Bağımlı bir kişi suçlu değil, hastadır

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TRT 1’de yayınlanan ‘Alişan ile Hayata Gülümse’ programında ‘Madde Bağımlılığı’ konusuna ilişkin çarpıcı değerlendirmede bulundu.

Bağımlı bir kişi suçlu değil, hastadır

Bağımlılık konusunda bilinçli bir anne baba varsa kurtulmayacak çocuk ve genç olmayacağının önemini vurgulayan Tarhan, kişilerin karamsar olmaması gerektiğine dikkat çekti. Çocuğun aidiyet duygusunu devam ettirebilmesinin önemli olduğunun altını çizen Tarhan; “Eğer bir çocuk evi seviyorsa hata yapıyor, yapıyor… sonra tekrar eve dönüyor. ‘Benim anne babamı terk etmem yanlış oldu.’ diyor ve geri dönüyor. Çocuğun evi sevebilmesi, aidiyet duygusunu devam ettirebilmesi böyle durumlarda çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

“Şimdi bağımlılığın tanısına kontrol kaybı deniyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, katıldığı canlı yayında şimdi ki dönemde bağımlılığının tanısının değiştiğinden bahsetti. Tarhan; “14 yaş tam ergenliğin başlangıç yaşı, çocuğun kendi kimliğini arayıp bulma dönemidir. O dönemde çocuk kendine; ‘Ben kimim, nereye ait olmalıyım, niçin?’ sorularını soruyor. O dönemdeki birçok ailenin ve çevrenin farkında olmadan oluşturulan tutumlarla birden bire çocuk kendisini madde kullanıyor içinde buluyor. İlk başta ben maddeye bağımlı değilim zannediyor. Fakat bağımlılığın tanısı şimdi değişti. Daha önce bağımlılığa yoksunluk vs. deniyordu. Şimdi kontrol kaybı deniyor. Kişi kontrolsüz kullanmaya başladığı an bağımlılık başlamış oluyor. Stres azaltma tekniği olarak maddeye yöneliyor. Kendini kötü, morali bozulmuş ve keyifsiz hissediyor. Stresi azaltma, rahatlama tekniği olarak maddeyi alıyor, bakıyor ki o sahte bir rahatlama veriyor kısa vadede ama orta ve uzun vadede hasar veriyor. O onu o anda düşünemiyor. Ergenlik dönemi sonuç bilinci olmayan bir dönem, ergenlik dönemi sadece o anı düşünür.” şeklinde konuştu.

“Bağımlılık zihinsel bir körlük yapıyor”

Bağımlılığın beyinde geri dönüşü olmayan bir hasar bıraktığına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Bağımlılığın en önemli sebebi bağlılık, bir bağlanma bozukluğu hastalığıdır. Yani iki insanın psikolojik ihtiyacıdır. Bir bağlanma hissediyor. Bir çocuk annesine 10-12 yaşında bağlanıyor ama 12 yaşından sonra anne babanın dışında yeni arayışlara giriyor. Yani artık anne babadan daha çok arkadaş ön plana çıkmaya başlıyor. Onları örnek seçmeye başlıyor. Büyükleri, anneyi babayı alıyor, topluma bakıyor, rol modellere bakıyor. ‘Ben kimim, ne olmalıyım?’ diyor. Bu arada önüne bir zevk tuzağı çıkıyor. O zevk tuzağına takıldığı zaman, o da öyle bir şey ki zincirleme reaksiyon gibi. Başladıktan sonra kişi kendisini durduramıyor. Müthiş bir haz veriyor. Bir de ciddi bir arkadaş alt kültürü vardır. Bağımlılık alt kültürü. Bu arkadaş grubunda müthiş bir araya geliyorlar, şiddetli muhabbetlik hissediliyor. Zaten muhabbet hapı mı istiyorsun yoksa sakinleştirici hap mı istiyorsun gibi çeşitlerini torbacılar satıyorlar. Sonuçta o hap çocuğun o anlık ihtiyacına iyi geldi gibi gözüküyor. Ama bir müddet sonra beyinde geri dönüşü olmayan bir hasar oluşuyor. Durduramıyor, ondan sonra kontrolden çıkıyor. Bir bahane buluyor işte bir defadan bir şey olmaz, o kadar da bağımlı değilim, istediğim zaman bırakırım. Bilmiyor işte... En büyük özellik bağımlılık zihinsel bir körlük yapıyor. Kişi farkında olmuyor, görmüyor.” dedi.

“Aile bağının kopmasının ardından çocuk kayıp vaka oluyor”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bağımlılığın öncüllerinden bahsetti. Tarhan; “Bağımlı olan bir çocukla, aşık olan genç birbirine çok benzer. Mesela aşık olan ne yapar? Devamlı onu düşünür, dalgındır. Yani hareketleri, kişiliği falan değişiyor gibi olur. Odasına kapanır, çıkmaz. Saatlerce aynı şeyi dinler, söyler. Banyoda uzun kalır. Sık sık hasta olmaya başlar. Kilo vermeye başlar. Böyle olduğu zaman o kadar yaygın ki anne çocuğuna yakıştırmak istemiyor. Aklına bir gelmeli. ‘Acaba öyle bir şey olabilir mi?’ diye. Ama çocuğu böyle durumlarda bir hata yapıyor. Anne çocuk savaşları başlıyor. Zıtlaşıyor ve kavga oluyor. Çocuk artık anne babaya tepki olarak madde almaya başlıyor. Aile bağı koparsa çocuk ondan sonra kayıp vaka oluyor. Sokakta ne hali varsa görsün noktasına geliyor.” ifadelerini kullandı.

“Beyinleri hayatlarının sonuna kadar duyarlıdır”

Madde kullanımının bırakılmasının ardından belirli bir süre sonra tekrar başlanması hakkında bilgilendirmelerde bulunan Tarhan; “Madde kullanalar maddeyi bırakıyor, terk etmiş oluyor... Fakat beyinleri onların hayatının sonunda kadar duyarlı, her an tekrar başlayabilir. 5, 10 sene geçtikten sonra başlama olabiliyor. Ne zaman oluyor? Stres altında oluyor. Beyinde seratonin, dopamin gibi maddeler var. Mutluluk ve hazla ilgili maddelerdir. Onlar stres altında yahut herhangi bir sebeple azalıyor. Azalınca beyin hemen şöyle bir tepki veriyor, alıştığı öğrendiği eski davranış var. Beyinde kısa yol var.

Beyin hemen git madde al rahatla diyor. Beyin o anda ona oyun oynuyor. İşte ona dediği zaman, bir tarafta öyle diyor ama sonradan rehabilitasyon aldığı için; ‘Ya ben buna başlarsam birçok kaybettiğim, yaşadığım o acıları tekrar yaşayacağım. Ya ailem, ya bu.’ diyor. O karanlık anında mesela aileyle bağlantı kurabiliyorsa çözüm bulabiliyor. Problemini bir şekilde aşıyor yahut bulamazsa da adsız narkotikler var böyle isimsiz narkotikler gibi gruplar kuruyoruz böyle. Kişi kullanıp da bırakmış, onlar gönüllü olarak hemen telefon ediyorlar kişiye. O kişi parkta mesela pat diye atlıyor, geliyor, ona konuşuyor, yalnızlığını gidermeye çalışıyor, problemi çözmeye çalışıyor. Yani yalnızlığı gidermek o anda anne hiçbir şey yapmasın; ‘Ben senin yanındayım, sen benim için önemlisin, değerlisin.’ desin yeter.” şeklinde konuştu.

“Beyin bağımlılığı unutmuyor ama uzak belleğe gönderiyor”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kişinin zarar algısını öğrendiği zaman kendi iç kontrolünü sağlayabileceğinden bahsetti. Tarhan; “Beyin unutmuyor, hayat sonuna kadar diyabet hastası gibi kabul ediyor. Eğer farklı şekilde bir kayarsa, kaydıktan sonra biz onu tekrar retrain yani tekrar rayına oturtma diyoruz. Onu yapmak gerekiyor, onun için bir kimsenin beyni bağımlılık yaşadıktan sonra unutmuyor. Unutmuyor ama uzak belleğe gönderiyor, beyin onu unutmuyor. Uzak belleğe gönderince bir travma olmasa yeniden canlanmıyor. Tabii travmasız hayat da yok tabi. Olaylar yaşanır ama kişinin böyle durumlarda niyeti düzgün olursa yani kar-zarar analizi yapar. Bırakırsam kazanacağım şey, bırakmazsam kaybedeceğim şey, bunun analizini iyi yapıp, bunu liste halinde yaparsa kendi kendine ikna süreci oluyor. Biz buna zarar algısı diyoruz. Kişi zarar algısını öğrendiği zaman o zarar algısını hatırlayarak kendi kendini iç kontrol, iç disiplin sağlayabiliyor.” dedi.

“Kişi ümit duygusunu kaybetmemeli”

Bağımlılığın tedavi süreci ve AMATEM işleyişinin önemine de dikkat çeken Tarhan; “AMATEM dönemi 2-3 haftalık bir dönemdir. O dönem klinik ortamda yapılıyor, çok zor bir dönem değil kolay ve rahat. Kurallar belli, klinik şartlarda yapılıyor. Onu yaptıktan sonraki takip sistemi önemli, burada bakanlığın yaptığı TUBİM’in harika bir sistemi var. Yani onun için ben tekrardan tebrik ederim. Böyle dijital takip sisteminin, bir sağlık ekibiyle birlikte devam ettirilmesi çok daha iyi olur. Böyle durumlarda klinik ayağı da olması gerekebilir. Gelişmiş ülkelerde sosyal çalışmacılarda devreye giriyor ve psikoterapistler haricinde bu bağımlılık terapistleri devreye giriyor. Ayrıca bağımlılık terapistleri var, onlar devreye giriyor. Onlarla birlikte bir ekip oluyor. O ekibe güvendiği zaman kişi, kendini güvenli alanı oluşturuyor hayatında ve böyle durumlarda bana yardım edebilecek kişiler var, uzmanlar var, ailem var diyerek yani o sıkıntıyı aşabilmeyle ilgili potansiyel sahibi oluyor, kazanıyor, kapasitesini güçlendirmiş oluyor. Birinci şart, ümit duygusunu kaybetmesin. İkinci şart niyetini bozmasın, olmayacak, olmuyor bu deyip ümitsizliğe düşmesin.” ifadelerini kullandı.

“Problem üzerinden ilişki olunca, problem pekişiyor”

Ailelerin çocuklarıyla pozitif üzerine bir ilişki kurmaları gerektiğinden bahseden Tarhan; “Bağımlı kişi suçlu değil hastadır. Onu bir yaramaz, yoldan çıkmış, serseriliğe düşmüş bir genç gibi görmesin. Onu bir hasta olarak görsün ve ona yaklaşırken bir hastaya yaklaşılması gerektiği gibi yaklaşsın. Mesela yaralı bir ev hayvanın varsa ve yaralıysa o hayvan kendini sevdirmez bile, hemen yaralıyken tepki gösterir. Şimdi bağımlı hasta da, bağımlı kişi de öyle ona canım desen, canın çıksın anlar. Onlara annelik, babalık şeyi çok farklı, yaklaşım farklı. O çocuklar genellikle anne babaların yaptığı yaklaşım problem üzerinden yaklaşım yapıyorlar. Problemi niye içiyorsun, içtin, içmedin, aldın, almadın, geç geldin, geç gelmedin, ne bu halin perişan, niye böylesin böyle bir ilişki, problem üzerinden. Problem üzerinden ilişki olunca, problem pekişiyor. Problem üzerinden ilişki kurmak yerine çocuk bir gün eve erken gelse, bir gün dişini fırçalasa, bir gün işini güzel yapsa, bak ne güzel oldu, eline sağlık, pozitif üzerine ilişki kursunlar çocuklarıyla.” şeklinde konuştu.

ÜHA

Paylaş:



Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

İlginizi Çekebilcek Diğer Yazılar
  • İstanbul Bağcılar’da yaşanan vahşi cinayet, bağımlılık ve şiddet ilişkisini gündeme getirdi.
  • İnsanlar Facebook, Twitter, Instagram vb. ağlara aşinadır ve büyük kısmı düzenli olarak bu sitelerden birini veya birkaçını kullanmaktadır. Ancak kişi
  • Bağımlılık testleri; Alkol ve madde kötüye kullanımı sıklığının her geçen gün artması, bu alandaki laboratuvar değerlendirmelerinde de aynı ivmeyle il
  • Sosyallik, sosyal beceriler ve sosyal temasın bağımlılığın en büyük ilacı olduğunu belirten Tarhan, “Bağımlıların çoğu yalnız. Sosyal izolasyon ve yal
  • Prof. Sevil AtasoyÜsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Dünya Sosyologlar Derne
  • Randevu Al