Hayatımı Değiştiren KİTAP

Yıl 1979....Temmuz ayı.

Hayatımı Değiştiren KİTAP

Üniversite sonuçları nihayet elime ulaştı. O zaman PTT ile gönderiliyordu.

Postanenin önünde tüm öğleden sonra beklemiştik. Akşam postası ile sonuçlar geldi.
Yine kazanamadım. Yaptığım 6 tercihten hiçbirine yerleşememişim.
Bir şansım kalmıştı. Önümüzdeki yıl Üniversite sınavlarına 3. Kez gireceğim.
Bu son hakkım ve son şansım olacak.
Kazanamadığım takdirde askere gidecektim. Kazanmak zorundaydım.
Ama nasıl?
Köydeyim.
Dershane yok? Ders alabileceğim kimse yok. Bana yardımcı olabilecek kimse de yok.
Dahası, yapmam gereken işler var. Ama okumak istiyorum. Lisede günlüğüme yazdığım hedefimi gerçekleştirmemin tek yolu üniversiteyi kazanmama bağlı.
Köyümden çıkıp dünyayı keşfetmenin tek yolu da bu.
Tabii, bir de askere gidenler büyük şehirleri görüyordu.
Büyük abilerimin ve köydeki diğer büyüklerin askerlik hatıraları benim için ilginç olmanın ötesinde, başka ve yeni yerlerin bilgisi ile doluydu.
Bazılarının abartılı anlatımlarının farkındaydım. Yine de hoşuma gidiyordu.
Ancak karar vermiştim: Köyümün dışındaki dünyayı kendim keşfedecektim.
Bu sıkıntılarla boğuşurken, üniversiteye hazırlanmak için bazı yeni kitaplar aldım.
Kendi kendime çalışacak ve başaracaktım. Daha doğrusu başarmaya mahkumdum. Başka seçeneğim yoktu.
Bu arada kitapçıda küçük bir kitap dikkatimi çekti: Gençlerle Başbaşa.
Yazarı Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil.
Hayatımda henüz bir profesör görmemiştim. Ama ne olduğunu aşağı yukarı tahmin edebiliyordum. Üniversite öğretmeni.
Ord (Ordinaryüs)’un ne demek olduğunu ise bilmiyordum. Prof.’tan önce geldiğine göre demek daha önemli veya büyük biri olmalıydı.


Daha sonra öğrendim.
Profesörlerin Hocası ya da “hocaların hocası” demekmiş.
“Ordinaryüs Profesör”, 1933 üniversite reformu ile kabul edilen bir unvan. Benim üniversiteyi kazandığım yıl yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yapığı meşhur 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu (YÖK) ile lağvedilmiş. Yani kaldırılmış.
Cebime baktım. Kitabı alacak kadar param var.
Dahası "...Bu kitap, sadece fikri çalışma atölyesinin genç ve tecrübesiz çırakları için faydalı olabilecek bir rehberdir."
Bir sezgi ile “işte aradığım kitap” dedim ve hemen aldım.
“Hazırlık kitaplarına başlamadan bu küçük kitabı okumalıyım” dedim kendi kendime.
Doğrusu kitabın küçük olması beni daha da cesaretlendirdi.
Köye dönme zamanı gelmişti. Daha dolmuşta iken okumaya başladım.
Yazarın “Sabırlı ol genç dostum” hitabı çok hoşuma gitti.
“Sabırlı ol geç dostum. Damlaya damlaya göl olur. Aynı noktaya düşen damlacıklar.
Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeye başladığın zaman telaş edip sabırsızlanma.
Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme, sindirerek çalış ve öğren”.
Bir köylü delikanlısı olarak Ordinaryüs Profesör’ün bana “genç dostum” demesi beni çok etkiledi.
Köy dolmuşu, Karasu köprüsünden geçmek için yavaşlarken, benim önümdeki uzun yol da belirmeye başlamıştı.

Köye ulaşana kadar ise kitabı neredeyse yarıladım.
Aradığım kitabı bulmuştum. Daha doğrusu nasıl çalışacağımı, zamanımı nasıl yöneteceğimi bana öğreten rehberimi bulmuştum.
Üniversiteye girmek istiyordum. Çok çalışmam gerekiyordu. Ama nasıl çalışacağımı bilmiyordum. Zaman yönetimi hakkında ise hiçbir bilgim yoktu.
Çiftçi olan babam, tabiat kitabını ve mevsimleri çok iyi biliyordu. Hayatını mevsimlere ve havaya göre ayarlıyordu.
Benzeri ilkelerin hayatta başarılı olmak için de geçerli olduğunu, zamanımı çok iyi kullanmam gerektiğini kitabı bitirince daha iyi anladım.
Başarının kanunu her yerde aynıydı.
Kitabı bir kez daha okudum. Önemli yerlerin altını çizdim.
“Devamlı ve planlı olarak aynı saatlerde çalış. Çalışmayı uzun süre kesme. Hasta ve aşırı yorgun değilsen tatil günlerinde bile yavaş ve az da olsa çalış ki, çalışma alışkanlığın körelmesin”.
“Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap bir fasıl üzerinde çalış. Ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Aynı anda birden fazla iş yapayım diyen kimse tam ve temiz iş yapamaz”.
“Çalıştığın bir iş (ders, kitap) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Yine bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar.”                                                                       

Başgil Hoca açık ve net konuşuyordu: “Bir günü işini (ders, görev, kitap) bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar ver. Plan yap”.
Hemen bir plan yaptım. Bu plana yazarın dediği gibi sıkı sıkıya uymaya çalıştım.
Köydeki hayatımı değiştirmem mümkün değildi. Yapmak zorunda olduğum işler vardı.
Ama zamanımı değiştirebilirdim.
Daha az uyuyup, daha çok çalışmak elimdeydi. Günlük hayatımdaki lüzumsuz işleri bir kenara bırakabilirdim.
En önemlisi ise hedefi belirleyip planlı çalışmak.
Her gün düzenli çalışmak esastı.
Sayılı günler geçti. Sınav için büyük şehre gittiğimde “bu sefer olacak inşallah” dedim.
Ve oldu.
Sonuçlar açıklandı. İstediğim yeri kazanmıştım.
O günden sonra önümde yepyeni bir hayat başladı: “taallüm ile tekâmül etmeye” başladım. Öğrenerek, mükemmelleşmeye, kendimi geliştirmeye çalışıyordum.
O günden sonra çantam arkadaşım oldu. İçerisinde ise kitaplarım vardı. En yakın ve sadık arkadaşlarım oldular.
Bugüne gelişimin yolculuğu, o gün o kitapla başlamış oldu.
Bu küçük kitap hala en iyi arkadaşım. Kütüphanemde duruyor.
Kitap bana başka şeyler de öğretti: Kitapları sevmeyi, iyi arkadaş seçmeyi, kötü alışkanlıkları tanımayı ve uzak durmayı…
Dahası bu kitabı hediye ettiğim tanıdıklarım da başarılı oldular.
Kitapta beni en çok etkileyen ilkeleri bir kez daha hatırlatmak isterim.
Rahmetli Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in kendime ilke edindiğim bazı tavsiyelerini paylaşmak isterim.
Diğerlerini bulup okuyun.

•    Çalışmak için uygun gün ve saat belirleme. Bil ki her gün ve her saat çalışmanın en uygun zamandır. Çalışma için ilham gelmesini beklemeyin.

•    Başladığın bir işi (ders, kitap, görev) bitirmeden başka bir işe başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir.

•    Bir dersi, bir kitabı en basit konulara ayır. Sıra ile her konuyu iyice anlayıp öğrenmeden diğer konuya geçme. Adımlarını sağlam basarak yürü.

•    Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde zamanla ölçüp de “eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeter” deme. Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine bak.

•    Gece yatağa uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
Bu son tavsiye, her günün bir değerlendirmesini yapmamı istiyordu. Yapmaya çalıştım.
Dediğim gibi, kitap bana çok şey kazandırdı. Daha sonra başka kitaplar yazıldı. Dünyada konuyla ilgili kitaplar tercüme edildi.

Kullanılmayan bir ilaç, sizi iyileştirmez. Bunun için hemen okumaya ve de uygulamaya başlayın. İlk başta biraz zor olabilir. Ama bu kesinlikle geçici bir durum.

Gençlerle Başbaşa hala kütüphanenizde yoksa, hemen bugün gidip bir tane alın. Aspirin gibi çantanızda taşıyın ve okuyun.

Sık sık okuyun.
Kendinize bir plan yapın ve ona uyun.
Hayat değil, siz hayatınızı değiştirin. Bu sizin elinizde.
Gelecek size ait olacaksa, onun nasıl olacağına bugün siz karar verin.
Gelecekteki hayatınız, bugün vereceğiniz karara bağlı.
Köyümde çok erken yaşta öğrenmiştim: “Güzün ne ekersen, yaz geldiğinde onu biçersin”.
Tarlayı nadasa bırakanların, yani bir şey ekmeyenlerin biçecek bir şeyleri de olmaz.



Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
  • Birkul yazdı:

    Motivasyon ve oz disiplin kazanma acisindan cok basarili etkileyici ve faydali bir yazi olmus. Kitabi okumus birinin kazanimi boyle guzel bir yaziyi kaleme alabilmekse kitap daha nice cevherlerle doludur. Yillar once okumustum ama ya toyluktan ya unutkanliktan bana hissettirdiklerini animsayamadim. Raftan indirip tekrar okuma zamani gelmis geciyor. Tesekkurler hayat hocam


Cevap yazdığın kullanıcı: