Bağımlılığın Tarihçesi

Bağımlılık Nedir; Yeme ve içme biyolojik gerekirliğe hizmet eder.Henüz etçil olmayan insanın mayalanmış meyve ve sebzeler ile karşılaşması mutlaka gerçekleşecek bir rastlantıdır. Alkol kullanımının tarihsel süreçte yer alışı öncelikle alkolü taşıyabilecek bir aracın keşfi ile olmuştur.

Alkolü taşıyan bir araç olarak ilk bildiğimiz yontma taş devrinde (MÖ 10.000) bal, cilalı taş devrinde
(MÖ 8.500) ise bozadır. Boza sözcüğü ile İngilizcede kafa çekmek anlamında kullanılan booze yükleminin sessel benzerliği ise dikkat çekicidir. Mayalanmış sebze ve/veya meyvelerden alkol üretiminin insanlıkla eş bir geçmişe sahip olması bu nedenle akla uygun bir çıkarımdır. İnsanın belli bir amaca yönelik olarak mayalanma aracılığı ile alkol üretmesi en az MÖ 12.000 yılına kadar giden bir eskiliktedir. Asma yaprağından şarap yapmayı bilen ve tanrı Oziris’e tapan Mısırlılar biranın Oziris’in bir armağanı olduğuna inanırlardı. Benzer biçimde Babilliler tanrılarına bira ve şarap sunarlardı. Mayalanma ile oluşan alkol ya tanrının sunduğu ya da tanrıya sunulan bir armağan olarak
görülmekteydi. Şarap dinsel olan ve olmayan törenlerde yoğun olarak kullanılmaktaydı.



Sarhoşluk suç değildi. Hammurabi yasaları içinde yer alan hususlardan biri ise alkol ticaretiydi. Şarabın Ortadoğu üzerinden Yunan yarımadasına ulaşması ticaret aracılığı ile gerçekleşmekteydi ve Yunanlının günlük yaşamının vazgeçilemez ayrıntısı şarap idi. Eski Yunan düşünürlerin bir biçimde
şarabı konu etmesine şaşmamalıdır. Platon ılımlı miktarlarda şarap tüketiminin yol açtığı hoşnutluğun toplumsallaşma açısından işe yarayacağını anlatmıştır. Ancak ondan sonra gelen Aristo gibi Platon da ılımlı sınırların dışında ve aşırılaşmış alkol kullanımının pek çok soruna yol açtığından söz etmiştir. Hipokrat’ı anacak olursak değişik şarapların değişik ölçülerde kullanımının, değişik aksaklıklara iyi geldiğine dair bildirimleri mevcuttur. En eski olarak Çin’de alkol kutsallık taşıyan bir içecek olarak kabul edilirdi. Belli oranlarda alkol içmek cennetten onaylı bir reçete olarak değerlendirilmekteydi. Alkol benzeri diğer kimi bağımlılık yapıcı maddelerin de dinsel törenlerde
kullanılmış olduğu gerçeği bu yolla bir kez daha kanıtlanmış olmaktadır.

Görüldüğü üzere evrim süreci içinde mayalanmış meyve ve sebzeler aracılığıyla alkole denk gelen insan, bu rastlaşmayı bir adım ileri götürmüş ve mayalanma sürecini amaçlı biçimde oluşturarak şarap, bira ve benzeri içkileri üretmiştir. Mayalanma aracılığı ile üretilen bira ve şarabın aynı zamanda mikroba karşı olma özelliği, yalnızca içerek değil temizlik sıvısı olarak ta kullanılabildiğini göstermiştir. Dolayısı ile alkol çok yönlü işlevselliğe sahip bir ürün olarak insanın günlük
yaşamında hep var olmuştur. MS 2. yüzyıl şarabın önemli bir ticaret malı haline geldiği yüzyıldır.

Bunun anlamı şarap kullanımın Avrupa anakarası geneline yayılmasıdır. Sakson, Viking, Anglikanlar olmak üzere şarap üretimi ve tüketimi vazgeçilmez bir örüntü halini almıştır. Roma imparatorluğu dönemi günlük yaşamda asal nitelikli bir değişken olarak yer alan alkol tüketiminin uzun dönemde farklı bir maliyete yol açabileceğinin en önemli örneklerindendir. Roma imparatorluğu denince başlangıçta ilk anımsanan, ılımlı biçimde şarap içiminin günlük yaşamın olağan kabullerinden olmasıydı. Bir süre sonra gelişen içme örüntüsü nedeniyle şarap tüketimi ılımlı değil aşırılaşmış bir
nitelik kazanmıştır. Roma imparatorluğunda toplumsal yaşamın nitelik yitirerek sorunlu hale gelmesi bu noktadan sonradır. O zaman tanımlı olmamakla birlikte bugünkü ölçülerle belirleyebileceğimiz alkole bağımlılığın bireysel değil toplumsal bir sağlık sorunu haline gelmiş olduğu düşünülse yeridir.

Tutumlu, yalın ve sakin nitelikleriyle tanımlı Romalılar değerlerini yitirmişlerdir. Saldırganlık taşıyan tutkulu davranışlar, hırs, rüşvet, yolsuzluk ülkenin toplumsal iklimine egemen olmuştur. İnsanları bu hale gelmiş bir toplumun  imparatorluk da olsa- bütünlüğünü uzun süre koruyamayacağını söylemek bilicilik değildir. Roma imparatorluğunun çöküşünün gerisindeki toplumsal nedenlerden birisi alkol bağımlılığının değerleri sarsmak suretiyle yol açtığı aşınmadır. Belirtilmesi gereken bir diğer husus ise üzüm bağları ve şarap üretiminin Katolik kilisesinin egemenliğinde olduğudur. O dönemde Kilise şarap ticaretinin en önemli oyun kurucusu idi.

Mayalanma yolu ile elde edilen alkolün kaynağı yalnızca meyve ve sebzeler değildir, bir diğer kaynağı tahıllar (örneğin arpa) olmuştur. Bunun yanında mayalanma ile oluşan alkolün birim hacimdeki oranı en çok %12-15 arasındadır. İmbiklenme ile (distillasyon) ulaşılan oran ise %50’ye kadar çıkmaktadır. İmbiklenmeyi keşfedenler ise Arap kimyacılardır. 12. yüzyılda imbiklenmeyi kullanan İtalyanlar elde ettikleri alkol ürününü tıpta kullanmak istemişler ancak bunun gerçekleştiği pek söylenememektedir. 13-14. yüzyıllarda imbiklenmiş alkollü içki tüketiminin toplumsal yaygınlığa ulaştığı düzey Kara Veba salgınlarından sonra gelmektedir. Alkol kullanımının insan toplumlarında yer alış biçimi kimi örneklerde o anın özgül koşullarına bağlı, kimi koşullarda ise özgül koşullardan bağımsız olarak gerçekleşmiştir. Sebze ve bitkilerin mayalanması ile oluşan alkol içeceği ile imbiklenme ile elde edilen alkol içeceği özgül ve özgül olmayan koşullara bağlı olarak gerçekleşen içme davranışının toplumsal düzeyde iki ayrı örneğidir. İçme davranışının insan tutum ve davranış dağarının içinde yer almasında alkolün insan bedeninde yol açtığı değişiklikler belirleyicidir. Beyni etkileyerek insanın tutum, duygu ve davranışını değiştiren alkol kullanımı ve içme davranışının toplumsal bir davranış olarak benimsenmesinin gerisinde hoşlanım arayışı vardır.

Nüfus yoğunluğunun az olduğu, göç hareketlerinin görülmediği zamanlarda bireysel düzlemde hoşlanım arayışının toplumsal bir gerçeklik haline gelmesi şaşırtıcı görünse de gerçektir. Tarihsel akış içinde bir ülkeden diğerine içki tüketimi ve bu tüketimin hacimdeki alkol oranı ile bağlantılı hali dolaylı kimi verilerin olduğuna işaret eder. Örneğin ABD’deki alkol yasağı yıllarında üretilen kaçak alkoldeki hacimalkol oranı yasal sınırların çok üstündeydi. Hacimdeki yüksek alkol oranı, içilen içkinin pahasının daha yüksek olduğu ve tercih edildiği anlamına gelir. Tarihin önceki dönemlerindeki gelişmelerle kıyaslandığında bunun insanın hoşnutluk arayışı ile açıklanamayacağı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifade ile bir mal olarak alkol getirisi yüksek ticaret nesnesidir.

Akdeniz ve Çin bölgesinde incelenen batıklar ve diğer tarihsel belgeler, bir içecek olarak alkol ticaretinin yazılı tarihin başlarında yer aldığını göstermektedir. Tarihçe odağında yapılan değerlendirmelerin anlam kazanabilmesi için alkol bağımlılığı ve ilintili sorunlar, alkol bağımlılığı geliştiren nüfus grupları, yeğ tutulan alkolü içecekler ve benzeri birçok değişkenin bir arada ele alınması gerekmektedir. Toplumların tarihsel akış içindeki hareketlenmelerine bakıldığında ise alkol içiminin ayrı bir yer tuttuğu görülmektedir. Devletin dolaylı bir vergi kaynağı olarak alkollü içkileri hem
üreten hem pazarlayan yasal düzenekler var etmesi bu nedenledir.

Alkolün toplumsallaşma içinde bu denli yer alması beraberinde yerleşik kimi kabulleri getirirken,
doğallıkla ilgili kimi sorunlara da yol açmıştır. Bir yandan dinsel törenlerde yer verilen alkol, kimi inanışlarda kutsallığın aracı iken gene aynı topluluklarda insanın toplumsallığın dışında kalmasının nedenidir. Bu bir çelişki değildir. Bu, alkol kullanımının insan davranışında neden olduğu farklı noktalara işaret eder. Ancak sorun tek başına alkol kullanımı değildir. Alkol kullanımına ilişkin ayrıntıların geçit resmi yaptığı bir görüntü tarihsellik açısından nesnel gerçekliğe uymaz. Alkol kullanımının gördüğü toplumsal kabul, alkol kullanımına yol açan olumsuzlukların göz ardı edilmesinin bahanesi olamaz. Alkol kullanımı ve alkol kullanımına bağlı sorunlar (hastalıklar, trafik kazaları vb.) arasına sınır çeken yanıltıcı anlayışlar, tarihten köken alan tanımlı sorunların ötelenmesi için gösterişli bir araç olmuştur.

Bunların başında ‘sosyal içici’ diyerek oluşturulan öbek gelir. Sosyal içicilik sınırının nerede başlayıp
nerede sonladığı belirli olmayan sözde bir süreci anlatır. Tarihsel akış içinde bir dönem dinsel ayinlerin vazgeçilmesi ve düşünürlerin olağan konularından biri olan alkol kullanımı günümüz toplumsal gerçekliğinde koruyucu ve kollayıcı ulusal sağlık politikaları açısından olumsuz niteliğinde ele alınmaktadır. Diğer bir ifade ile tarihsel niteliğin bugünün gerçekliği ile bir arada ele alınması bir zorunluluktur.

