ERGENİM VE ÖFKELİYİM ŞİDDETE DE MEYİLLİYİM

ERGENİM VE ÖFKELİYİM ŞİDDETE DE MEYİLLİYİM

Okul ve ŞiddetOkul' ve 'şiddet' yan yana gelmemesi gereken kelimeler olmasına rağmen son günlerde okullarda şiddet içerikli olaylar yaşanıyor. Nedenlerini ve risk faktörlerini bilmemiz, şiddetin doğasını anlamamız ve şiddete karşı koruyucu önlemleri oluşturmamız için gerekiyor.

Okul, çocuğun yaşamındaki ilk toplumsal kurumdur. Kişiye yaşamında gerekli olacak değerleri ve bilgileri kazandırırken topluma uyum sağlaması için gerekli sosyalleşme becerilerini de kazandırır. Şiddet ile okul yan yana gelmemesi gereken kelimeler olmasına rağmen son günlerde okullarda şiddet içerikli olaylar yaşanıyor. Öğrenciler okulda arkadaşlarına zarar veriyor, öğretmenler ile okul idarecilerinin elinden bir şey gelmiyor.

Nedenlerini ve risk faktörlerini bilmemiz şiddetin doğasını anlamamız ve şiddete karşı koyucu önlemleri oluşturmamız için gerekiyor. Bu yazı dizimizde okullardaki suç ve şiddetin yaygınlığı, şiddetten neden olan çevresel, toplumsal, ailesel ve bireysel faktörleri inceleyerek, çocuklarımızı şiddetten korumak için neler yapılabileceğini okuyacaksınız.

Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli, kişilik bozukluğu, madde kullanımı, depresyon, takıntı ve korkuların önüne geçilmediğe taktirde şiddete neden olduklarını söyledi. İlköğretim birinci sınıftan başlayarak sürekli olarak ruh sağlığı taraması yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Verimli, '7 yaşından başlayarak yapılacak kişilik eğitimi ile 17 yaşın temeli atılır. Bu kişilik eğitimleri ile daha çok küçükken empati kurmayı ve bir başkasının yerine kendilerini koymayı öğrenirler. Bu da bir başka kişiye acı vermemeyi öğretir' dedi. Prof. Dr. Verimli ergenlik dönemi ve şiddet konusundaki sorularımızı cevapladı:

Şiddet nedir?

Korku, dehşet uyandıran başkasının canına, bedenine, onuruna yönelik davranışlardır. Fiziksel ve psikolojik şiddet olarak iki genel şekilde anlatabileceğimiz gibi, dayak, işkence, yaralama, öldürme, taciz, kötü söz, aşağılama gibi davranışlar şiddettir.

Öğrenciler arasında şiddetin artmasını neye bağlıyorsunuz?

Genellikle çeteleşme ve uyuşturucunun öne çıktığı liseli suçlarında bir tırmanış var. Çeteleşme, uyuşturucu kullanımı, eğitim sistemi, toplumun değişen yüzü diyebiliriz.

Bu dönem aynı zamanda ergenliğe de denk geliyor...

Evet. Lise dönemi üç bölüme ayrılan ergenliğin ikinci ve en ağır dönemidir. Bu dönem salgılanan hormonlar gencin daha gergin, daha tutarsız, daha dürtüsel ve risk almaya daha yatkın olduğu bir dönem. Ergenlik, gençlerin en sıkıntılı ve kompleksleri en ağır yaşadıkları, risk alma davranışının en çok yaşandığı dönemdir.

Nedir risk almak?

Sonunun ne olacağını bilmediğin bir şeye evet demektir. Kaybedecek bir şeyi olmayanlar daha sık risk alırlar. Yani şiddete meyilli ya da bizzat şiddete adı karışmış gençlerin bu dönemde kaybedecek fazla şeyleri olmadığını söyleyebiliriz.

Ailelerinin, geleceklerinin bir değeri yok mu?

Hayır. Gelecekleri, aileleri, yaşamları onların gözünde değersizleşmiş durumda. Onları kaybetmeyi göze alarak riske evet derler. Genellikle bu dönem ağır depresyon ve anksiyeteli bozukluklarla paralel sürer.

Bu durumda gencin yaşadığı bunalım ve baskı bir yerde şiddete yöneltiyor.

Evet. Depresyon, madde kullanımı ve ikinci dönem ergenliğin yapısı 16'lı yaşlardaki genci çok ağır bir bunalıma, çok ağır bir baskıya maruz bırakıyor. Genç insan bu baskıyı atlatmak maksadıyla ani, patlayan ve acı veren davranışlara yöneliyor.

RİSK ALMAYA MEYİLLİLER

Psikiyatrist Prof. Dr. Arif Verimli, lise çağlarının ergenliğe denk geldiği için çocukların bu dönemde hormonal nedenlerden dolayı daha gergin olduğunu söyledi: 'Aynı zamanda dürtüsel olarak daha fazla risk almaya da meyillidirler.'

