Eşlerdeki psikolojik sorunlar yuva yıkıyor

Erkeklerde sinirlilik, alkol bağımlılığı, kadınlarda ise titizlik, kronik yorgunluk ve hastalık hastalığı olarak kendisini gösteren gizli depresyon, tedavi edilmezse ailenin dağılmasına yol açıyor. Evliliğinizin sıhhati için bazı tedbirler almanız gerektiğini bilmelisiniz. Eşlerdeki psikolojik sorunlar yuva yıkıyor

Son zamanlarda kolunuzu kıpırdatacak haliniz yok. Bir bezginlik, bir tükenmişlik ki sormayın. Lavabonun içinde yıkanmayı bekleyen üç beş bardak gözünüze dağ gibi görünüyor, silinecek camları, süpürülecek halıları düşündükçe bayılacak gibi oluyorsunuz.

Çocuklar yıkanmamış önlükleri için, eşiniz vaktinde hazırlanmayan sofra için sitem ediyor. Her şey üstünüze üstünüze geliyor ve size neler olduğunu kendiniz de dahil olmak üzere hiç kimse anlamıyor.

Depresyondaki bir ev hanımını tanımlıyor bu cümleler. Hayatın normal akışını sekteye uğratan ve zaman içinde tüm ev halkına sirayet eden bu karamsar tablo, eşler arasındaki iletişimin bozulmasının en önemli nedeni olarak gösteriliyor. “Eşlerden birisinin depresyona girmesi ve uzman yardımına başvurulmaması yüzünden pek çok yuva dağılıyor.” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun her zaman açık belirtilerle kendisini göstermemesinin tedaviyi, dolayısıyla da evliliği zora soktuğunu ifade ediyor. Erkeklerde sinirlilik, öfke patlamaları, tahammülsüzlük şeklinde kendisini gösteren örtülü depresyon, kimi zaman uzun yıllar boyunca anlaşılamıyor. 25 yıldır gizli depresyon yaşayan ve eşiyle çocuklarının kendisinden uzaklaştığını söyleyen bir erkek hasta, sinirli halinin karakterinden kaynaklandığına inandığı için bunun bir hastalık olacağını düşünmemiş hiç. Tedaviden sonra “Aslında asabi bir insan olmadığımı anladım.” diyen hasta için adeta ikinci bir hayat başlamış. O içeri girince neredeyse kaçacak delik arayan eşi ve çocukları da hayatı, tedaviden önce ve tedaviden sonra diye ikiye ayırmışlar.

Erkeklerin gizli bir depresyon içinde olup olmadıkları içkiye ve sigaraya olan aşırı bağımlılıkları ve unutkanlıklarıyla da anlaşılabiliyor. Yetiştirilişi nedeniyle gizli depresyonu bağırma çağırma, öfke patlamaları şeklinde gösteremeyen kadın ise kendini temizliğe adıyor. Hastalık derecesinde titiz olan ve temizliği hayatının odağına yerleştiren kadın, bu kez çocuklarıyla yeterince ilgilenemiyor, eşe ve çocuklara ortalığı kirletirler kaygısıyla baskı yapmaya başlıyor.

Kapıyı söküp banyoda arap sabunuyla yıkayan bir kadın hasta, çocuklarının ve eşinin hata yapma endişesiyle kendisinden korkar olmalarının ev hayatını mutsuzlaştırdığını fark etmiş. Gizli depresyonun kadınlarda kronik yorgunluk olarak da ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, ‘Bütün gün uyusam bile dinlenemiyorum.’ şeklinde dile getirilen bu şikayete zaman içinde neredeyse damlaya damlaya biriken stresin yol açtığını söylüyor. “Sürekli stres, beynin yüksek frekanslı dalgada çalışmasına ve enerji depolarının boşalmasına neden olur. Beyni kemiren düşüncelerden daha yorucu bir şey yoktur. İnsan kamyon çarpmış gibi hisseder kendisini.” diyen Prof. Dr. Tarhan, tedaviden sonra evin duvarlarının rengini, çiçeklerin açtığını fark edip mutlu olan, yediğinden içtiğinden tat almaya başlayan, kendisini enerjik hissettiği için eşine ve çocuklarına daha çok vakit ayıran kadın hastalarının hayatı adeta yeniden keşfedişlerinden oldukça etkilenmiş.

Kadınlardaki örtülü depresyon bulgularından birisi de ‘hastalık hastalığı’. Başı ağrıdığı zaman beyninde tümör olduğunu, parmağı uyuştuğu zaman felç olacağını zanneden kadınların doktor doktor dolaşması da vaktin ve paranın boşa harcanması, bir türlü iç huzuru yakalanamaması gibi sebepler yüzünden eşlerin iletişimi zedeleniyor.

Evlilikteki uyumlu beraberliği bozan tek sebep depresyon değil elbette. Sadece çocuklara has zannedilen hiperaktiflik ve hastalık boyutundaki kıskançlık da yuva yıkabiliyor. Aceleci, neredeyse panik halinde, beklemeye tahammül edemeyen, her şeyin hemen olmasını isteyen mükemmelliyetçi hiperaktif erkeklerin çorba önlerine sıcak geldi ya da dışarıya çıkmak için eşi biraz uzun hazırlandı diye kavga çıkarmasının işten bile olmadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, az miktardaki kıskançlığın tutkal etkisi yaptığını; ama aşırısının genellikle eşlerden birisinin boşanma davası açmasıyla sonuçlandığını dile getiriyor.

Eşinin pencereden dışarıya bakıp bakmadığını anlayabilmek için perdeye toplu iğneler yerleştirecek kadar kıskanç olan bir erkek hastanın evliliği hüsranla sonuçlanmış. Beyinde kıskançlıkla ilgili bir bölüm olduğunu ve o hücre grubunun aşırı çalışmasının böyle bir hastalığa yol açtığını söyleyen Tarhan, ilaç tedavisiyle aşırı kıskançlığın yok edilebildiğini belirtiyor. (Ülkü Özel Akagündüz / İstanbul)

 

KAYNAK

Prof. Dr. Nevzat Tarhan