Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu DEHB

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu hem çocuğun yaşam kalitesini bozan, hem de çevresini zorlayan bir durumdur

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu DEHB

Nasıl bir hastalıktır?

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu hem çocuğun yaşam kalitesini bozan, hem de çevresini zorlayan bir durumdur. Bu çocuklar herhangi bir aktivite üzerinde, özellikle de sabır isteyen aktivitelerde dikkatlerini uzun süre yoğunlaştırmakta zorlanırlar. Dikkatlerinin kolay dağılması da; bu aktivitelerden çabuk kopmalarına, üzerlerine aldıkları sorumlulukları tamamlamakta zorlanmalarına, basit hatalar, unutkanlıklar yaşamalarına neden olabilir. Yoğun dürtüsellikleri nedeniyle kendilerini kontrol etmekte zorlanırlar, sabırsızlık, sınırsızlık belirgindir, fevri davranışları çoktur, bu da çevreleri ile ilişkilerini en çok bozan belirtilerin temelini oluşturur. Yaşıtlarına göre daha yoğun bir hareketlilik halindedirler, onların yapamayacağı risklere girerler, bir anlamda "gözü kara" olarak tanımlanırlar. Belirtilerin daha da yoğunlaşması nedeniyle en sık okullaşma sürecinde karşımıza çıkıyor. Bunun da nedenleri var. Okul ortamı gündelik aktiviteleri ve yasaları ile yapılandırılmış bir ortamdır. Çocuk artık bir derste 40 dk sabretmek zorundadır. Önceden anne babasının kontrol edebildiği dürtüselliğinden artık kendisi daha çok sorumludur, üstelik eşit koşullardaki yaşıtları arasında. Aşırı hareketliliğini sergileyebileceği, enerjisini kullanabileceği süreler de azalmıştır. Ancak; anne baba yetersiz kalırsa, erken yaşlarda da ilk belirtilerini vermeye başlar. Çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesinin bozulduğu noktada tedavi edilmelidir. Tedavisinde Neler Yapılmalıdır? Tedavisi, bütün psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi “biyopsikososyal yaklaşım” temelinde planlanır. Unutulmamalı ki; bu bozukluk, biyolojik bir zeminde psikososyal etkenlerin katkısı ile ortaya çıkmaktadır ve tedavisinde de; davranışların biyolojik boyutu, çocuğun ruhsal yapısı ve içinde yaşadığı sosyal ortamlar göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla da ilaç tedavileri, davranışçı tedavi teknikleri, anne baba eğitimi, okulun çocuk lehine yönlendirilmesi gibi yararları kanıtlanmış birçok tedavi yöntemi kliniklerde uygulanır. Bu yöntemlerin hangilerinin ne boyutta uygulanacağını da çocuğun gereksinimleri belirler. İlaç tedavisi; belirtileri en aza indirerek çocuğun yaşamını kolaylaştırmak ve tedavi verimini arttırmak amacıyla yapılır. Bu amaçla da ülkemizde en fazla kullanılan ilaç metilfenidattır. Başka yakınmalar veya hastalıklar eşlik ediyorsa farklı ilaçlar da eklenebilir. Hem aile içinde hem de okulda; çocuğun zayıflıklarıyla kolay başa çıkmasını sağlayacak önlemler alınması için çocuk, aile ve okulla işbirliğine girilmeli ve davranışçı terapi teknikleri denenmelidir. Tedavinin en önemli parçası; ailenin eğitimi olmalıdır. Çünkü, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, anne babaları ile olumsuz ilişkiler kurmaya yatkındırlar. Bu yolla, bir yandan çocukla çalışılırken bir yandan da aile bireylerinin, çocukları karşısında tutarlı bir sevgi-disiplin dengesi kurmayı, çocuklarının zaaflarını daha kolay kabullenip, çatışmak yerine onlara yardımcı olmayı öğrenmeleri sağlanır. Okullarda bu çocukları bekleyen en büyük risk ise, davranış sorunları nedeni ile “problem çocuk” olarak etiketlenmeleridir, bu durum anne baba ile öğretmeni karşı karşıya getirir, en büyük zararı yine çocuk görür. İlaçtan