Avrupa’daki aydınlanma hareketinden hemen sonra alkolün, o zamanki adı ile alkolizmin, başka ruh hastalıkları gibi ruh hastalıkları kliniğinde tedavi edilmesi gerektiği yaygın bir kabul haline
gelmiştir. Bunun anlamı, alkole bağlı gelişen hastalık belirtilerinin, ruh sağlığı bozuk insanlarda görülebilecek tutum ve davranışlara benzer olduğu idi. Süreğen alkol kullanımı ile alkol tutkunluğu
arasına çizgi çekilmesi girişiminin 19.yüzyıla tarihlendiğini bilmekteyiz. Alkol kullanımının tıbbi sorunlar yaratacağı kabulünün ABD’de gündeme gelmesi 18.yüzyılın sonundadır. Bir sağlık sorununun toplumsal yaygınlık kazanması durumunda, ilk akla gelen koruma ve önlemedir. Koruma ve önlemenin bu çizgideki ilk yordamı farkındalıktır. Alkol kullanımı odağında farkındalık çalışmalarına dair ilk örnek gene aynı yüzyılda ABD’de yapılan çalışmalardır. Alkol tüketimine dair farkında oluşluk, alkol kullanımı ve alkole bağımlılık arasındaki geçişi esas alır. “İçen herkes alkol bağımlısı değildir. Ancak alkol bağımlıları içen insanlar arasından çıkar” şeklindeki sav söz bu farkındalığın en keskin ifadelerindendir. Benjamin Rush farkındalık çalışmalarının öncü kişilerindendir. Alkol tedavisine dair yayınlanan çalışmaların öncüsü Samuel B. Woodward’dır. O ve onu izleyen Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) üyeleri alkol bağımlılığı tedavisinde ilk adımın alkol alımının kesinlikle sonlandırılması olduğunu belirtmişlerdir. Alkol bağımlılığı tedavisi için tanımlı ve değişmezlik sergileyen bu kabul, alkole bağımlılığın ne kertede ciddi alınması gereken bir durum olduğunun tarihsel bir kanıtıdır. Uzun yıllar süren alkol tüketimi ve buna bağlı ruhsal ve bedensel aksamalar, alkole bağımlılığının sonucudur. Alkol bağımlılığının belirtileri arasında hemen akla gelenler denetlenemeyen bir alkol içme isteği (aşerme), içme davranışı üzerinde denetimin olmayışı ve terleme, titreme, uykusuzluk biçimindeki kesilme belirtileridir.

Alkolizm ismi ile bir hastalığın APA listesi içinde yer alması 1950’li yılların ikinci yarısındadır. Alkol tüketimi ile bir hastalığın neden-sonuç bağlamında ilişkilendirilmesi, içme davranışı özelinde toplumun konu kapsamına bakışını doğrudan etkilemiştir. Alkol kullanımının hastalığa dönüşmesini karakter zayıflığına ve irade güçsüzlüğüne bağlayan ön yargılı ayrımcı yaklaşımlar, hastalığın biyolojik çerçevede çok iyi bir biçimde tanımlanmış olmasına karşın ortada kalkmamıştır. Alkol kullanımı sonucu oluşan alkol bağımlılığı ve durumu belirleyen bilimsel ögelerin tanımı 1974 yılında gerçekleşmiş ve 1980’li yıllardan sonra alkol bağımlılığı ayrı bir tanı bütünü olarak ayrı özgüllükte ele alınmıştır. Alkol kullanımının tarihçesinde göz ardı edilmemesi gereken hususlar vardır:

• İçki içmenin en eski çağlardan bu yana toplumsal kabul gören bir davranış olması,

• İçki tüketiminin yaygınlığı,

• Alkol bağımlılığının gelişmesi,

• Kişinin kimi geri dönüşü olanaksız bozukluklara uğraması,

• Ciddi bir toplum sağlığı sorununun gelişmesi,

• Bu davranışın sonuçta süreğenlik kazarak kalıcı tıbbi bir bozukluğa yol açmasıdır.

Sıralanan başlıklara bakınca tarihsel süreç içinde alkole bağımlılığın ayrımsanması, tıbbi araştırmalara konu olması ve en son bir tanı olarak adlandırılması, toplamda iki yüzyılı ancak bulan bir geçmişe sahiptir. 19. yüzyılda Magnus Huss, 20. yüzyılda (1952) Jellinek o zamanki adlandırması ile alkolizm diye tanımlı bir hastalığa dikkat çeken önemli iki kişidir. Alkolizmin bir tanı olarak tartışılması saf tıbbi merakın irdelenmesi ile sınırlı tutulamaz. Bir sanayi ürünü olarak alkolün akçeli değeri yüksektir. Bu nedenle yer aldığı pazar açısından vazgeçilemeyecek önemdedir.

