E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

TATLI KRİZLERİ GENLERDEN GELİYOR

TATLI KRİZLERİ GENLERDEN GELİYOR

Diyet Dergisi

Tatlı, özellikle de çikolata, az miktarlarda tüketildiğinde, sağlığımıza katkısından bile söz edilebilir. Ama tatlı yiyerek mutlu olmak kalıcı olarak ne yazık ki mümkün değil.

Herkesin başına bir gün gelebilir. O an gözümüz hiçbir şey görmez olur. Ne kadar doymuş olursak olalım ona her zaman yer vardır. Daha ilk lokmada mutluluk damarlarımızdan yayılır sanki. Hepimiz hayatımızda tutulmuşuzdur bu krize. Bazen hayali bile mutlu eder tatlı ve çikolatanın. Peki, tatlı kimileri için niçin dayanılmaz oluyor? Tatlı isteğimizin ne kadarı psikolojik ne kadarı fizyolojik? Yaşasın Hayat ekibinden psikolog Aytül Sarpel işte bu sorulara yanıt verdi:

- Yeni doğan bir çocuk tuzluyu, ekşiyi, acıyı ilk başta algılayamaz aldığı tek tat tatlıdır. Yani hayatımıza tatlı ile başlarız. Tatlı hoşnutluk ve haz duygusu uyandırır. Bekli de yaşam için yeme davranışının devamlılığını sağlar. Tatlı süt, annemiz ve sevilmek ilk tatlı hatıralardır.

- Yemek yemek ve açlık, fizyolojik olsa bile, tıka basa bir yemeğin üzerine tatlıya yer kalması bir öğrenmedir. Tatlı haz merkezlerimizi uyarır ve ne kadar tok olursak olalım, bir parça tatlının verdiği keyfi bilmemiz, ihtiyacımız olmasa bile tatlıya 'hayır' dememizi engeller.

- Kadınlarda regl dönemi öncesi neredeyse kaçınılmazdır tatlı atakları. Vücudumuzda hormonlarımız bu dönemde hızla yükselir, tatlı krizleri ile bu hormonların seviyesi arasında bir bağ olduğu düşünülür.

- Depresyon kendini yeme atakları olarak gösterebilir, uyku, yeme ve tatlı krizlerinde ani bir artış yaşıyorsanız duygu durumunuzu mutlaka gözden geçirin.

Sınav öncesi, kavga sonrası…

Tatlı ve abur cubur krizlerinin genellikle canımızın sıkkın olduğu veya stresli dönemlerde gelmesi tesadüf mü? Sınav öncesi, ayrılık sonrası, kavga ertesi abur cubur için elverişli zamanlardır. Yoğun stres altında vücudumuz 'savaş-kaç' tepkisine hazırlanmak için enerji üretiminde seferberlik ilan eder ve bunun için kanımıza kortizol denen bir hormon salgılanır. Böylece yağ, protein ne varsa enerji kaynağımız olan glikoza dönüşür. Bu süre uzun sürdüğünde ise tepkiler tersine döner savunma sistemimiz çöker, insülin salgısı artar ve yağ yapımı başlar, bu da bu dönemlerde yağlı ve tatlı yeme istediğimizin artmasına ve neredeyse abur cubur yiyerek avunmamıza neden olabilir.

- Çikolata ve kakao içerikli tatlılar az alındığında, beynimizde mutluluk hormonu olarak bilinen, endorfin ve serotonin hormonlarının salgılanmasını sağlar. Ancak bu oran bir kare çikolatan daha öteye gittiğinde aynı kahvede olduğu gibi, uyarıcı etkisinden dolayı migren atakları, baş ağrısı, çarpıntı ve yorgunluğa neden olabilir.

- New York Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, tatlı yeme yatkınlığı, aynı zamanda genlerle de taşınabiliyor.

- Fast-food ve tatlılar, yeme isteğini kontrol altına almayı zorlaştıran hormonal değişimlere de neden oluyor. New Scientist Dergisi'nin yayımladığı araştırma, bu gıdaların, beynimizdeki yeme kontrol merkezinde direnç yarattığını gösteriyor. Böylelikle bu gıdalarla uyuşturucu benzeri bir bağımlılık ilişkisi ortaya çıkabiliyor.

- Kahvaltı etmeme, öğlen yemeğini geçiştirme ve akşama doğru hızla artan sürekli yeme isteği ve tatlı krizleri gizli şekeri yani hipoglisemiyi haber veriyor olabilir.

- Yasak olan caziptir.

'Yasak olan caziptir' ilkesi, tatlının hayatımızda bir lüks ve keyif olarak kalmasında şüphesiz etkili. Tatlı hep yasak aşkımızdır; yemeklerden önce yenmez, diş çürüttüğü için yenmez, kilo yaptığı için yenmez. Yani ulaşılması ne kadar güçse aşkımız o kadar alevlenir. Evet, tatlı hayatımızın ilk hazlarından biri ve bir keyif kaynağı. Az miktarlarda aldığımızda sağlığımıza katkılarından bile bahsetmek mümkün. Ama tatlı yiyerek rahatlamak ve mutlu olmak kalıcı olarak ne yazık ki mümkün değil.