Beklenen Yarar Nedir? Metilfenidat; 1930’lardan beri bilinir. Sadece bu durumda değil; aşırı uyku hali ile giden ve "narkolepsi" dediğimiz hastalıkta da öncelikli olarak kullanılmaktadır. DEHB nedenleri arasında gösterilen biyokimyasal dengesizlikleri düzenlediği kabul edilmektedir. Klinik tedavilerimizde de görüyoruz ki; ritalin kullanan çocuklarda dikkat süresi uzamakta, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik önemli oranda azalmaktadır. Bütün bunların sonunda; zaaflarından kurtulan bir çocuğun günlük işlevselliği de artmaktadır. Ülkemizde de son zamanlarda bu ilacın yan etkileri konusunda iddialar gündeme geliyor, bu da en çok aileleri endişelendiriyor. Gerçekten de sakıncaları olan bir ilaç mı? Yan etki riski, dışardan vücuda verilen bütün ilaçlar için söz konusudur. Çocuklarda tik ortaya çıkışını kolaylaştırabilmesi, iştahı olumsuz etkileyebilmesi ve uyku kalitesini bozması klinik pratikte en sık karşımıza çıkan yan etkiler ancak bunlar da hem düşük bir yüzdesinde hem de yatkınlığı olan çocuklarda görülmektedir. Çocuk bu ilaçtan yararlandığı ve tolere ettiği sürece güvenle kullanılmaktadır. Zaman zaman topluma bilimsel desteği olmayan ve yanlış bilgiler sunulmaktadır. Tıp dünyası tarafından zaten bilinen bazı yan etkileri sansasyonel bir stilde medyada sunarak, hatta ilaçla ilgisi olmayan çeşitli sağlık problemleri metilfenidat ile ilişkilendirerek tedavi edilen çocukların anne babaları; medya merkezli sansasyon ve tiraj arayışına kurban edilmektedir. Bu ilaca karşı çıkanların iki çıkış noktası var. Birincisi ilacın bağımlılık yapma riski. Farmakolojik özellikleri de bu olasılığı akla getirmektedir. Ancak, metilfenidat; tedavi sürecinde çok yakından izlenen bir ilaçtır. Çocuklarda bağımlılığa neden olmadığı da araştırmacılar tarafından da her fırsatta vurgulanır. Üstelik; kendi klinik pratiğimize baktığımızda, uzun süreler bu ilacı kullanan çocuklarda tatil araları verilebildiği gibi, tedavi sonlandığında da rahatlıkla kesebilmekteyiz. İleri yaşlarda madde kullanmaya yatkınlığı arttırabileceğine dair net bulgular da ortaya konmuş değildir, ileri sürülenler de tartışmalıdır. Gerçekte, tedavisiz bırakılan çocuklar daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek davranım bozuklukları nedeni ile daha çok risk altındadırlar. İlaca karşı çıkanların diğer çıkış noktası ise ilacın gereğinden fazla yazıldığı, aslında DEHB’nun ileri sürüldüğü kadar sık olmadığı. İlacın bir hasta için gerekli olup olmadığına hastanın klinik tablosuna bakarak hekimler karar verir. Antibiyotikler, kalp ilaçları, ağrı kesiciler vs nasıl ki gerektiği zaman ve uygun hastalıklarda kullanılıyorsa, metilfenidat da gerek duyulduğunda DEHB tedavisinde kullanılıyor. Eskisine göre daha sık gözlenmesinin nedenleri; hem çocuk ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaşması hem de aileler ve okulların, artan duyarlılıkları sonucu bu hizmetlere başvurmalarıdır. Çevresel etkenlerin de DEHB’nun şiddetinde katkısı vardır ancak tek başına sorumlu tutulamaz; biyolojik bir zemin üzerine psikolojik ve sosyal boyut ekleniyor. DEHB’nda görülen problemlerin sorumluluğunu; çocuğu dışarıda tutarak sadece çevreye yüklemek beyin-davranış ilişkisini bilmemek demektir. Tedavide yetersiz kalmanın en önemli nedeni az önce söylediğimiz biyopsikososyal çerçevede çok yönlü bir ekip çalışmasının sağlanamamasıdır. İdeal bir tedavi için anne babanın ve okulun da işbirliği ile; çocuk psikiyatr, psikolog, nörolog, sosyal hizmet uzmanını da içeren bir tedavi ekibi tarafından gereken bütün terapi teknikleri uygulanmalıdır.