Beynin Gizemlerini açığa çıkaran araştırma

Tüm Dünya’da vücudun gizemli organı beyin konusunda merak ve araştırmalar hız kesmeden devam ediyor. CHU Sainte-Justine Hastanesi ve Montréal'deki araştırmacılar, öğrenme ve hafıza oluşumunun altında yatan mekanizmaları anlamada yeni bir bakış açısı geliştirdiler.

Beynin Gizemlerini açığa çıkaran araştırma
Paylaş:

Ekip, bu çalışmayla öğrenme ve belleğin altında yatan mekanizmalara yönelik yeni bir açıklama yapmayı başardı.

Araştırmacılar, iki nöron arasındaki sinaptik temasları taklit eden iki foton mikroskobunda gelişmiş teknikleri kullanarak, dendritik dikenler tarafından alınan bilgilerin düzenlenmesi ile ilgili önemli bir kural keşfettiler.

Çalışmalarının sonuçları Nature Communications'a sunan Profesör Roberto Araya liderliğindeki ekip, öğrenme ve hafızanın altında yatan mekanizma olduğu düşünülen sinaptik plastisite sırasında nöronların dallarında bulunan küçük çıkıntılar olan dendritik dikenlerin işlevini ve morfolojik dönüşümünü inceledi.

Araya, "Beyindeki hafıza oluşumuyla doğrudan ilgili bir süreç olan sinaptik esneklik kurallarının, plastikliği ve nihayetinde nöronlar olduğunda anıların nasıl oluştuğunu daha iyi anlamamızı sağlayacak şekilde keşfedildiği için çok heyecanlıyız. Profesör Araya, serebral neokorteks tek ve / veya çoklu duyusal bilgi akışlarını alıyor. Beyin, daha çok nöron olarak bilinen milyarlarca uyarılabilir sinir hücresinden oluşur. İletişim ve bilgi işlemede uzmanlaşmıştır. ”dedi.

"Bir ağaç düşünün," dedi Araya. Kökler aksonla, merkez gövde hücre gövdesiyle, periferik dallar dendritlerle ve son olarak yapraklar dendritik dikenlerle temsil edilir. Bu binlerce küçük dal, diğer hücrelerden uyarıcı bilgiler alarak bir geçit görevi görür. Bu bilginin güçlendirilmesi ve diğer nöronlara dağıtılması için yeterince önemli olup olmadığına karar verecekler. Dendritik dikenler, değişen güçte bilgiler alarak nöronlar arasında bir temas bölgesi görevi görür. Bir girdi kalıcı ise, nöronların "sesi" yükselttiği bir mekanizma tetiklenir, böylece o belirli bilgi parçasını daha iyi "duyabilir".

Aksi takdirde, düşük bir "ses seviyesi" bilgisi, fark edilmeyecek şekilde daha da kısılacaktır. Bu fenomen, sinaptik girdi gücünün kuvvetlenmesini veya azalmasını içeren sinaptik plastisiteye karşılık gelir.

Sabrina Tazerart ise çalışmayla ilgili şu bilgileri verdi:  "Bu, beyindeki nöronlar arasındaki bağlantıların gücünü ayarlayan ve öğrenmeye ve hafızaya katkıda bulunduğuna inanılan, zamana bağlı esnekliğin veya Spike (Diken)-zamanlamaya bağımlı plastisitenin (STDP) temel yasasıdır. Bilimsel literatür bu fenomeni ve nöronların nasıl bağlandığını gösterirken, dendritik dikenlerin kesin yapısal organizasyonu ve sinaptik plastisitenin indüksiyonunu kontrol eden kurallar bilinmemektedir.

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı  Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, bu araştırmayı değerlendirerek, “Araştırmacıların ortaya koydukları çalışmayı destekleyen görüşler önceden de söylenmişti, bu çalışma bazı açılardan yenilikler sunuyor. Bu makaledeki fark, dendritik denilen bu ufak nöronların elektron mikroskobuyla ancak görünebilen uzantılarının üzerindeki elektriksel değişiklikleri ölçmesi. Yani bundan 20 sene önce 30 sene önce yapılamayan şey buydu. Ama çıkartılan sonuç yüz yıllık geçmişe sahip. Mesela nöron deniliyor,  dendirit deniliyor.

Nöron ağı, nöron ağacı, dendirit kavramı 100 sene öncenin bir kavramıdır. Daha önce fizyolojik olarak gösterilememişti, anatomik olarak gösterilmişti. Şimdi fizyolojik olarak da gösteriliyor. Şimdi dolayısıyla eskiye dayanan birinci özellik bu. İkinci özellik de araştırmacıların  plastisitideden, beynin esnekliğinden bahsetmeleri. Beynin esnekliğini güçlendirdiğinden söz ediyorlar. Yani genetik direncinin arttığından söz ediyorlar “ dedi.

Tanrıdağ, beynin gizemlerini ortaya çıkaran araştırmayı bilinmeyen yönlerini e-psikiyatri için anlattı:

“Beyne uyarılar verildiği sırada, yani daha önceden beynin tanımadığı  uyarılar verildiği zaman beyindeki nöronların aralarında bağlantı sağlayan kısa uzantı denilen dendirit denilen uzantılar harekete geçiyor. Bu dendritler beyinde bir nöron ağı oluşturuyorlar. Yani bir nöronun uyarılmasıyla birlikte önce en  yakındaki nöronların, sonra daha uzaktakilerin uyarılması söz konusu oluyor. Bağlantıların rolü bu. Araştırma da bu bağlantılar üzerine yapılmış. Araştırmada  bu bağlantıların uyaran geldiği sürece aktif olarak konumlarını elektrik yüklerini sürdürdükleri ve sürekli anlamda da etraflarındaki nöronlara  bu bilgiyi aktardıklarını söyleniyor.

Deniyor ki beyine bu bilgi girişi, uyaran girişi ne kadar yoğun olursa, ne kadar uzun süreli olursa, bunların oluşturduğu bellekte o kadar güçlü olacaktır. Yani beyin uyaranla ve bilgiye dönüşen uyaranlarla biyolojik yapısı daha da güçlenecektir.

Ne kadar çok bilgi o kadar çok güç diyebiliriz ancak beyin  o bilginin doğru mu yanlış mı olduğuna dair bir ayırımı yapmıyor. Yapılan bir deneyde; deney hayvanlarının bir bölümüne  yeni bir ortamın özellikleri  tatbik edilmiş, bir bölümüne tatbik edilmemiş.  Tatbik edilen hayvanlarda tatbik edilmeyenlere göre  bu nöron ağının  daha güçlendiği  ortaya konulmuş. Bu beyin esnekliği denilen pilastisite , beyin direnci denilen kavram daha da güçlenmiş.

Şimdi diyelim ki bir okulda, yepyeni bir eğitim modeli içinde  çocuklara yeni eğitim veriliyor ve yeni bilgiler veriliyor. Çocuk eğitimi sürdürdüğü sürece, uyaranlar geldiği sürece, çocukların beyinleri sürekli çalışıyor, öğrendiklerini depolama kapasitesi yönünde biyolojik olarak güçlenme mekanizmasına giriyor.

Şimdi zaten beyine yüklenen bu anlam tamamen beyin dışı dünyanın kavramlarından kaynaklanıyor. Mesela Descartes 17. yüzyılda demiş ki; “beyin mantıksal analizleri yapan, matematiksel çalışan bir organdır.” Nöroloji de, nörobilim de aynı o mantığa göre kurulmuş bir bilimdir. Beyni uyarma işi sürdüğü sürece beyin güçlenir. Önemli olan doğru bilgi, yanlış bilgi değil yeni uyaranlardır.
Bir çocuk doğduğu zaman şifreleri daha sonra yaşla birlikte kendisinin çözümleyeceği kodlarla, genetik kodlarla doğuyor ve bu çocuğun gelişim süreçlerinde uyaranlarla karşılaştıkça açılıyor. Bunun yaşla ilgisi  genel anlamda var  ama özel anlamda yok. Yani 60 yaş diyorsunuz mesela, 60 yaşındaki bir grup insanı standart nöropsikolojik testler uyguladığımız zaman bu kişilerin kendi aralarında farklılaştığını görüyoruz. Yaş faktörü birinci belirleyici faktör değildir, o kişinin plastisne denilen genetik kodları da önemlidir.  80 kusur yaşında bir insanın beyin performansı çok iyi olabilirken,  50 kusur yaşındaki bir insanın beyin performası  çok az olabilir.



Buradaki önemli olan nokta tamamen dışarıdan aldığımız  uyaranlar ve bu uyaranların sürekliliği.  Bazı insanlar emekli olduklarında sakin bir kasabaya yerleşmeyi ve domates yetiştirmeyi hayal ederler. Ancak bu kişiler kendi beyinlerine kötülük yaparlar. Diğer taraftan;  büyük şehirde yaşayan, bütün gün cep telefonundan gelen uyaranlara maruz kalan ve bu bilgi akışıyla mantıksal bir analiz yapamayan, bu akış üzerinde düşünmeyen insanlar da beyinlerine kötülük yapıyor.

Herkesin kendi kafasını çalıştırması gerekir.  Yani bir durumla karşılaşıldığı zaman; kendisi için doğru nedir, yanlış nedir, bir problemle karşılaştığı zaman, bu problem nasıl çözülür gibi kafa yormak gerekir.

https://neurosciencenews.com/brain-mysteries-16911/



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: