Evliliklerin en büyük düşmanı: Akşam sendromu!

Evlilik ilişkilerinde en önemli şey evdeki sıcak ve huzurlu ortamdır. Evdeki sıcak ortam, çiftlerin arasındaki iletişimden, çocukların sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesine kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Evliliklerin en büyük düşmanı: Akşam sendromu!

Daha önce “sevgi yuvası” diye tarif edilen eve şimdi “güven yuvası” diyoruz. Çünkü güvenin oluşması için herkesin kendini oraya ait hissetmesi lazım. Ait hissetmezse ortam gergin olur. Kimi evlerde kapıdan girerken akşam sendromu yaşanır. Akşam sendromunda erkek kapıdan girer girmez eşi hemen söylenmeye başlar, şikayet eder. Akşam sendromu dediğimiz durumda iki taraf da gergindir. Böyle durumlarda iki tarafın da yapacağı çok basit bir şey var: Sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç tane güzel söz ve sıcak bir dokunuş. Bu kadar basit aslında…

Dünyada ve ülkemizde her gün şiddetle ilgili olayların yaşandığına şahit oluyoruz. Şiddetin olmadığı bir dünya, insanın biyolojik ve psikolojik doğasına aykırı olması nedeniyle mümkün görünmüyor. İnsanda iki temel dürtü var. Biri cinsellik diğeri de saldırganlık dürtüleri. Dürtüyü kontrol etmeyi öğrenmesi, insanın medenileşmesi ile ilgili bir durum.

Hak arama ve çözmede şiddete başvurulmamalı

Medenileşme seviyesi arttıkça bu dürtüleri kontrol etme becerileri de artıyor. Gelişmemiş ve gelişmiş topluluğa dair en büyük özellik, cinsel dürtü kontrolü ya da saldırganlık dürtü kontrolünü sağlamayla ilgili oluyor. Hak arama ve sorun çözmede şiddet yerine sözel olarak kendini ifade etmek ve hakkını aramayı başarmak mümkün oluyor. Cinsel dürtüler de kontrol altına alınması gereken, cinsellik adabına göre yaşanması gereken durumlar. Fakat insanlığın gidişinde her iki konuda da maalesefazalma yerine artışlar gözlemleniyor.

Şiddetin arttığın yerde medenilikten bahsedilemez

Modernleşmenin artmasına karşın medenileşme buna paralel artmıyor. Şiddetin arttığı bir yerde medenilikten bahsedilemez. Yani insan modernleşebiliyor fakat hiç medeni olmuyor. Kadın hakları, kadına ve çocuğa yönelik şiddet konusunda da malesef benzer durum söz konusu. Çocuğa yönelik şiddetle ilgili birçok yasa 1960’tan sonra çıktı ama birçok önlemler de ondan sonra alındı.

Yasalara rağmen suçlarda artış yaşanıyor

Şiddetin önlenmesine ilişkin yasaların çıkarılmasına rağmen şiddetin yine de önlenememesi çok dikkat çeken bir durum. Türkiye’de 2012’de bir yasa çıkmasına karşın kadına yönelik şiddet olaylarında artış gözleniyor. 2008 yılında istatistiklere göre bir senede kadına yönelik şiddette ölüm sayısı 86 olurken 2020’de 436 oluyor. Yani beş misli artmış kadına yönelik şiddet. Yani demek ki şu anda yasal düzenleme bunu çözmüyor. Sorunu kanuni yollarla düzeltmeye çalışmak sorunun negatif çözümüdür.

Hapishane yerine rehabilitasyon merkezi…

Kadına yönelik şiddetin pek çok türü var: Fiziksel şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet, psikolojik ya da duygusal şiddet. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde problem odaklı olmayan çözümler dikkat çekiyor. Bu konuda muhakkak koruyucu ruh sağlığı ve rehabilitasyon çalışmaları yapılmalı. Birincil koruma denilen, şiddeti önlemekle ilgili tedbir alınmalı. Risk gruplarına yönelik uygulanan ikincil koruma var. Bu risk gruplarında evden uzaklaştırma vermek yerine rehabilitasyon işlemleri uygulanabilir. Suç işleyen kişiyi hapishanede tutmak yerine rehabilitasyon merkezinde tutmak yararlı olabilir.

