Depresyon ve Diyabet Birbiri İle Bağlantılı

Depresyon ve Diyabet Birbiri İle Bağlantılı

Birinin olması, diğerinin olma ihtimalini artırıyor...

Depresyon ve Diyabet Birbiri İle BağlantılıDiyabet ve depresyon hastası milyonlarca Amerikalı var. Bu iki hastalığın birbirini etkileyen tabiatta olduğu varsayımı uzun süreden beri vardı. Son zamanlarda yapılan bir araştırma bu varsayımı ilk defa doğruladı: Johns Hopkins araştırmacıları diyabetin depresyona, depresyonun da diyabete katkıda bulunduğunu ortaya koydular.

Journal of American Medical Association’da dün (17 Haziran 2008) yayınlanan araştırma, diyabetin depresyonda, depresyonun da diyabette rol oynadığına ilişkin kanıtlar ortaya koydu. Daha önce yapılmış çalışmalarda bu ilişkinin sadece tek bir tarafına bakılmıştı.

Diyabet ve depresyon konusunda bir uzman olan Michigan Üniversitesi epidemiyoloğu Briana Mezuk, araştırmacılar yıllarca diyabetin depresyona yol açtığını varsaydılar, dedi. Bu yeni çalışma kanıt sağladı. "Bu çalışmayı böylesine önemli kılan bu", dedi Mezuk.

Bu iki hastalıktan etkilenen önemli sayıda insan var. Yaklaşık 21 milyon Amerikalı’da – nüfusun % 7’si – diyabet var. Baltimore’da oran daha da
yüksek: Federal Hastalık Kontrolü ve Önleme Merkezi’ne göre, her 10 yetişkinden biri diyabetli.

Ve 30 milyon yetişkin – nüfusun yaklaşık % 16’sı – yaşam süresi içinde en az bir ciddi depresyon atağı yaşıyor.

Johns Hopkins Tıp Fakültesi diyabet uzmanlarından ve çalışmanın başyazarı olan Dr. Sherita Hill Golden, "İki yönlü bir ilişki olduğunu gösterdik"
diye konuştu.

Golden, çalışmalarının, hem doktorlar hem de hastalarda, iki hastalığın birbiriyle yakından ilişkili olduğu yönündeki anlayışı pekiştireceği umudunda olduğunu söyledi. Özellikle de, diyabet tedavisi yapan doktorların, hastalarındaki depresyon belirtileri yönünden uyanık olmaları gerektiğini vurguladı.

Çalışmada, tüm ülkeden ve her türlü etnik kökenden 45 ve 84 yaş arası
6,814 kadın ve erkek araştırıldı. Denekler, tip 2 diyabet ve depresyon semptomları muayenesi için, üç yıllık bir süre içinde bir kliniğe 3 kez geldiler. Tip 2 diyabet, kandaki şekerin vücut dokularına düzgün bir şekilde çekilemediği kronik bir hastalıktır. Hastalığın genetik bir bileşeni vardır fakat genellikle aşırı kilolularda veya çok şekerli yiyeceklerle beslenenlerde görülür. Çok daha az görülen ve vücudun kendi pankreasına saldırdığı otoimmün bir hastalık olan tip 1 diyabetten farklıdır. Pankreas, kan şekerini kontrol eden hormon olan insülini üretir.

Depresif olmayanlarla karşılaştırıldığında, depresyon düzeyi yüksek olanlarda diyabet gelişme ihtimali neredeyse % 50 daha fazla bulundu. En depresif olan denekler, diyabetik olma ihtimali en yüksek olanlardı.

Genel nüfus ile karşılaştırıldığında, depresif kişilerde sigara içme, aşırı yeme, daha az egzersiz yapma, ve aşırı kilolu olma eğilimi daha fazlaydı. Tüm bu faktörler diyabet riskini arttırıyor. Golden’in çalışması, tüm bu faktörlerin depresyonlu deneklerdeki yüksek diyabet oranlarına katkıda bulunduğunu ortaya koydu.

Ama başka faktörler de var. Bir endokrinolog olan Golden, depresyonun bazı fizyolojik değişikliklere yol açmak suretiyle insanları diyabete yatkın hale getirdiğinden kuşkulanıyor. Depresyon hem kortizol gibi stres hormonlarının hem de enflamasyona yol açan diğer moleküllerin düzeylerini yükseltiyor; ve bu kimyasallar da diyabet oluşumuna katkıda bulunuyor.

