İnsanlar yaşlandığı için mi hastalandığı için mi ölüyor

Bilim, insan ömrünü uzatmak için şu sorunun yanıtını arıyor. İnsanlar yaşlandığı için mi ölüyor, yoksa hastalandığı için mi?

İnsanlar yaşlandığı için mi hastalandığı için mi ölüyor

Bilim, insan ömrünü uzatmak için şu sorunun yanıtını arıyor. İnsanlar yaşlandığı için mi ölüyor, yoksa hastalandığı için mi?

İnsan yaşamını uzatmaya yönelik son yıllarda ortaya atılan iki yaklaşım, ortalama insan ömrünü yüz yıl ve üzerine çıkartmayı hedefliyor. Yaklaşımlardan biri hastalıkların tedavisine ve kök hücre yardımıyla hasarlı organların yenilenmesine odaklanırken, diğeri ise yaşlanma sürecinin hücresel ve moleküler bazda yavaşlatılabileceğini ileri sürüyor. Yüz yıl önce doğan bir Amerikalının ortalama yaşam süresi 54 yıldı. O dönemlerde bebek ölümleri çok yaygın olduğu gibi, kadınların doğum sırasında yaşamını yitirmesi de en sık görülen ölüm nedenlerinden biriydi. Fakat aşılar, antibiyotikler, hijyen ve gelişmiş ana-çocuk bakımı sayesinde bugün daha uzun yıllar yaşayabiliyoruz. Bugün doğan bir bebeğin 78. doğum gününü görmesi çok büyük bir olasılık.

İNSANI NE ÖLDÜRÜYOR?

İnsanlar yaşlandıkça insan ömrünün sınırlarını zorlayan iki önemli etmenle mücadele etmek zorunda kalıyor. Bir kere, ömrümüze ilave olan her yaş, vücudumuzdaki hücre ve organların bir yıl daha eskimesi anlamına geliyor. İkinci olarak kanser, kalp hastalıkları ve Alzheimer gibi bilimin görece olarak çaresiz kaldığı bazı ölümcül hastalıklara yakalanma riski yaş ile birlikte artıyor. İnsan ömrünün üst sınırını zorlayan bilim insanları, aslında şu sorunun yanıtını arıyor: “İnsan ömrünü uzatmak için bu iki etmenden hangisine yatırım yaparsak daha iyi sonuç alırız? Yaşlanma sürecini yavaşlatmaya çalışmak mı daha etkili olur, yoksa hastalıkların tedavisini bulmak mı? Başka bir deyişle yaşlandığımız için mi ölüyoruz, yoksa hastalandığımız için mi?”

BİRİNCİ YAKLAŞIM: HASTALIKLARIN TEDAVİSİ

Hastalıklarla mücadeleye odaklanma yolunu seçen bilim insanları, hastalıkların tek tek tedavi edilmesiyle insan ömrünün ortalama olarak yüz yılı geçebileceğini ileri sürüyor. İngiltere’deki Oxford Nüfus Yaşlanma Enstitüsü’nden gerontolog (Gerontoloji: yaşlanma ve yaşlılık bilimi) Sarah Harper, “Belli başlı ölüm nedenlerine odaklanırsak (kanser, kalp/damar hastalıkları) ve bu hastalıkları yenebilirsek ve aşınan vücut parçalarını yenileyebilirsek, yaşam beklentisini büyük ölçüde yükseltebiliriz” diyor. Harper, kanser ve kalp hastalıklarına çözüm bulabilirsek ve kök hücre teknolojilerini geliştirebilirsek 100 yaşına hatta 120 yaşına kadar sağlıklı bir yaşam sürdürebileceğimize inanıyor. Ve bunun da çok ileri bir gelecekte değil, yakında gerçekleşeceğini düşünüyor. Bu modeli uygulayarak, aktif ve uzun bir yaşam süresine kavuşmak için önce vücudun doğal olarak eskiyen parçalarının nasıl tamir olacağını keşfetmemiz gerekiyor. Bilim insanları şimdiden kök hücrelerden yararlanarak nefes borusu ve çene kemiği üretmeyi başardılar. Eğer araştırmalar bu hızla devam ederse, Harper ve kendisi ile benzer görüşte olanlar, aksayan, hasar gören dokuların, organların ve kemiklerin yerine yenilerinin üretilmesinin artık bir bilim kurgu olmayacağını düşünüyor. Harper, “Kök hücre ve genetik bilimi teknolojilerinde bugün kaydettiğimiz küçük ilerlemeler, insan ömrünü uzatma yolunda atılmış büyük adımlardır” diyor.

