Din ve bilim bir birinin tamamlayıcısı mı?

Din ve bilim bir birinin alternatifi mi, tamamlayıcısı mı? Kütahya Dumlupınar Üniversitesi ev sahipliğinde dördüncüsü bu yıl düzenlenen Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi, ülkemizden ve dünyadan alanında uzman çok değerli isimleri bir araya getirdi.

Din ve bilim bir birinin tamamlayıcısı mı?
Paylaş:

33 farklı üniversiteden 83 bilim insanını aynı platforma toplayan kongrede bu yıl da yer almanın mutluluğunu yaşadım. 4 Yıldan buyana sürdürülen bu kongreleri, din ve bilim sentezi yapabilme, hayattaki anlam arayışı bağlamlarında çok önemli buluyorum.

Klasik aydınlanma çağı öğretisi ‘Din inanç alanıdır bilim şüphe alanıdır, birbirinin karşıtıdır’ tezini ”Dini ve inançları; doğayı gözlemleme ve düşünce deneyi laboratuvarına sokmalıyız” diyerek sorgulayan bir kongre yapıldı ve yenilik başlatıldı.

Diğer taraftan ‘ Din ve İman Zayıfların ve Eğitimsiz insanların sığınağıdır, uyuşturucudur’ tezini de bu kongreler çürütmektedir. Bilimsel olarak akıl yürütme yöntemleri ile oluşan sağlam iman bu kongrenin konusudur. Tabiiki sekülerizm dinine inananlar itiraz edecek ve inanmayacaklardır. İnanmak istemeyen kimse kadar kör yoktur.

Önemsediğim kimi şeyleri burada da sizlerle de paylaşmak istiyorum. Her platformda vurguladığım üzere gençlerin zihninde din ve bilim birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcısı olarak görülmeli. Çünkü inançla ilgili soru işaretlerini gidermeden onun üzerine ne ahlak ne de bir karakter inşa edemeyiz.

Düşünelim, 500 senedir kültürümüzde neden bir İbn-i Sina daha çıkaramadık? Eğer hala bunu sorgulamadan öte durursak, ilerleyemeyiz. Özeleştiri yapabilmemiz gerekiyor.
Şu andaki gençlerimiz namazın nasıl kılınacağını öğrenmek istemiyor. Onların sorguladıkları ve merak ettikleri, neden namaz kılmaları gerektiği… İşte, bu sorulara bizlerin onları tatmin edecek cevaplar vermesi elzem.

Biz şu anda alternatif bir bilim alanı açtık. Bilimlerin varoluşla ilgili, özellikle de materyalist sistemin bize sunduğu varoluş fikirlerinin tükendiğini ve varoluşa cevap veremediğini görüyoruz. İşte bu kongreler, yaratılışla ilgili bilime malzeme sunma adına önem taşırken, din ve bilim ayrımında geçmişten dersleri de almamız gerekiyor.

Geçmiş derken, bir örnek vermek istiyorum. Din ayrı bir alan, bilim ayrı bir alan algılayışı Osmanlı’nın son döneminde iki tip insanın yetişmesine sebep oldu. Medrese dini yüceltirken, mektep pozitif bilimleri yüceltti. Zamanın ruhunu ehl-i mektep yakaladığı için Abdülhamit’in o kadar hizmetine, ürettiği imar faaliyetlerine, oluşturduğu kuvvet ordusuna, hazineyi iflastan kurtarmasına rağmen 11 senelik savaş sonucunda yetiştirilen gençler onu yıktı. Yani ikinci nesil, Osmanlı’yı yıktı. O nedenle bizim o nesilde yapılan hataları yapmamamız gerekiyor. Gençlerin zihninde bu iki kaynağın birbirinin alternatifi değil, din ve bilimin birbirinin tamamlayıcısı olduğunun görülmesi gerekiyor.

Pek çok ilahiyatçı hocamız İlm-i kelam konusu havas arasında konuşulur diyor, bu konuların gençlere ve halka anlatılması gerektiğini düşünmüyor. Hâlbuki biz inançla ilgili soru işaretlerini gidermeden onun üzerine ahlak, karakter inşa edemeyiz. İnsanların inanç temelindeki sorularını öncelikle çözmemiz gerekiyor.

Yaratılışla, varoluşla ilgili ‘Niçin varım, hayatın anlamı nedir?’ sorularına cevap bulmadan çözüm üretmeye çalışırsak günümüzdeki gençleri kaybederiz, zaman ve enerji kaybına sebep oluruz.
İnsanları hakikate götüren dört yol var. Biri deney ve gözlem. İkincisi akıl yürütme. Üçüncüsü rasyonal sezgi. Dördüncüsü inançlar. Deney ve gözlem şu anda bilimsel metodoloji olarak kullanılıyor. Bizim kalan üç alanda ayet bulup çıkarmamız lazım. Kuran-ı Kerim’in ayetleri,  Kâinat kitabının ayetleri bizi hakikate götüren yol. Bilimdeki kanıtlar yani ayetlerde  bizi hakikate götürüyor. Bunların tamamı bilimdir.

Bilim denildiği zaman zihin haritamızda dini bilgileri bilim olarak kabul etmeyen bir eğitim sistemimiz var şu anda. Okullarda öğrencilere öğrettiğimiz din iyidir, faydalıdır ama bilime aykırıdır diyen, dini bir bilim olarak görmeyen anlayış var. Eğitim sistemimizde bu anlayış değişmeden bizim burada yapacağımız bütün ahlaki, karakter inşasıyla ilgili eğitimlerin hepsi havada kalacaktır. Çünkü bilgiyi insanların beynine kaydetmesi için onu bu dört yolla kanıtlaması gerekiyor.

Din ve bilim sentezini yaparsak oradaki kâinat kitabını doğru okuyabiliriz. Şu anda bizi Allah’a götüren iki önemli kaynaktan bahsediliyor. Birinci kaynak Kuran-ı Kerim. İkincisi peygamberimiz (SAV). Üçüncü kaynak ise kâinat kitabı. Kâinat kitabını şu ana kadar dini literatürde kaynak kitap olarak kullanmıyorduk. Kâinat kitabı da Allah’a götüren yollardan bir tanesidir. Bunu okuduğumuz zaman insan orada huzur bulabiliyor.

Varoluş, bir dış irade sonucudur. Varoluşunu tesadüfe bıraktığımız zaman bunalımdan kurtulmamız mümkün değil. Tevhit inancı akla en yakın inanç sistemi. Diğer doğa dinleri, mistisizmi yücelten inanışlar Batı zihnini ikna etmiyor. İnsanın hayattaki görevi ruhunu olgunlaştırmaktır. Bu da iyi insan olmakla olur. İyi insan olmak da varoluşumuzun kirasını ödemektir. Erdem sadece erdem değildir. Çözüm olarak doğru Allah tasavvurunun öğretilmesi gerekiyor. Doğru Allah tasavvuru da tevhitle tanımlanmış Allah tasavvuru. Bu dünyayı fiilen değil kalben terk edebilmek.

Şu anda sekülarizm sadece dünyada var gibi yaşa diyor. Allah’a inanıyoruz ama güvenemiyoruz. Bu demektir ki inancımızda yanlış bir şey var.

Bilim dünyası sebepleri putlaştırmış durumda. Sebepler yazılı metinlerdi, canlı değildi. Bunları putlaştırmamak gerekiyor. Allah’ın sıfatlarını bilmek ama marifetullah eksikliğinin de bilinmesi gerekiyor. Gerçek imanın getirdiği iç huzurun hissettirilmesi gerekiyor. Hayatta anlam arayışında bir dış güce ve yaratıcıya olan inanç önemli. Eğer kişi, bir dış güce ve yaratıcıya inanıyor, sığınabiliyorsa, sağlam inancı varsa, dinin teselli gücü ile kişi bütün sorularına cevap bulabiliyor. Bütün ihtiyaçları karşılanmış, bütün istekleri giderilmiş ve bütün evrenle bütünleşmiş gibi bir duygu yaşayabiliyor. Böylece beyne mutluluk hormonu salgılanıyor.
Oysa modernizm bizi yaratıcıya bağlamak yerine paraya bağlıyor, geçici kontrol edemeyeceğimiz şeylere bağlatıyor. Batı dünyası şu anda teknolojide çok başarılı, maddi refah seviyesi çok iyi ama buna rağmen manevi olarak kötü durumda. Hele ki Covid-19’dan sonra iyice zor duruma girdi. Batının medeniyet krizi çökmeye başlayacak. Bu salgının Batı medeniyetindeki manevi krizi hızlandırma etkisi yapacağını düşünüyorum.

                        Prof. Dr. Nevzat Tarhan
    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü/Psikiyatrist

 



Bu yazıya 1 yorum yapıldı.
  • akın kimençe yazdı:

    şüphe bilim rab insan büyükler şeyhler şafi mezhebi dünyada yaşam için bilim ölüm için din


Cevap yazdığın kullanıcı: