E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

SANAL YÜZLEŞME

SANAL YÜZLEŞME

The New York Times

İnsanların sanal karakterlerle iletişime girmek veya karakterler geliştirmekten nasıl etkilendiği artık görülüyor.

 


Yapay zekâ ve bilgisayar modelleme alanındaki ilerlemeler sayesinde araştırmacılar, insanların sanal karakterlerle iletişime girmek veya sanal âlemde karakterler (avatar) geliştirmekten nasıl etkilendiğini görebiliyor.

Bağımsız ve sanal insanlarla iletişim, gerçek hayatta yaşadığımız iletişim sorunlarının aynısına neden olabiliyor. Gerçek hayatta sosyal utangaçlık yaşayan kişiler, tanımadıkları sanal bir karakter soru sorunca donakalabiliyor. İçkiye düşkün olanlar sanal bir barmene hemen bir içki siparişi vermek istiyor. Ve terapistler hastalarına, bu duyguları hissettikleri anda hemen tavsiyede bulunabiliyor.

Araştırmacıların uyguladığı deneylere göre, kişiler sanal alemde yaşadıkları tecrübeleri ve gösterdikleri tepkileri içselleştirip gerçek hayata taşıyor. Sanal karakterler belirgin olarak insan değil. Bazıları sağır ve dilsiz. Hatta bazıları sadece iki boyutlu. Ancak yüzleri hareketli, canlı, beden dili ve jestleri doğal görünüyor.

Bazı durumlarda gayet ikna edici sohbetler bile gerçekleşebiliyor. Sonuç olarak karşınızda size cevap veren ancak yargılamayan bir karakter oluyor. Kanada ve ABD ordusu sanal gerçeklik araştırmalarına büyük yatırım yapıyor. Programlar, askerlerin eğitiminde ve travma sonrası stres tedavilerinde kullanılıyor. Siber-terapi adı verilen bu yeni bilim dalı şimdiden bazı eleştiri oklarının hedefi olmaya başladı. "You Are Not a Gadget: A Manifesto" (Bir Cihaz Değilsin: Manifesto) adlı kitabın yazarı bilgisayar mühendisi Jaron Lanier, "Bu tedavi yöntemi işe yarasa bile, ummadığımız yan etkilerle karşılaşabiliriz.

İnsanların değersizleşmesinden endişe ediyorum. Normalin sanal âlemde modellediklerimizden ibaret olmasından çekiniyorum" diyor. Ancak araştırmacıların çoğu, sanal terapinin sadece gerekli durumlarda kullanılan bir araçtan başka bir şey olmadığı görüşünde.
Southern California Üniversitesi Yaratıcı Teknolojiler Enstitüsü'nde Creative Technologies için yapılan bir araştırmada, Angelina ismindeki sanal sırdaşa insanların içini döktüğünü gördü ki bu hemen her terapinin ilk ve en temel basamağı. Araştırmaya göre, sosyal çekingenlikten muzdarip insanlar sanal terapiste, gerçek terapistten daha çok açıldılar.

Araştırmacılar Angelina deneyinden öğrendikleri teknikleri, ABD ordusu için kullanılan SimCoach ismindeki sanal ajana yüklüyor. Angelina çalışmasını yürütenlerden Jonathan Gratch, "SimCoach bir teşhis koymuyor. Sadece bir terapistle konuşup konuşmak istemediklerini soruyor" diyor.

Bir terapist, sanal alemi kullanıp tehlikeli durumlar yarattıktan sonra hastayı bu tehditlerden kurtarabilir.

Tehlikenin şiddeti de bilgisayarla ayarlanabilir. Southern California Üniversitesi'nden Psikolog Albert Rizzo, Irak savaşı gazileri için bir yazılım hazırladı. California Üniversitesi'nde yürütülen bir çalışmada araştırmacılar, yüksek işlevli otistik çocukların düşünme yeteneklerini geliştirmek ve kendilerini daha iyi ifade etmeleri üzerine çalışıyor.

Sosyal utangaçlık yaşayan kişiler için de aynı teknik kullanılabilir. Geçen sene Quebec Üniversitesi'nde yürütülen bir araştırmada, sanal terapi gören hastaların gerçek terapistlere gidenlerle aynı kazanımları elde ettiği ortaya çıktı. Gerçek terapilerde, kişiler gerçek dünya ile etkileşim içine girip korktukları ortamlara giriyor. Üniversitedeki siber-terapi programının başında bulunan Psikolog Stéphane Bouchard, "Sanal alemdeki ortamların bir tepki yaratması için çok da gerçekçi olması gerekmiyor" diyor.

California'da Stanford Üniversitesi'nde Sanal İnsan Etkileşimleri Laboratuarı'nın Müdürü Jeremy Bailenson ve bir meslektaşı geçenlerde 50 öğrenciyle bir araştırma yürüttü. Öğrenciler sanal gerçeklik başlıkları kullanarak kendi bedenleri için sanal ortamdan birer avatar seçti. Öğrenciler bir müzakere oyununa katıldılar. Avatarların bir kısmı insan kopyalarından daha uzun bir kısmı daha kısaydı.

Sanal alemde normalden uzun olanlar, müzakerelerde çok daha saldırganken, normalden kısa olanlar daha mülayimdi. İlerleyen çalışmalarda, gelişen saldırganlığın gerçek dünyaya da aktarıldığı ve yüz yüze yapılan müzakerelerde de görüldüğü fark edildi. Benzer bir etki sanal çekicilik verilen kişilerde de görüldü. Bailenson, "En ilginç olan bulgu, sanal karakterdeki en ufak farklılığın gerçek karakterde büyük değişikliklere yol açması" diyor. Barselona Üniversitesi'nden Mel Slater'ın araştırmasına göre, erkekler sanal âlemde bir kadın karakteri kullanırsa, zihinlerinde de o karakterle özdeşleşiyor.

Slater, "Olasılıkları görebilirsiniz. Örneğin ırkçı bir insanı, bir başka ırkın bedenine koyabilirsiniz" diyor. Bazıları için deneyler kişiyi özgürleştiriyor. Quebec'deki sosyal utangaçlık deneyine katılan memur Gary, "En önemli şey sanal âlemde istediğimizi yapabilmemiz ve sonuçlarını görebilmemiz çok iyi. Tecrübe elde ediyorsunuz" diyor.