Yanlış davranış kalıpları terk edilmeli…

Kadına yönelik şiddetle mücadelede geleneksel olarak süregelen bazı yanlış uygulama ve davranış kalıplarının da terk edilmesi gerekiyor. Bizim kültürümüzde bu konuda belki bazı bölgelerde halen uygulanabilen davranışlar olabiliyor. Değişim yaşıyoruz. Yani bazı geleneklerimizi düzeltmemiz de gerekiyor. Erkeklerin de kadınların da öz eleştiri yapması lazım.

Şiddete başvuruyorsa o kişi ortaçağa aittir…

Kadın ile erkek ilişkilerini öğrenmek de bir nevi sanat sayılabilir. Bu aslında bir beceridir ve öğrenilmesi gerekiyor. Şiddeti onaylayan bir kültür geçmişimizde maalesef var ama şu anda artık değişen dünyada şiddeti hatırlama ve sorunu çözme yöntemi olarak gören kimse cahildir ve gelişmemiştir, ilkeldir. Onun için burada ‘vurdum mu oturturum’ diyorsa bir insan ortaçağa aittir.
Haberin Devamı

Akşam sendromuna dikkat!

Evlilik ilişkilerinde en önemli konu, huzurlu bir ortama sahip olmak. Evliliğin ve evin sıcak ortam olması gerekiyor. Daha önce evliliğe sevgi yuvası diyorduk, şimdi güven yuvası diyoruz. Çünkü güvenin oluşması için herkesin kendini ait hissetmesi lazım. Ait hissetmezse ortam gergin olur. İnsan kendini güvende hissederse hemen evine gelir. Kimi evlerde kapıdan girerken böyle akşam sendromu vardır yaşanır. Akşam sendromunda erkek kapıdan girerken eşi hemen başlar söylenmeye: ‘Bıktım senden iki tane çocuk var. Bugün şöyle oldu böyle oldu’ diye sürekli söylenir. Zaten eve yorgun gelen adam da söylenmeye başlar. Akşam sendromu dediğimiz durumda iki taraf da gergindir. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Böyle durumlarda iki tarafın da yapacağı çok basit bir şey var: Sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç tane güzel söz ve sıcak bir dokunuş. Bu kadar basittir.

Sorunların büyük bölümü duygusal mesafeden kaynaklanıyor

İlişkide bu yöntem kullanıldığı zaman şiddetin yüzde 50’si ortadan kalkıyor. İlişkilerde ortaya çıkan sorunların önemli bir kısmı, yanlış anlama, problem çözme yöntemi bilmemekten kaynaklanıyor. Duygusal mesafeden kaynaklanıyor. Duygusal mesafe giderildiği zaman sorun neyse bile oturulup rahat bir şekilde konuşulabilir. Aile içi ilişkilerde şiddetin en büyük nedeni, duygusal mesafenin açık olması…

Düşünen beyni devreye sokmak hedeflenmeli

Öfkeli kişiler, ikna ve bilgi gücüyle ikna edilmelidir. Bu kişilere yaklaşımda da bu dikkate alınmalıdır. Aile içinde ya da iş yerinde bağırıp çağıran, kaba kuvvetle sorunlarını aşmaya çalışan kişi hisseden beynini kullanır. Öfkelenir, bağırır, çağırır, kırar, döker ve insanları sindirerek hakim olur. Karşı taraf aynı ölçüde karşılık veremediği için ezilir. Bu kişilere karşı düşünen beyninizi kullanacaksınız tavsiyesinde bulunuruz. Mesela bağıran bir eşe ‘Lütfen biraz yavaş konuşur musun, seni anlamak istiyorum.’ Böylece kişi birdenbire düşünecek ‘Yavaş konuşmamı istiyor yani beni anlamak istiyor’ diyecek. Hemen düşünen beynini devreye sokacaktır.

Paylaş:



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • DIR/Floortime modeli çocukların işlevsel gelişim kapasiteleri, çocuğun biyolojik temelli işlemleme süreci, aile ilişkileri ve etkileşimlerini bir bütü
  • Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Hürriyet Aile köşesinde bu hafta “Zaman Yönetimi” konusuna ilişkin bir yazı
  • Ya da Akademisyenler Neden Kimsenin Okumadığı Saçma Sapan Şeyler Yazıyor?
  • Yeni Bir Yıla Girerken Bilim İnsanlarına Kulak Vermek...
  • Üç aydır Amerika’dayım. Torunlarıma kitap almak için ünlü Barnes&Nobel Kitapevindeyiz.
  • Otizm Spektrum Bozukluğunda Multidisipliner Çalışma Önemi ve Otizm Merkezi...
  • Randevu Al