Bireysel faktörlerin etkisi

Kültegin Ögel, Itır Tarı ve Ceyda Yılmazçetin Ege'nin hazırladığı 'Okullarda Suç ve Şiddeti Önleme Kılavuzu'nda çocuğun okula ayak uyduramaması ve derslerinde başarısız olması şiddete yol açan faktörler arasında bulunuyor.

Kılavuzda şiddet riskini artıran faktörler şöyle sıralanıyor:

  • Evde veya okulda sosyal olarak aşırı içine kapanık olma

  • Yoğun bir izolasyon içinde olmak

  • Şiddete maruz kalmak

  • Başkaları tarafından çabucak kızdırılabilir olmak

  • Aşırı alınganlık

  • Kendine rahat verilmediği duygusunu sık yaşamak

  • Okul başarısının düşük olması

  • Öfke kontrolünün yetersizliğinin olması ve sık öfke patlamaları yaşamak

  • Geçmişinde şiddet içeren davranışlarının bulunması

  • Bireysel farklılıklara toleransın olmaması

  • Madde kullanmak

  • Fevri olmak

  • Çok çabuk hayal kırıklığına uğramak ve bunu tolere edememek.

    3 ayda 392 olay

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün verilerine göre 2006'nın ilk 3 ayında öğrenciler toplam 392 olaya karıştı ve 20 öğrenci tutuklandı:

    Gasp ve soygun 15

    Öldürme 3

    Kaçırma 1

    Polise ve memura hakaret 3

    6136 S.K.M 27

    Darp 48

    Yaralama 68

    Tehdit 4

    İntihara teşebbüs 3

    Dolandırıcılık ve yankesicilik 14

    Oto ve otodan hırsızlık 14

    Ev hırsızlığı 9

    İş yeri hırsızlığı 26

    Kapkaç 2

    Ölümlü trafik kazası 1

    Yaralamalı trafik kazası 6

    Ehliyetsiz alkollü araç kullanma 25

    Narkotik suç 8

    Terör suçu 1

    Mali kaçakçılık suçları 29

    Cinsel suç 4

    Tasnif dışı suçlar 80

    Çocuğun kişiliğine dikkat edin

    İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şiddet davranışının ruhsal boyutunu incelerken bireylerin kişilik şekillenmesinin birinci derecede önemli olduğunu söyledi. Tarhan kişilik bozukluklarını sıraladı:

    Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu

  • Başkalarının haklarını saymama ve haklara saldırma olarak görülür.

  • Tutuklanması için zemin hazırlayacak eylemlerde teker teker bulunma.

  • Sürekli yalan söyleme, kişisel çıkarları için başkasını atlatma ile belirli dürüst olmayan davranış.

  • Gelecek için ciddi plan yapmama ve dürtüsel yaşantı.

  • Kavgacılık, saldırılarla belirli sinirlilik.

  • Kendisinin veya başkasının güvenliği konusunda umursamazlık.

  • Sorumsuzluk. Bir işi sürekli götürememe veya mali yükümlülükleri ısrarla yerine getirmeme.

    Borderline Kişilik Bozukluğu

  • Kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygularında tutarsızlık ve dürtüsel davranma.

  • Engellenme ve reddedilmelerle öfke, aşırı duyarlılık ve bu durumdan kaçınma davranışı.

  • Kişiler arası ilişkilerde stabil bir instabilite.

  • Kimlik karmaşası, kendilik uyumunda tutarsızlık.

  • Kendine zarar veren dürtüsellik (para harcama, cinsellik, pervasızca araba kullanma, aşırı yeme).

  • İntihar girişimleri, otomutilasyonlar, göz korkutmaları.

  • Affektif instalibite, epizodik disfori.

  • Kronik boşluk duygusu.

    Narsisistik Kişilik Bozukluğu

  • Hayalde ve davranışlarda üstünlük duygusu, beğenilme isteği ve empati yapamama halidir.

  • Kendisinin çok önemli ve vazgeçilmez olduğu duygusunu taşır. Başarı ve yeteneklerini abartır.

  • Kafa yorduğu konular başarı, güç, zeka, güzellik, kusursuz sevgi gibi hayaller.

  • Özel ve eşi bulunmaz biri olduğuna, böyle üstün kişilerle arkadaşlık edebileceğine inanır.

  • Çok beğenilmek ister.

  • Hak kazandığı duygusunu taşır. Ayrıcalık beklentisi içindedir.

  • İlişkileri kendi çıkarına kullanır, başkalarının zayıf taraflarını kullanır.

  • Empati yapamaz, isteksizdir.

//www.aksam.com.tr/

Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda hayatınızda bazı değişikliklere ihtiyacınız olabilir. İşte öneriler...
  • Kişinin hayatta en çok endişe duyduğu şeylerin başında sevdiklerinin başına kötü bir şeyin gelmesidir. Bu dönem eğer doğru biçimde geçirilmezse kişiy
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Sevdiğini hastalık derecesinde kıskananlar, çevresine kötü koku yaydığına inandığı için suçluluk duyanlar, doktor muayenesine genelde kendi kafasında
  • Çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamda da DEHB tedavisinde ilaç kullanımı genellikle etkili ve hızlı cevap oluşturur.
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Randevu Al