Futbol aşkı yerine proje aşkı

Üsküdar Üniversitesi yıllardan beridir çok önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Bilim ve Fikir Festivali adı altında gerçekleştirilen etkinlikte liseli öğrenciler arasında proje yarışması yapılıyor ve kazananlar ödüllendiriliyor.

Futbol aşkı yerine proje aşkı

Milli Eğitim Bakanlığıyla birlikte gerçekleştirilen bu organizasyonun her geçen yıl bir önceki yıla göre çok daha görkemli hale gelmesi de dikkatlerden kaçmıyor.

Bu yılki festival 20 Nisan günü Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşkesinde gerçekleştirildi. Katılım yoğundu, coşku dorukta. Açılış konuşmalarını dinlerken liselilerin heyecanları her hallerinden belliydi. Yerlerinde duramıyor, protokol konuşmalarının bir an önce bitmesini ve ödül törenine geçilmesini bekliyorlardı elbette. Derken Üniversite Rektörü Nevzat Tarhan’ın “bugün burada her birinizin heyecanını yüzlerinizden okuyorum. Dün projeleriniz hakkında bilgi verirken, öylesine heyecanlıydınız ki,  projelerinizi aşkla anlatıyordunuz. Düşündüm ki liseliler öteki aşkları bir yana bırakmış, proje aşkına yönelmişler.”

Salonda büyük alkış koptu. Her hallerinden belliydi zaten ortaya koydukları projelerden nasıl keyif aldıkları, onlara nasıl aşkla bağlandıkları. Yalnızca birinin bunu onlara söylemesi gerekiyordu, yani kod açımlama yapılması. Ki o da yapılınca heyecanları katlanıverdi.

“Futbolu değil, projelerinizi sevin, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş aşkı değil, proje aşkı” derken de aslında popüler kültürle kuşatılmış bir gençliğin dramına dikkat çekiyordu Nevzat Hoca.
İşte tam da bu noktada önemi anlaşılıyor Üsküdar Üniversitesi’nin ne denli ciddi bir işe öncülük yaptığının.
Tam da bu noktada.
Ne yazık ki günümüzde gençlik ciddi şekilde popüler kültürün sığ, düşünsel yetiden alıkoyan, kendine yabancılaştıran dünyasına hapsolmuş durumda. Kendi gerçekliğini unutmuş, kendisinin olmayan gerçeklerin, hatta hiç kimsenin de olmayan yapay bir realitenin ardına düşmüş gidiyor.
Nereye gittiğini bilmeksizin.
Okyanusta yolunu şaşırmış pusulasız kaptanın gemisindeki yolcular gibi. Kaptan bilmez nereye gittiğini, yolcu bilmez kaptanın ne yaptığını.
Televizyonun, sinemanın, gazetenin kötü etkileri derken sosyal medya işi tümüyle karıştırdı. Önceleri hiç değilse taraflar belliydi. İyiliğin ya da kötülüğün kaynağı daha belirgindi. Ama şimdi tam anlamıyla ağzı olan konuşuyor noktasına geldik. Ve en garibi de herkes kendince bilge. Zikir sahibi herkes kendisini fikir sahibi sanıyor. Sokağın argosu sosyal medyanın dili haline geldi. Geleneksel medyada hiç değilse söze az da olsa özen gösteriliyordu. Adına sansür desek de, eleştirsek de “bip” süzgeciyle kitlelere biraz daha sızma bir dille aktarım yapılıyordu.


Sosyal medyada süzgeçleme de yapılamıyor. Herkes ilk aklına geleni hemen yazıveriyor ya da söyleyiveriyor.
Dolayısıyla da sosyal medyanın yaygınlığı arttıkça popüler kültürün de yaygınlığı artıyor. Ancak bununla kalsa iyi. Bir de sürekli bir düzey düşüşü var.
Adına katılımcı kültür diyorlar. Ama bu katılımda bir sistem falan yok. Kim nereden yakalarsa oradan katılıyor. Ne biliyorsa, doğrusuna yanlışına bakmadan püskürtüyor. Kaynak belli değil, hedef belli değil, planlama derseniz hiç yok.
Kaldı ki bugünün sosyal medya ortamında boy gösterenlerin çoğu da aslında geleneksel medyanın popüler kültür ortamından beslenmiş olanlar. Şimdi sosyal medya aracılığıyla bütün bu popüler kültürel kesitler daha da yaygınlaştırılarak pekiştiriliyor.
Sosyal medyadan gerçek anlamda işe yarar bir bilgi aktarımı yapanı gören var mı?  Herkes yiyip içtiğini, giyim kuşamını, takı ve makyajını sergileyip duruyor. Yani garip gösteri alanına dönüştü sosyal medya denilen mecra.
Tüketimi pekiştiriyor, alışverişi perçinliyor.
Eskiden insanlar hiç değilse ihtiyaç duyarak alış veriş yapıyorlardı, şimdi sosyal medyada paylaşmak için alış veriş yapılıyor.
Suçlamak değil amacımız. Ne geleneksel medya, ne de sosyal medyanın bir suçu yok. Onlar yalnızca araçlardır. Bu araçların doğru kullanımı, gerçek anlamda insanlığa yararlı olacak biçimde kullanımı için toplumların, insanların amaçlarını çok iyi belirlemeleri gerekmektedir.
Amaç belli olursa, araç planlanabilir.

Bunun da yolu eğitim öğretime gerekli çeki düzenin verilmesi. Öğrencilerin düşünsel üretime yönlendirilmesi için gerekli önlemlerin alınması şart. Düşünsel, analitik, eleştirel, sorgulayıcı bir eğitim öğretim planlaması yapılmalıdır. Üsküdar Üniversitesi’nce gerçekleştirilen Bilim ve Fikir Festivali etkinliği bu açıdan oldukça ciddi bir proje. Bu projenin okullarda yaygınlaştırılması yaratıcı ve analitik düşüncenin gelişmesine önemli katkılarda bulunabilir.
Bu nedenle de desteklenmesi gerekir.
Nazife Güngör

 



Etiketler: prof. dr. nazife güngör


Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

BİLGİ PARKI
NPİSTANBUL Bilgi Parkı
ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Yalan söyleyen birini nasıl anlarız?
    15 Ocak 2019, 11:59
  • Disleksi bir zeka sorunu mu?
    15 Ocak 2019, 08:53
  • Yaşlılık ne zaman başlıyor?
    14 Ocak 2019, 14:21
  • Sağlıkta yapay zeka dönemi mi başlıyor?
    14 Ocak 2019, 10:58