DÜŞÜNCEYİ OKUMAK MÜMKÜN MÜ?

DÜŞÜNCEYİ OKUMAK MÜMKÜN MÜ?

DÜŞÜNCEYİ OKUMAK MÜMKÜN MÜ?

Karşımızdaki kişinin yüz ifadesinden, ses tonundan, tutum ve davranışlarından ne düşündüğünü, ne hissettiğini tahmin edebilenlerimizin sayısı hiç de az değildir. Fakat karşımızdaki kişinin düşüncelerini her an okuyabilmek, ya da her düşüncemizin karşımızdaki kişi tarafından olduğu gibi okunması mümkün müdür? Pozitif bilimin bu soruya cevabı “hayır mümkün değildir”, ancak kimi ruhsal hastalıklarda ve bazı durumlarda kişi düşünceleri okuyabildiğini, ya da kendi düşüncelerinin birebir okunduğunu düşünür.

Psikiyatride dış gerçekliğe uymayan, kişinin kendi kültürel geçmişi ile uyumlu olmayan ve gösterilen delillere rağmen kişinin aksine ikna edilemediği yanlış düşüncelere sanrı ya da hezeyan denilir. Örneğin kişinin uzaylılar tarafından kaçırıldığını ve içine dinleme cihazı yerleştirildiğini düşünmesi, kendi halinde bir memurun bir anda Interpol tarafından takip edildiğini, evinin kameralarla gözetlendiğini düşünmesi, yaşlı bir kişinin bedeninin çürüdüğüne, iç organlarının olmadığına inanması bu tür düşüncelerdendir. Düşünce okunması dediğimiz inanç da bu tür sanrılara bir örnektir. Bu fikir kişide bir anda ani olarak gelişebilir ya da yavaş yavaş ilerleyerek sinsi bir başlangıç gösterebilir. Kendi düşüncelerinin başkaları tarafında okunabildiğine, başkalarının düşüncelerini okuyabildiğine inanma, düşüncelerinin ve bedeninin dış güçlerin etkisi altında olduğuna, davranışlarının başkalarınca yönlendirildiğine inanma, çevrede sürekli kendisi hakkında konuşulduğuna, medya aracılığı ile kendisine mesajlar gönderildiğine inanma, televizyon dizilerinin, haberlerin hep kendisine imada bulunur biçimde düzenlendiğini düşünme, olaylar arasında başka kişilerin inanmadığı bağlantılar kurma genellikle psikoz dediğimiz hastalık grubunun belirtileridir. Bu hastalık grubunda alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimine yabancı, kendine özgü bir düşünce tarzı bulunur.

Gerçekdışına sapan bu düşüncelere kişinin inancı hastalığın ağırlaşması ile giderek şiddetlenir, bu durumun gerçek olmadığı hiçbir biçimde hastayla tartışılamaz. Düşüncesinin okunduğu, ya da başka türlü etki altında kaldığı fikri hastaya yoğun sıkıntı verir. Düşünmekten korkar hale gelir ancak engellemeye çalıştıkça türlü türlü düşünceler aklına hücum eder. Kendisini savunmasız hisseden kişi giderek kendi içine kapanır, insanlardan kaçar hale gelir. Dışarıya karşı şüpheci, kaprisli, uyumsuz, bencil bir imaj oluştukça ilişkileri bozulur ve düşüncesinin okunduğuna, bu sebeple kendisine cephe alındığına dair inancı giderek daha da artar. Eşlik eden kötülük görme kaygıları, aldatıldığına dair düşünceler, çeşitli özel manevi güçleri olduğuna dair inançlar, bedensel hezeyanlar bulunabilir. Konuşmada fakirleşme, bilgi verici konuşmadan uzaklaşma, mantıksız konuşma, çevreye ilgide azalma, toplumdan kaçma, aldırmazlık, garip ilgi alanları, duygusal küntleşme görülebilir.


Bu tür psikotik bozuklukların tedavisinde amaçlar hastalık tablosunun alevlenmesini engelleme, tekrarları önleme, yeti yitimini en aza indirme ve hastanın başa çıkma kapasitesini artırmadır. İlaç kullanımı tedavinin vazgeçilmez bir parçasıdır. İlaç kullanımı ile antipsikotik etki adı verilen yanlış düşüncelerin, kendisini ve çevreyi rahatsız eden davranışların düzelmesi, varsa görme duyma gibi algılardaki bozulmaların düzeltilmesi hedeflenir. İlaçların uykusuzluk, gerginlik, taşkınlık, kaygı gibi belirtileri engelleyici özelliğinden de faydalanılır. Elektrokonvülsif tedaviler oldukça etkili ancak hastanede yatarken uygulanması gereken tedavilerdir. Uygulanan bireysel ve grup terapileri ile ilaç uyumunun artması, hastanın gerçeğe yönelimi, günlük hayatta karşılaştığı sorunlarla baş etme gücünün kuvvetlenmesi hedeflenir.
Bu tür hastalıkların en önemli özelliklerinden birisi de hastalığa içgörünün çoğu zaman olmaması yani kişinin kendi hastalığının farkında olmaması, bozuk düşüncelerin gerçekliğine inanmasıdır. Bu sebeple ailelerin hastalık belirtilerini tanıması ve en ufak şüphe durumunda hekim ile irtibata geçmeleri son derece önemlidir.

Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anda hayatınızda bazı değişikliklere ihtiyacınız olabilir. İşte öneriler...
  • Kişinin hayatta en çok endişe duyduğu şeylerin başında sevdiklerinin başına kötü bir şeyin gelmesidir. Bu dönem eğer doğru biçimde geçirilmezse kişiy
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Sevdiğini hastalık derecesinde kıskananlar, çevresine kötü koku yaydığına inandığı için suçluluk duyanlar, doktor muayenesine genelde kendi kafasında
  • Çocukluk çağında olduğu gibi erişkin yaşamda da DEHB tedavisinde ilaç kullanımı genellikle etkili ve hızlı cevap oluşturur.
  • Randevu Al