Depresyon, diyabetin yanı sıra başka birçok hastalıkta da rol oynuyor.
Depresyonun yüksek oranda kalp hastalığı, inme, osteoporoz ve belki de demans ile ilişkili olduğunu bilimadamları yıllardır biliyordu. Stres hormonları ve enflamatuvar moleküller tüm bu hastalıklarda rol oynuyor.

Depresyon ve diyabet arasındaki bağ, sosyoekonomik düzey ile ilginç bir şekilde yakından ilişkili görünüyor. Michigan Üniversitesi’nden Mezuk’un yaptığı ve American Journal of Public Health’de yayınlanan yeni bir çalışmada, depresif olup da eğitim düzeyi lise veya daha altı olanlarda diyabet olma riski % 200 daha fazla bulundu.

Ama fakülte eğitimli olan depresiflerde yüksek risk yoktu. Mezuk, eğitimi ve geliri düşük olanlarda - muhtemelen tedavi imkanına erişiminin daha az olması nedeniyle - depresyonun daha uzun sürdüğünü düşünüyor. Dolayısıyla, hastalık ne kadar uzun sürerse,  hasar yaratma ihtimali de o kadar yüksek oluyor.

Araştırmacıların çoğu, depresyona giren diyabet hastalarda, endişe ve anksiyetenin merkezi bir rol oynadığını düşünüyor. Diyabet kronik bir hastalıktır ve hastalar diyetin yanısıra kalp hastalığı, periferik sinir problemleri ve körlük gibi hastalıkların da yer aldığı komplikasyonları sürekli düşünme durumundadır.

Bu çalışmada yer almayan ama Johns Hopkins Bloomberg School of Public Health’de profesör olup yıllardır diyabet ve depresyon üzerinde çalışmış olan epidemiyolog William Eaton, "Ya bu hastalıklarınız (komplikasyonlar) vardır ya da onlara yakalanacağınız endişesi vardır," diyor.

Golden, tedavi altında olmayan diyabetlilere göre, tedavi görenlerin depresif olma ihtimalini daha yüksek buldu. Golden, sürekli izleme ve enjeksiyonların yer aldığı diyabet tedavisinin hastalarda psikolojik stres yarattığını ve bunun da depresyon riskini arttırdığını düşünüyor.

Hastalıklar arasındaki bağın bilincinde olmak önemli bir fark yaratabilir:
Pennsylvania Üniversitesi araştırmacılarının geçen sene yaptığı bir araştırmada, ekstra bir tedavi görmeyen depresif diyabetik hastalar ile karşılaştırıldığında, zihinsel sağlık bakımı alan depresyonlu diyabet hastalarında iki yıl sonra ölme ihtimalinin % 50 daha düşük olduğu bulundu.

Pennsylvania Üniversitesi aile hekimliği uzmanı ve çalışmanın başyazarı olan Dr. Hillary Bogner, "Depresyonu tedavi etmek sadece zihin sağlığı için değil, fiziksel sağlık için de önemli," dedi.

ÇEVİRİ: Dr.Psk. Cengiz DEMİRSOY

KAYNAK: //www.baltimoresun.com
Paylaş:



İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • Nikotin bağımlılığı Kalp hastalığı, felç, kanser, akciğer hastalığı ve diğer birçok sağlık durumu riskinizi artırmanın yanı sıra, sigara içmek beynini
  • Özgüven, özsaygı, özdeğer gibi kavramları içeren ego, genler ve stres gibi pek çok faktörden etkileniyor.
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aşk su gibidir fazla kaynarsa buharlaşır diyor ve ekliyor: Aşkın formülü H20'dur. Pozitif iletişim kurulamazsa aşk buhar olu
  • Psikiyatri, ruhsal bozuklukların ve duygusal ve davranışsal bozuklukların kökeni, teşhisi, önlenmesi ve yönetimi ile ilgilenen tıp dalıdır. Bu nedenle
  • Krampların nedenleri nelerdir? Krampların nedeni tuz eksikliği midir? Bu ne kadar doğru? Kramp sırasında ne yapmak gerekir?
  • Teselli edici sözler kişinin üzüntüsünü azaltmaz, aksine artırır. Önce kişilere üzülme, yani kendilerini ifade hakkı tanımak gerekir.
  • Randevu Al