Göç ve çocuk Sağlığı

Günümüzde yaşanan ekonomik ve sosyal değişimler, kişilerin veya ailelerin doğdukları yerlerden ayrılmalarına neden olmaktadır. Özellikle ülkemizin bulunduğu bölgede uzun yıllardır süregelen savaşlar, can güvenliği nedeniyle, bölge halkının komşu ülkelere göçünü zorunlu kılmıştır.

Göç ve çocuk Sağlığı

Bu göçlerden en fazla etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.

GÖÇÜN ETKİLERİ

Ani ve hızlı bir çevre değişimi,  sosyal, kültürel ve fiziksel olarak toplumu ve bireyleri etkiler. Yapılan çalışmalar, göç nedeniyle yaşanan sosyal ve kültürel değişme, kentleşme, modernleşme, kültürleşme, adaptasyon ve hayat stresi ile psikolojik bozukluk arasında önemli bir ilişkinin varlığını ortaya koymuştur. Aynı şekilde, göç eden aileler, sosyal kontrol mekanizmalarından uzak, ekonomik ve sosyal sorunlarla birlikte şiddette de başvurmaktadır. Bir başka sorun da göç eden ailelerde işsizlik ve boşanma oranları da artmasıdır.
Göç olgusu, yoksulluğun da eklenmesi ile çocuk ve gençlerin dünyaya karşı güvensiz, sürekli tehdit duygusu ile yaşayan, çevresine yabancılaşan ve bunun sonucunda düşmanca duygular beslemeye başlayan kişiler olarak itilmiş ve sindirilmiş bireyler olarak yaşamlarını sürdürmelerine yol açabilir. Bu çocuk ve gençlerin,  geldikleri yerlerde önemli sorunlara yol açabilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır.

GÖÇ VE SAĞLIK

Göç eden bireylerin sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen birçok etken yanında en sık gözlenen ve ölümlere neden olan sağlık sorunu bulaşıcı hastalıklardır. Göç eden bireylerde bulaşıcı hastalıklar salgınlar yaparak ölümlere yol açar. Örneğin Suriye’de savaş öncesi sağlık hizmetleri düzenli olarak yürütülmesine ve halkın sağlık düzeyi bölge ülkelerine göre daha iyi durumda olmasına rağmen, yaşanan göç olayında, Türkiye’ye ulaşmak için günlerce yollarda yürüdüklerinden, yolda yaralandıklarından, tecavüze uğradıklarından, şiddete maruz kaldıklarından, Türkiye’ye ulaştıklarında sağlıkları ve ruhsal durumları çok bozulmuştur. Bu bozukluğun bir kısmı kamplara yerleşen kişilerde, kamplarda aldıkları sağlık hizmeti, hastane tedavisi, ameliyat gibi işlemlerle düzeltilebilmiştir ancak kamplara yerleşemeyen çoğunluk bu hizmetlerden yararlanamamıştır. Sağlık açısından ev sahibi ülkedeki en önemli sağlık sorunu, sığınanların bulaşıcı hastalık getirmeleri ihtimalidir. Ev sahibi ülkede bulaşıcı hastalık sorunu varsa, bu da sığınmacılar için risk oluşturabilmektedir.
Kamplarda yaşayan sığınmacılara sağlık hizmeti götürülmesine rağmen, kamplarda da sağlık sorunları yaşanmaktadır. Uluslararası ve ulusal literatüre göre bu sorunlar;

Vitamin yetersizlikleri (Vit, A, Vit C, Niacin), anemi
İstenmeyen gebelikler, riskli gebelikler
Düşükler, doğum komplikasyonları
Çocuklarda büyüme ve gelişme gerilikleri, anemi
Kronik hastalıklar ve komplikasyonları
İshal, sıtma, menenjit, tifo gibi bulaşıcı hastalıklar ve aşı ile önlenebilecek kızamık, tüberküloz, hepatit gibi hastalıklar
HIV/AIDS dâhil cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar
Fiziksel şiddet ve buna bağlı yaralanmalar ve cinsel istismar
Depresyon, kaygı bozuklukları, tükenmişlik, uyku bozuklukları,
uzamış yas ve travma sonrası stres bozukluğu başta olmak
üzere ruhsal sorunlar
Diş sağlığı sorunlarıdır.

UNICEF tarafından hazırlanan raporda 2015 yılında her gün 5 yaş altı 16 000 çocuğun hayatını kaybettiği saptanmıştır. Ölüm oranı Afrika bölgesinde Avrupa’ya oranla 7 kat fazla, düşük gelirli ülkelerde ise yüksek gelirli ülkelere kıyasla 11 kat daha fazladır.  1980’li yıllarda Afrika bölgesinde savaştan dolayı binlerce çocuk hayatını kaybetmiştir. Ölüm nedenlerine bakıldığında; ölümlerin çoğunun savaşın doğrudan etkisinden değil, dolaylı etkisinden kaynaklandığı belirlenmiştir.