Dolayısı ile gerek alkol tanılama uygulamaları gerekse alkol tüketimi tartışmalarının dolaylı katılımcılarından birisi de çok uluslu küresel ilaç şirketleridir. Şu an gerçekleşmiş görünen amaçları, konuyu tıbbı egemenlikleri altına almaktır. Az (!) miktarda tüketilen viskinin kalp damarlarını açtığı, şarabın beslenmede yararı ve gerekliliği olan bir içecek olduğu şeklindeki hileli yönlendirmelerin kent söylencesi halini alması bu nedenledir. Bu söylencelerin kanıta dayalı tıp örneği olan (?) sözde bilimsel çalışmalarla desteklenmesi acınası gülünçlüktedir. Jellinek’ten 20 yıl sonra 1970’li yılların hemen başında “alkolizm” tanısının değişkenleri;

• Fizyolojik ve klinik,

• Davranışsal ve ruhsal,

• Tutumsal olmak üzere belirtilmişti.

Söz edilen değişkenlerin hepsinin bir arada ve aynı anda düşünülmesinin, doğru tanılama için olmazsa olmaz nitelikteki ortak kabulü o dönemin önemli bir sıçramasıdır.

Tarihsellik içeren bakış açısı, söz edilen ortak kabulün dayandığı en önemli gerçekliktir. Tarihselliğin içinde yer alan ve pek fark edilmeyen soru “her zaman içilirken alkole bağımlılık nasıl olup ta birden ortaya çıkmaktadır?” Geriye dönük olarak yapılan değerlendirmelerde, alkol tüketiminin ergenlikten önce başlaması ile ergenlikten sonra başlaması arasında sonuç açısından (alkol bağımlılığı) farklı sürelerin olabileceği gözlemiştir. İnsanda alkole bağımlığın gelişmesi ortalama 5 yıl, bağımlılığa bağl geri dönüşü zor veya geri dönüşsüz bedensel aksaklıkların ortaya çıkışı ise 10-15 yıl arasında değişmektedir. Alkol tüketimi ve alkol bağımlılığına bağlı hastalıkların ilişkisi, tarihsellik içinde ele alınmazsa salt epidemiyolojik verilerin uzun boylu anlam taşımadığını söylemek gerekmektedir.



Tarihsellik boyutunun gerekirliğine işaret eden bir diğer kabul, ulusların kendi ulusal alkol politikalarının ancak bu yolla belirlenebileceğidir. 1995 yılı tarihselliğin Avrupa kıtası coğrafyası genelinde en önemli durağıdır. Bu tarih Avrupa Alkol Tüzüğünün kabul edildiği yıldır. Söz konusu tüzük, Avrupa anakarasının alkole ilişkin eylem planı bağlamında üye ülkelerle Paris’te düzenlenen
konferansın tarihidir. 1995 yılı Paris Konferansı, ilk bin yılın ikinci yüzyılı başlarında Ortadoğu’dan
Yunanistan’a oradan anakaraya yayılan alkol tüketiminin yol açtığı sonuçlara bakarak ikinci bin yılın bitmesine çok az zaman kala alkol tüketimi ve ciddi bir toplum sağlığı sorununa bakışta kesinlik taşıyan bir adım gibi görünmektedir. Konferansta alınan kararlar yasal açıdan bir yaptırım niteliği taşımamaktadır. Ancak etik değerler ve önemini yitirmeyen insanlık ülküleri yönüyle belirli bir bakış
açısına dikkat çekmektedir. Bunun tarihsellik içinde gelişen karşılığını ararsak karşımıza çıkacak olan farkındalıktır. Ancak farkındalığın beklenen sonucu getirmediği gerçeği de ortadadır. Nedeni anamalcı düzen, dolayısı ile paranın gücü ve belirleyiciliğidir. Dolayısı ile son kale olarak, Paris Konferansında (12- 14 Aralık 1995) olduğu üzere etik değerlerin ve insan ülkülerinin esas alınması çok doğal görünmektedir.

Avrupa Alkol Tüzüğünün çok önemli bir özelliği dile getirilen 5 maddenin “Bütün” sözcüğü ile başlamasıdır:

• Bütün insanların aileye, topluma ve bir işe sahip olma (aidiyeti) hakkı vardır. Bu hak kaza, şiddet ve
alkol tüketiminin yol açtığı olumsuz sonuçlarına bakarak korunmalıdır.

• Bütün insanlar alkol tüketimi nedeni ile zarara uğramış aile yakınları için tedavi aramak hakkına
sahiptir.

• İçmek istemeyen ya da sağlık vb. nedenlerle içemeyen bütün insanların içmesi ile ilişkili baskılara karşı korunma ve içmeme davranışının desteklenmesi hakkı vardır.

Sonuç olarak söylenebilecek tek şey olguların tarihsel koşullara biçim verdiğidir. Dolayısıyla bin yıllık bir sürecin sonunda ulaşılan bu nokta tarihin akışının nesnel gerçeklikle bağdaşık olduğu ve her zaman insandan yana nitelik taşıdığıdır. Türkiye Ülkemizde alkollü içkiler tüketiminin bugününü anlatan tarihsel akış içinde Türkler, Türkiye Selçukluları ve Osmanlı başlıkları altında kimi ayrıntıların belirtilmesi gerekmektedir. Alkollü içki kullanımının ülkemiz coğrafyasındaki tarihsel akışı hakkında bir şey söylemek için Türklerin şimdiki vatanı Türkiye’den önce yaşadıkları en eski topraklara bakmak gerekmektedir. Türklerin günlük yaşamlarında yer alan içitlerin alkol oranı hakkında kesin şeyler söylemek olanak dışıdır. Türkler, beslenmeleri açısından sebze ve meyve, tahıl, et açılımında geniş bir dağara sahiptirler. Böylesi bir çeşitlilik değişik adlarla anılan içitlerin varlığını gösterir.

Kaşgarlı Mahmut’un sözlüğü değişik içkilere karşılık gelen sözcükler barındırmaktadır. Örnek olarak ağartgu (bira gibi, buğdaydan yapılan şerbetimsi içecek), begni (buğday, mısır, arpadan yapılan boza benzeri), çağır (şıra, şarap), süçik (tatlı şarap) sözcükleri gösterilebilir. Türkler aynı zamanda besledikleri hayvanların (koyun, keçi, deve, sığır, su sığırı, geyik, at) sütlerini de içiyorlardı. Bunların arasında kısrak sütünden ürettikleri kımız en çok yeğ tutulan içitti. Kımız sözcük anlamı olarak ekşilik niteliğini de barındırmaktadır. Nedeni, kısrak sütünün ekşitilerek üretilmesidir. Kımız’ın mayalanma yolu ile elde edildiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

BAĞIMLILIK TANI VE TEDAVİ TEMEL KİTABI
Prof. Dr. Nesrin DİLBAZ
Doç. Dr. Işıl GÖĞCEGÖZ
Doç. Dr. C. Onur NOYAN
Doç. Dr. Özlem KAZAN KIZILKURT


Paylaş

Görüntülenme:
Güncellenme Tarihi:21 Eylül 2021Yayınlanma Tarihi:19 Eylül 2021

© 2024e-Psikiyatri.com, bir NPGRUP sitesidir,
e-Psikiyatri.com bir NPGRUP sitesidir. Bu sitede verilen bilgiler, site ziyaretçilerinin/hastaların hekimleriyle mevcut ilişkilerini ikame etmek değil, desteklemek için tasarlanmıştır. Bu sitede yer alan bilgiler bir hekime danışmanın yerine geçmez. Tüm hakları saklıdır.