İKİNCİ YAKLAŞIM: YAŞLANMA SÜRECİNİ YAVAŞLATMAK

Diğer yaklaşımı benimseyen bilim insanları ise yaşlanma süreci ile mücadelenin daha etkili olacağını düşünüyor. Illinois Üniversitesi’nden S. Jay Olshansky, “Kansere çözüm bulmuş olsak bile kalp sorunları veya Alzhemier ile uğraşmak zorunda kalabiliriz. Benzer şekilde rejeneratif tıp (zarar görmüş doku ve organların işlevselliğinin onarılması ya da iyileştirilebilmesi) her seferinde bir organı düzeltebilir. Yeni bir yutağa sahip olmak iyi bir şey ama bu, başka taraflardaki bozukluklara fayda sağlamaz” diyor. Olshansky, buna karşın yaşlanma sürecini moleküler düzeyde önlemenin daha etkili olacağını söylüyor. Bu yaklaşım tek bir organı veya sistemi hedefe oturtmuyor; tam tersi beyni ve bedeni bütün olarak ele alıyor. Olshansky ve meslektaşları, “Yaşlanmayı Yavaşlatmak için Manhattan-stili Proje” olarak isimlendirdikleri bir projeyi uygulamayı amaçlıyor . Hedefleri, insan ömrüne en azından sağlıklı bir yedi yıl daha ilave etmek. Bunun da 10 veya 20 yıl içinde gerçekleşebileceğine inanıyor. Her yedi yılda bir hastalık riski ikiye katlandığı için yaşlanma sürecinde yedi yıllık bir yavaşlama, Olshansky’ye göre, hastalık riskinin yarıya inmesi anlamına geliyor.

VÜCUDUN BİYOLOJİK SON KULLANMA TARİHİ 85

Olshansky vücudun doğal, biyolojik son kullanma tarihinin 85 yaş olduğunu öne sürüyor. O yaşlarda hücrelerimiz tipik olarak oksidatif stres adı verilen, geriye dönüşü olmayan bir yükün altına girmiş oluyor. Oksidatif stres, DNA, proteinler ve diğer önemli hücresel parçalara zarar veren oksijen serbest radikallerinin üretiminden kaynaklanıyor. Olshansky ve meslektaşları bu sorunu araştırırken, 100 veya 110 yaşını aşmış, ruhsal ve bedensel sağlığı yerinde yaşlıları inceledi. Bu insanların daha yavaş bir hücresel eskime sürecine sahip olduğunu düşünen Olshansky, bunların hücrelerinin oksidatif strese daha dirençli olması gerektiğini ileri sürüyor. Bu yavaşlamanın genetik bağlantısı bulunduğu takdirde, sistemik yaşlanma karşıtı terapilerin geliştirilmesi de mümkün olabilecek. Sağlıklı beslenme ve egzersiz dışındaki yaşlanmayı engelleyecek terapiler bir hap şeklinde kendini gösterebilir. Ancak bu kadar karmaşık bir şeyi, bir bileşim haline getirmek çok ciddi bilimsel bir çaba gerektirir. Bu da çalışmaların moleküler ve fare düzeyinde yürütülmesi gerektiği anlamına geliyor. Methuselah Vakfı’nın başlattığı Mprize isimli ödül, en uzun ömürlü fare yarışmasını kazananlara veriliyor. Bu alanda en umut verici aday rapamycin isimli bileşim. Bu bileşim kalori kısıtlamasının izlediği yolakla aynı yolağa sahip. Hem rapamycin’in, hem de kalori kısıtlamasının farelerde yaşamı uzattığı biliniyor.Her derde deva olarak ortaya sürülen tüm diğer terapilerde olduğu gibi, rapamycin’in de sakıncaları var. İlaç bağışıklık sistemini baskıladığı için yaygın kullanımına kimse sıcak bakmıyor. Bu arada diğer bileşimlerle ilgili öyküler de piyasaya her çıkan ilacın üzerine atlamamız için bizleri uyarıyor. Örneğin “kırmızı şarap” hapı olarak bilinen resveratrol, bir zaman yaşlanmayı yavaşlatan mucize ilaç olarak yere göğe konamazken, son yıllarda bunun büyük bir balon olduğu ortaya çıktı. Ayrıca bazı bilim insanları rapamycin’in insanlarda farelerde olduğu kadar etkili olamayacağını düşünüyor.

“YUKARIDAKİLERİN HEPSİ” STRATEJİSİ

Gerçekten de yaşam uzatan araştırmalar, uzun süredir sözde bilim insanlarının saf insanları kandırmak için kullandıkları bir yalancı-bilim haline gelmiş durumda. Kaldı ki Olshansky ve Harper, insan yaşamının çok yakında 150 yıla ve daha fazlasına çıkacağı dedikodularından epey bunaldıklarını itiraf ediyorlar. Aslında insanların ömrünü uzatmak için uygulanacak en başarılı strateji “yukarıdakilerin hepsi” olmalıdır. Bunun için hastalık tedavisinde yeni çözümler, moleküler düzeyde yeni keşifler, rejeneratif tıpta gelişmeler ve sağlıklı yaşama yönelik daha etkili uygulamalar gerekiyor. Hatta devrim niteliğinde bilimsel keşifler olmasa bile bugün bilimin ulaştığı seviyenin desteği ile insan ömrü uzamaya devam ediyor. Her yıl ortalama yaşam beklentisi üç ay kadar uzuyor. Bu da küçümsenecek bir süre değil. Avrupa gibi gelişmiş bölgelerde her on yılda bir insan ömrüne iki yıl ilave oluyor. Gelecekte yüz yıl veya daha uzun yaşamış insanlar bugüne baktıklarında, bizim ne kadar kısa ömürlü olduğumuza üzüleceklerdir. Tıpkı bizim ortalama insan ömrünün 35 yıl olduğu eski dönemlere bakıp üzüldüğümüz gibi.... CUMHURİYET BİLİM TEKNOLOJİ EKİ
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Erkekler için çocuk sahibi olmak büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Eşiniz baba olmaya hazır mı? İşte cevabı.
  • Sosyal medyada sahte profillere dikkat! Sanal dünyadaki tuzaklara dikkat! Prof. Dr. Sevil Atasoy, internet üzerinden kurulan tuzaklara karşı bilinçlen
  • Uçağa bindiğimizde normal tat alma duyumuzu biniş kapısında bırakırız. Neden mi?
  • Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye'nin ilk nöropsikiyatri hastanesi olan NP İstanbul Beyin Hastanesinin kurucusu ve aynı zamanda Üsküdar Ün
  • Harvard Üniversitesi’nden psikolog Dr. Martha Stout, Yanı Başınızdaki Sosyopat isimli kitabında bir sosyopatİ ele veren 10 işareti açıkladı. Bir sosy
  • Geçirdiğiniz çocukluk gelecekteki yaşlılığınızı belirliyor. Bana çocukluğunu anlat, sana nasıl bir yaşlı olacağını söyleyeyim!
  • Randevu Al