Çocukluk Döneminde Sosyal Fobi

Paylaş:

Sosyal fobikler aslında çocukluk döneminde de yaşadıkları endişeyi gösteren sinyaller verirler. Sosyal fobisi olan çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda ürkek, sessiz, çekingen, utangaç bir tavır sergileyebilirler. Verilen tepkiler çocuğun yaşına göre değişir ama ağlama, ebeveyne ya da kendisiyle ilgilenen bakıcıya sıkı sıkı sarılma, yanından ayrılmama gibi çeşitli gergin davranışlar sık sık gözlenebilir. Bu çocuklar toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Oyunlara katılsalar bile başkalarının sözlerini dinler, kendi düşüncelerini söylemezler. Sadece idare edilir, kendileri idare etmezler. Topluluğun olduğu yerlere; yuvaya ya da okula gitmek istemezler.
Öncelikle üzerinde durulması gereken çocuğun bunu neden yaptığıdır. Bununla ilgili kendi hayatımdan bir örneği aktarmak sanırım daha açıklayıcı olacaktır.
Ben ilkokula 5 yaşında başladım ve okumayı hemen öğrendim. Bir gün elimde babamın öğretmenime verilmek üzere yurtdışından getirdiği renkli tebeşirlerle sınıfa girdim. (Babam kaptan olduğu için sık sık yurtdışına çıkar ve her geldiğinde çeşitli şeyler getirirdi. Sanırım o yıllarda renkli tebeşir Türkiye’de ya yoktu ya da çok nadir bulunuyordu.) Elimdekileri gören bir arkadaşım, daha ben öğretmenime vermeye fırsat bulamadan  tebeşirleri elimden aldı ve sanki kendi babası getirmiş gibi yaparak öğretmenime verdi. Öğretmenin memnun olmuştu, "Benim canım kızım!" diyerek teşekkür etti. Ve ben hiçbir şey söyleyemedim. Sustum kaldım.
Eve gittiğimde çok üzgündüm fakat evdekilere hiçbir şey anlatmadım. En sonunda, gece uykumda konuşup olanları ağlaya ağlaya anlatmış, "Ama öğretmenim, onu size benim babam getirdi" diye sayıklayıp durmuşum. Bunu duyan annem ertesi gün okula gidip öğretmenime durumu anlatmış.
Gerçeği öğrenen öğretmenim olayı diğer arkadaşımı da kırmadan hikâye anlatarak ortaya koydu. Öğretmenimin söylediklerini hiç unutmam. "Bu sabah pencereme bir kuş geldi ve bana gördüklerini anlattı" diyerek bu işi kimseyi kırmadan halletmişti. Nasıl rahatladığımı unutamam.
Çocukluk yaşantısı insanda farklı izler bırakabiliyor. Ama önce annemden sonra öğretmenimden gelen bu yaklaşımla nasıl başkalarını kırmadan davranılacağını, ille de bağırıp çağırmanın gerekmediğini öğrenmiş oldum.
Arkadaşları ya da büyükleri tarafından küçük düşürülmek çocukları oldukça etkiler. Gözlüklüler olarak sanırım belirli dönemlerde hepimizle alay edilmiştir. Ben mesela bir arkadaşımın benimle "dört göz" diye alay etmesinden duyduğum üzüntüyü hiç unutmam. Birkaç yıl sonrasında o arkadaşımın oldukça büyük numaralı bir gözlük kullanmak durumunda kaldığını gördüğümde maalesef sevindim! Bu, olmaması gereken bir duyguydu ama çok içlenmiştim. Sonradan "Nasıl böyle düşünürsün!" diye kendime çok kızdım. Ancak insan olgunlaşmadan önce bazı şeyleri göremiyor.
İnsanlar bu tür üzücü deneyimlerle karşılaştıkça sosyal fobi geliştirebilirler. Üzüntüyle karşı karşıya kalmamak için tercih edilen yol genellikle kaçmaktır. Burada önemli olan insanların yetiştikleri çevreden aldıkları eğitim, büyüklerinin olaylara bakış şekli ve onlara yol göstermesidir. Büyükler çocukların hayatı anlamalarına yardımcı olmalı, kendi deneyimlerini çocuklarla paylaşmalı ve çocuklarını dikkatli bir şekilde gözlemleyip daima iletişime açık olmalılar. Yrd Doç. Dr Gül Şendil çocuğun iyi ya da kötü yetişmesinin tek sorumlusunun anne baba olmadığını, çok uzun yıllar böyle kabul edilmekle birlikte, uzmanların artık bu ilişkinin karşılıklı etkileşim sonucunda oluştuğu konusunda hemfikir olduklarını söylüyor.
İçinde yaşadığı aile yetişkinlik döneminde çocuğun kişiliğinin ortaya çıkmasında ve kendini ifade etme yeteneğinin yeterli ya da yetersiz gelişmesinde önemli bir rol oynar. Baskıcı, sürekli azarlayan, çocukların konuşmasına izin vermeyen, çocuğa değer vermeyip şiddet gösteren aileler çekingenlik ve korkunun tohumlarını eker. Elbette ki ekilen tohumlar sürekli beslenirse büyür ve ortaya bastırılmış, çekingen ya da bunun tam tersine son derece asi ve patolojik özellikleri olan, sürekli çatışmalar yaşayan bir ergen ve yetişkin çıkar. Ayrıca çocukların çatışmaları nasıl çözebileceklerini öğrenmeleri de son derece önemlidir.
"Çatışmaların çözülüş biçimi, çatışmanın çocuklar üzerindeki etkilerini azaltabilir. Çatışmalarını başarılı bir şekilde çözüme kavuşturan ebeveynler, çocuklarına sosyal yeterlilik ve başa çıkma becerilerini arttıran problem çözme ile ilgili olumlu modeller sağlar." Bu nedenle aileler sağlıklı, topluma faydalı ve saygın kişiler yetiştirmek istiyorlarsa çocuklarının yaşadığı gerilimleri fark etmeli ve olumsuzlukları olumluya doğru yönlendirmeye çalışmalı. Eğer bunu yapamıyorlarsa mutlaka bir profesyonelden destek almalılar. Çünkü bazı kişilerde az miktardaki gerilim kişiyi aktiviteye yöneltip gelişmesine yardımcı olurken, bazı kişilerde de yaşanan durum gerilim boyutunu aşıp tamamen kapanmaya yol açabilir.
________________
Gül Şendil, "Çocuk, Ergen Ve Anne Baba" Psikolojide Bilimsel Araştırma ve Uygulamayı Teşvik Vakfı Yayınları, 2003, syf.171  
Gül Şendil, a.g.e. syf. 233