E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

KEKEMELİĞE ÇÖZÜM

NPGRUP

Çocuğunuz konuşma bozukluğu mu yaşıyor? Anne bana olarak ne yapacağınızı bilemiyor musunuz?

Kekemelik,  kaynaklarda konuşmanın akıcılığındaki ritim bozuklukluğu olarak tanımlanır. Çocuklukta konuşmanın ilk yıllarında  üç- dört yaş arasında  ortaya çıkar  ve çocukların çoğunda ,ne söyleyeceği konusunda kararsız kalma ,hece tekrarları,sözcük tekrarları ,ünlü seslerle başlayan kelimeleri uzatarak konuşma,kelimeler arasında beklemeler ,hızlı konuşmalar,yavaş konuşmalar ,yabancıların olduğu ortamda konuşmaktan kaçınma ,aşırı yavaş sesle konuşma,yada aşırı yüksek sesle konuşma ,konuşurken ayağını yere vurma,boynunu ileri geri hareket ettirme,ağzı aşırı açma,el hareketleri yada kafa hareketleri yardımıyla konuşma şeklinde görülür. ,

 


Bu belirtilerden bazen sadece bir tanesi  bazen de birkaç özellik birden görülebilir.Bu özelliklerin hepisine birden kekemelik dense de aslında herkesin konuşması ,parmak izi gibi farklıdır.Çünkü akıcılığı bozan nedenler farklıdır.Konuşma akıcılığını kazandırmayı amaçlarken çoğu kez ikincil olarak başka bir sorunu yada  durumu çözmek zorundayızdır. O yüzdendir ki kekemeliğin tedavisinde çok çeşitli ve değişik tedavi yöntemleri gelişmiştir.

''Konuşma beynimizin en üst düzeyde işlevlerinden birisidir.'' Hem fiziksel hemde psikolojik yönden incelenmesi gerekir.Klinik yaklaşımla,kekemeliğin nedenleri araştırıldığı zaman psikiyatrik bir tanı mutlaka konulduğu görülür.
Bunlardan en sık görülenleri:

 Anksiyete Bozuklukları ve kekemelik :Bu tanıyı almış olan bireylerde konuşma ve davranışlara bir korku duygusu eşlik eder.Bireyin bazı ortamlarda ,ve aşırı stres altında hızlanır,tonlama yapamaz ve nefesi düzgün kullanamadığı için  konuşmanın akışını kontrol edemez.Kendi kendine normal konuşurken ,bazı kişilerin yanında,otorite olan kişiyle ,karşı cinsle ,kalabalık ortamda,alışverişte,lokantada, dolmuşa para verirken, aşırı terlemeyle birlikte artar  bu nedenle  ,mümkün olduğu kadar konuşmamayı seçer.

OBSESYON VE KEKEMELİK:

Bu tanıyı almış kişilerde genellikle sinirlilik ve hafif bir felaket duygusu ortaya çıkmakta ve kendisini rahatlatmak için bazı davranışları tekrar tekrar yapmaktadır.Tekrarlayan davranışlar  tutarlılık gösterdiği için güven verir.duygularda olan bu durum düşünce düzeyinde de  konuşma düzeyinde  de  görülür ve kelime tekrarları ,hece tekrarları  sürer gider.Problem sorumluluğu alabilecek bir başka kişinin varlığı durumunda ortadan kalkar.Bu kişiler de seanslarda terapistle konuşurken, arkadaşları onunla birlikte konuşurken   rahattırlar,  yalnız konuşurken  tekrarlar artar.Bir genç kızın, seansta konuşma alıştırmaları yaptığı esnada  bana  dönerek,''sanki konuşuyormuş gibi  mmm. yapar mısın'' diyerek  ,düzgün konuşmaya başlaması benim için hem şaşırtıcı hem öğretici olmuştur,

DEPRESYON VE KEKEMELİK:


Depresyon, farklı kişileri farklı biçimlerde etkiler ,Genelde kendilerine güvenleri yoktur.Kederli ve olumsuz düşüncelerle dolu olurlar.Konsantre olmakta ve karar vermekte zorlanırlar.Unutkanlık,huzursuzluk,sabırsızlık,enerji azlığı en sık görülen belirtilerdir.Bu ruh durumunun konuşmayı etkilememesi mümkün değildir. O yüzden  bazı konuşma bozukluklarında   sözcükler arasında beklemeler ,güvensiz ses tonu depresyon un iz düşümü gibidir.

Bu da bir ritim bozukluğu değil midir.?Yoksa sadece hareket bozukluğu olanlara kekemelik ,diğerlerine ritim bozukluğu mu demeliyiz.?

Kemeliği anlamak için klinik yaklaşıml

Çalışırken ,bazen yolumuz kulak burun boğaz doktorlarıyla,bazen nörologlarla,bazen ortodontistlerle.,bazen plastik cerrahi ve göğüs hastalıklarıyla ,çoğu kez de nörolog ve psikiyatristlerle kesişir.

OTİSTİK ÇOCUKLARDA KONUŞMA:

Biz psikologlar, bir insanı değerlendirirken genlikle 5 yönden inceleriz. Zihinsel gelişimi, dil gelişimi, sosyal gelişimi, fiziksel gelişimi ve duygusal gelişimi normal çocuklar bu gelişim evrelerinden aynı zamanlarda geçerler. Otistik çocuklarda ise; sosyal, duygusal, zihinsel ve dil gelişimi alanında belirgin farklılıklar vardır.

En çok dikkat çeken özellik; ilişki kurmaktan kaçınma ve kendi istediğini yapmakta ısrar etmektir. Bu yüzden kendi davranış kalıpları içinde yalnız hareket etmeyi seçerler. Konuşma karşılıklı  etkileşim gerektirdiği için de, hemen hemen bütün otistik tanısı almış çocuklarda, dil gelişimi gecikmiş, sosyal ve duygusal ilişkiler tıkanmıştır.

Çocuklarda konuşma 1 yaşında başlar.2-2,5 yaşında da tamamlanır. Bu devre zihinsel gelişimin de en hızlı olduğu evredir.Her çocuk eğer kendisi ile çok bilinçli şekilde konuşularak  ilgilenilirse bu yaşlarda konuşmayı öğrenir.Yapılan araştırmalar;dil öğrenme yetisinin doğuştan geldiğini ve anneyle kurulan duygusal bağ nedeniyle öğrenildiğini doğrular niteliktedir. Bazı araştırmalarda; bebeğin 18 aya kadar kendisini annesinin bir uzantısı gibi gördüğünü incelemişlerdir.

2 aylıkken ''agulama''ya başlayan çocuk önce işaretleri taklit eder sonra konuşmayı dinler, taklitle tekrar eder ve çevresindekilerin pekiştirdiği seslerle ana dilini kazanır. 3 yaşından sonra da dilin gramer yapısına uygun cümleler kurarak konuşmaya başlar.

Konuşmanın gelişebilmesi için; çocuğun işitme engelinin olmaması; zihinsel süreçlerinin iyi işlemesi, konuşma organları dediğimiz dudak, dil, damak, gırtlak, larenks, küçük dil, ses telleri ve solunum sisteminin gelişmiş olması, psikomotor gelişimini tamamlamış olması gerekir.

Otistik çocuklarda, fiziksel bir engel görünmemesine karşın, duyan ama işitmeyen, bakan ama görmeyen bir tavır görülür.  Bu yüzden normal dediğimiz insanların otistiklerle birlikte yaşamaları zordur.

Bunun sebebi iki taraf da birbirini anlayamaz çünkü bazı otistikler sözlü dili kullanmazlar, bildiğimiz anlamda konuşmazlar ve bizim çoğunluğun oluşturduğu normaller en çok dil yoluyla anlaşmaya çalışırız.