüyle bakan psikolog Ertan Kura da "uyanık uyku" adını veriyor hipnoza. Gerçekten de hipnoz durumu bir uyku hali gibi görünmekle birlikte oldukça farklı. Uykudakinin tersine bilinç, tümüyle yerinde çünkü. Her şey, her ne kadar kontrolü elinde tutan hipnozitörün elinde gibi görünse de, kişi istemediğini yapmamak yetisini kaybetmiyor. Diş hekimi Ali Eşref Müezzinoğlu yaygın inanışın yanlışlığını şöyle anlatıyor: "İnsanların isteği dışında yönlendirmeler yalnızca filmlerde olur. Gerçekte insanları o kadar derinden etkileyip kişiliklerini değiştirmek mümkün değil. Hipnoz sırasında kişinin bilinci yerinde. İstemiyorsa kendisine verilen kötü telkinleri yapmayabilir."

Müezzinoğlu'nun tespiti bir hipnoz olayının gerçekleşmesinde hipnozitör kadar hipnoz uygulanacak kişinin buna yatkınlığını da vurguluyor. Nitekim Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği eski başkanı rahmetli Ergün Arıkdal şunları söylüyor: "Hastanın telkinlere ne kadar yatkın olduğunu bulmak çok önemlidir. Uyutucu telkinlere yatkın mıdır, uykusu ne kadar derinleşebiliyor, inanç derecesi nedir?"

Özellikle ameliyat öncesinde deri hassasiyetinin dokunma duyusunu beyne kadar götüren akımı bir yerde bloke etmiş oluyorsunuz. Beyin onu almıyor. Bu kolay bir iş değil. Biz bunu ikna yoluyla yapıyoruz. İyi hipnotik çalışma yapan birisi, hipnotize ettiği kişinin uyku derinliğini ölçmelidir. Objektif ölçü kriterleri vardır. Vücutta uyuşukluk ve his kaybı ne orandadır tespit edilmelidir. Bazı insanlar bir iki seansta en yoğun seviyeye inebilir. Tam hissizlik seviyesine inilemiyorsa o insan üzerinde anestezi yapamazsınız. Hipnozun yaygın olarak bilindiği gibi, birinin "Gözlerime bak. Şimdi söylediklerimi aynen yapmaya başlayacaksın" türünden basit bir işlem olmadığı tüm uzmanların ortak görüşü. Dahası, hipnoz yöntemi uygulayanla hasta arasında bir tür elektrik alışverişi. Bazı kişilerin elektrik vericiliği daha fazladır. O tesirleri alışı sırasında hasta, vücudunda sıcaklık hisseder. Bu sıcaklığı hissediyorsa telkini de alıyor demektir. Test bu şekilde yapılır ve hipnoza girilir.

Buraya kadar hep tedavideki uygulamalarıyla öne çıkan hipnoz yakın dönemde eğitim alanında da başarıyla kendini gösteriyor. Bulgar psikiyatrist Lazanov'un geliştirdiği yöntem önce sosyalist ülkelere, orandan da Tüm Avrupa'ya yayılmış. Hatta Macaristan, uygulamayı bir devlet politikası olarak benimsemiş.

Hipnozun eğitim alanındaki bu başarısının sırrını Ergün Arıkdal şöyle açıklıyor: "Öğrenci kendisini tam bir gevşemeye sokmayı öğrenir. Nefes alışverişi, kalp çarpıntılarının beyin dalgalarına alfa ritminin geçmesiyle başlar. Alfa ritmine girildiğini gösteren bir kırmızı ışık var başa bağlı bulunan. Telkin almak için en uygun zaman o andır. Öğrencinin bilinçaltı yolları açılmış durumdadır. İkinci olarak vücut, dış uyaranlara karşı savunma durumundadır. Hiçbir uyaran dikkatin dağılmasına neden olmaz. Bu arada öğrenci, dersleri dinlerken hiçbir çaba harcamaz. Öğrenim fotoğrafiktir çünkü: Hafıza, bir sayfayı olduğu gibi görür."

Görüldüğü gibi hipnoz, sorun olabilecek bir çok alanda konuyu sorun haline getirmeden kolaylıkla çözebiliyor. Bu durum da hipnoz kullanımının Batı'da olduğu gibi Türkiye'de de giderek yaygınlaşacağını gösteriyor. Zira doktorundan hastasına, eğitimcisinden öğrencisine hemen herkes, hipnozun Mandrake işi olmadığının bilincinde olduğunu gösteriyor.

HİPNOZLA TEDAVİ OLANLAR ANLATIYOR...

N.Y. (53 yaşında, emekli)

Göbeğimde tümör gibi bir şey çıktı. Baktım olacak gibi değil, kalktım muayeneye gittim. O sırada gözleri açık bir çocuğun hipnozla ameliyat edildiğini anlattılar. Beni muayene eden doktor "sizi de böyle ameliyat edelim mi" dedi. Olurdu, olmazdı derken razı oldum. Yattığım yerden herşeyi görüyordum. Küçük bir şey sanıyordum. Bir de baktım ameliyattan sonra 8 dikiş atmışlar. Farkında bile olmadım. Eve geldikten sonra kime anlattıysam inanmadı. Açıp dikişleri gösterdiğimde şaşırdılar. Bundan başka, benim bulantı refleksim vardı. O yüzden dişlerimin protezini yaptıramıyordum. Hipnozla bunu da hallettim. Küçük kızımın bütün yiyip içtiği alttan üsten gidiyordu. Çocuk doktoru onu telefonla hipnotize edip iyileştirdi.

S.K. (22 yaşında, bankacı)

Hipnozla ilk defa annemin safra kesesi ameliyatı sırasında tanıştım. Daha sonra babamın katarakt ameliyatında da hipnoz kullandılar. Ben de 9 yaşındayken bademcik ameliyatım sırasında hipnotize edildim. Narkoz vücuduma alerji yapıyordu çünkü. İleri yaşlarımda dişçi koltuğuna oturmaktan, asansöre binmekten korkuyordum. Bunları da hipnoz sayesinde yendim. Doktorumdan otohipnoz yetkisi aldığım için çok sıkıldığım zamanlarda kendi kendime hipnoz uygulayıp rahatlıyorum. Ayrıca kardeşimin sünnetinde, yine annemin apandisit ameliyatıyla sigarayı bırakmasında bir ablamın tikinin iyileştirilmesinde, hiç ders çalışamayan diğer ablamın bu huyunun giderilmesinde hep hipnozdan faydalandık.