Çocukların yaşamları ve gelişimleri savaş, şiddet ve göçten kısa ve uzun vadeli olarak etkilenmektedir. Bu ortamlara maruz kalan ya da tanıklık eden çocukların bilişsel, fiziksel, psikolojik gelişimleri etkilenir.  Savaş mağduru çocuklar, başta yaşam hakkı olmak üzere eğitim hakkı, sağlık hakkı ve gelişim hakkından yoksun kalmaktadır. Çocuklar kriz karşısında en ağır bedeli ödeyen ve en ağır yükü taşıyan kesimdir ve ‘kayıp kuşak’ haline gelebilirler. Çocuklar kendilerini ailelerinin ve tanıdıklarının yanında güvende hissederler, bu durumlara maruz kalan çocuğun kendini güvende hissetmesi ve başkalarına güven duyması zorlaşabilir. Dünyanın iyi ve adil bir yer olduğu ve yetişkinlerin onları koruyacağına ilişkin temel inançları derinden sarsılabilir. Çünkü en temel ihtiyaçları olan yemek, su gibi ihtiyaçları bile süreç içerisinde zaman zaman karşılanamamaktadır.
Yaş dönemine göre farklılık gösterse de çoğu çocuk, korku, kaygı, öfke, üzüntü gibi yoğun olumsuz duyguları söze dökmek yerine davranışlarına yansıtır. Bu çocuklarda olabilecek korkuların birden çok sebebi olabilir. Kaygısı artmış ve bu nedenle de yatıştırılamaya ihtiyaç duyan çocuklar, altını ıslatma, sık sık ağlama, anne-babaya yapışma gibi yaşlarının gerisinde, bebeksi davranışlar gösterebilirler. Zihinleri, tanık oldukları şiddet görüntüleri ve olup bitenin nedenlerini anlamaya yönelik çeşitli sorularla karışmış olan çocuklar, kendilerini başka bir işe vermekte, dikkatlerini toplamakta ve sürdürmekte zorlanabilirler .

Ayrıca göç nedeniyle, çocukların hastanelere ulaşamaması, gerekli kontrollerinin yapılamaması, bunun engellenmesi birçok sağlık sorununa yol açar. Özellikle yeni doğan döneminde, düzenli sağlık kontrolleri ve aşılamaların yapılamaması bebeğin ileriki hayatındaki bağışıklığını etkiler. Tüm bu olumsuzluklar, çocuk hakları sözleşmesi hükümlerine göre suçtur.

NELER YAPILMALI?

Göç nedeniyle evlerinden ayrılmak zorunda kalan çocuk ve ailelerine yönelik olarak;
Sağlık kontrolleri ve aşılama hizmetleri düzenli olarak tüm çocuklara yapılmalı,
Akut malnütrisyon tedavisi, bebek ve küçük çocuk beslenmesi, gıda güvenliği, su ve sanitasyon gibi konuları kapsayan olağanüstü durumlarda beslenme eğitimleri verilmeli,
Anne sütüyle besleme ve hijyen konularında farkındalığı artırmak üzere broşür ve diğer iletişim materyali hazırlanmalı,
Beslenme taranması –vitamin desteği, mikronütriyen tozu (VMP) çocuklara, hamile ve emziren kadınlara yüksek enerji bisküviler verilmeli,
Okul öncesi çocuklara başta oyun olmak üzere çeşitli etkinlikler düzenlenmeli,
Okul çağı çocuklara eğitim desteğinin yanısıra, etkinlikler yapabilecekleri alanlar düzenlenmeli,
Psiko-sosyal destek hizmetleri verilmeli,
Danışmanlık, zihinsel sağlık desteği, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi ve müdahale gibi alanlarda çocuk koruma hizmetlerinin yaygınlaştırılmasına özen gösterilmeli,
Ülkedeki örgün çocuk koruma sistemleri güçlendirilmeli ve uzmanlaşmış çocuk koruma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.


GÖÇ VE ÇOCUK SAĞLIĞI
Prof.Dr. Nilgün Sarp
Üsküdar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Çocuk Gelişimi Bölümü



Etiketler:


Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

BİLGİ PARKI
ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan Sekülerizmin Hastalıkları ve Tedavisini anlattı
    16 Ağustos 2018, 15:23
  • Sağlık Bilimleri Fakültesi bölümleri neden avantajlı?
    13 Ağustos 2018, 16:45
  • Psikoloji eğitiminde neden Üsküdar Üniversitesi?
    13 Ağustos 2018, 13:29
  • Üniversite seçiminde hangi kriterlere dikkat edilmeli?
    11 Ağustos 2018, 14:35