E-bültenimize kayıt olarak güncellemelerden haberdar olabilirsiniz.

AİLEDE ŞİZOFRENİ GÖRÜLEBİLİR

AİLEDE ŞİZOFRENİ GÖRÜLEBİLİR

Psikohayat Dergisi 8. Sayısı Ekim-Kasım-Aralık / NP GRUP

Şizofreni hastalığın otaya çıkışında ise genetiğin yanında çevresel ve ailesel etmenler de önem taşıyor.

 


Psikiyatri Uzmanı  Dr. Özlem Mestcioğlu anlatıyor:

Şizofreni, en sık 20'li yaşlarda ortaya çıkan ve daha sık erkeklerde görülen bir beyin hastalığıdır. Hastalığın otaya çıkışında ise genetiğin yanında çevresel ve ailesel etmenler de önem taşıyor.
 
GERÇEK ALGILARI NORMALDEN FARKLIDIR

Şizofren hastaların gerçeği değerlendirme becerileri kaybolmuştur. Gerçek dünyayla ilişkilerinde kopmalar mevcuttur. Duygularını tam olarak yüzlerinden okuyamazsınız, konuşmaları dağınık, anlaşılmaz veya saçma olabilir. Hayali şeylerden söz edebilir, olmayan kişilerle konuşabilir veya hayali şeyleri görebilirler.

Kafalarında yarattıkları düşünce ve olayların ve bu hayali durumların gerçek olduğundan öylesine emindirler ki kendilerini ikna etmek olanaksız olduğu gibi, böyle bir çaba karşısında çok sinirli, gergin hatta saldırgan tavırlar içinde olabilirler.

Bazı şizofrenler ise içine kapanır, kendilerine yarattıkları dünya dışına çıkmazlar, kelime hazineleri azalır, hiçbir şeyle ilgilenmez, hiçbir şeyden keyif almazlar. İnsanlarla ilişkileri en aza iner, yüz ifadeleri neredeyse hep donuktur.

Hastalığın alevlenme diye adlandırdığımız hareketli dönemlerinde şizofrenler kendileri ve çevreleri için tehlikeli olabilirler. Gerçekdışı düşüncelerinin veya hayali olarak duydukları ve/veya gördüklerinin yönergelerine uygun olarak hareket edebilirler. Ve ciddi tehlike potansiyeli taşırlar. Psikiyatride intiharların sık görüldüğü hastalıklardandır.

EN VERİMLİ ZAMANDA ORTAYA ÇIKIYOR


Şizofrenler en verimli çağlarında hastalığa yakaladığından sıklıkla eğitimleri yarım kalır, iş hayatları ya olmaz ya da çok kısıtlı düzeyde kalır. Özel yaşamlarında ilişkileri ailelerinden öteye geçemez, aile ilişkilerinde de ciddi sorunlar gelişebilir.

Şizofrenide biyolojik ve genetik faktörler kadar olmasa da ile tutumlarının da rolü olması "şizofrenojenik aile" kavramının oluşmasına neden olmuştur. Bu ailelerin ortak özellikleri; aile ortamının mutsuz ve sürekli gerilimli olması, anne ve/veya babanın duygusal açıdan çocuğa yetersiz ve ilgisiz kalmış olması, aile büyüklerini baskıcı-yargılayıcı tutumlarının çok fazla olması sayılabilir.

ŞİZOFREN AİLEDE ÇOCUĞUN DURUMU

Anne ya da babasından biri şizofren olan çocuk için durum pekiyi değildir. Çocuk kendini korunmasız, ihmal edilmiş hisseder. Güvenebileceği birisi yoktur. Bazen bu durumdan kendini sorumlu- suçlu hisseder. Anne/veya babasını koruması, ona bakması gerektiğini düşünerek büyük sorumluluk altına girer ve sıklıkla bu sorumluluğun altında ezilir.

Başlangıçta bu durumu hastalık olarak algılayamadıklarından aile, anne, baba kavramları da sağlıklı gelişemez. Duygusal gereksinimlerini tanımlama, giderme, sorunlarla başa çıkma, çözme becerileri konusunda yetersiz kalırlar. Bazen de hasta ebeveyne karşı suçlayıcı, öfkeli olabilir, hakaret hatta şiddet gösterebilir. Bu nedenle, şizofren dışında bir aile büyüğünün çocuğa bu durumun normal olmadığını anlatması, duygusal destek vermesi, onların suçu olmadığını vurgulaması, özellikle sıkıntılı durumlarda ve hastanın alevlenme dönemlerinde çocuğa yardım etmesi çok önemlidir.
Çocukların belli bir yaşa geldiklerinde benzer deneyimleri yaşayan kişilerle gerek bilgi gerekse duygu alışverişi yapmaları hem kendileri hem de hasta ebeveynleri açısından çok yararlı olacaktır.

KARDEŞLERDEN BİRİ ŞİZOFRENSE…

Hasta çocuğa aile daha fazla ilgi ve anlayış gösterdiği durumlarda sağlıklı kardeş kendini ihmal edilmiş, ikinci plana atılmış hisseder. Bazen ailesine bazen de hasta kardeşe karşı büyük öfke duyar. Kardeşin hasta olması onun rutin sorumluluklarını üzerine bir de kardeşinin sorumluluğunu ekler.

Kardeşi için hem endişelenir, hem ondan utanır, hem ona acır, hem de ona karşı öfke dolu olabilir. 

Bu karmaşık duygulardan dolayı sıklıkla kendilerini suçlu, ezik hissedebilirler. Genelde aile içinde yaptıkları şeyler küçümsenir, önemsenmez. Kardeşleri gibi olacakları, akıllarını kaçıracakları korkusunu yoğun olarak yaşarlar. Aile içinde fazla övülüyorlarsa bu sefer de başarılarından utanmaya başlarlar, bu başarı nedeniyle kardeşlerine zarar verdiklerini düşünürler. Ailenin yüz akı olmak da ayrı bir sorumluluk yükler.

TEDAVİDE GELİŞME GÖRÜLÜYOR

Şizofreni son yıllara kadar tedavi edilemeyeceği düşünülen ve kötü gidişli olduğu düşünülen bir rahatsızlıktı. Son yıllarda yan etkileri daha az -eski ilaçlar kadar etkin ilaçların gelişmesi, psiko-sosyal rehabilitasyonun tedavideki rolünün anlaşılması ve ailelerin bu konuyla ilgili giderek bilinçlenmesi ve tedavide aileye düşen rolün tanımlanarak rehabilitasyon ekibine onların katılımının da sağlanmasıyla şizofreni de düzelebilir-rahatsızlık verici konuma gelmeye başlamıştır. Şizofrenlerin işlevleri yüzde yüz düzelmese bile, aktif belirtileri oldukça azalabilmekte, sınırlı da olsa sosyal bir yaşantıları, işleri olabilmekte, insan ilişkileri yoluna girebilmektedir.

AİLENİN DAVRANIŞI ÇOK ÖNEMLİ!


Şizofreni tedavisinde ailenin de önemi göz ardı edilmemelidir. Şizofrenlerin aile bireyleri bazen şizofreniyi günahlarının cezası gibi algılayabilirler. Pek çoğu hastalığı yakınına kondurmak istemez. Bir kısım aile veya aile üyelerinin bazıları hastalığın varlığını tamamen reddeden bir tavır içine girerek hasta bireyi cezalandırmaya, ona eziyet etmeye çalışır. Bazı aileler ise hasta birey yokmuş gibi davranabilirler.

Bazı aileler ise bu konuda aşırı endişeli ve hastasını aşırı kollayan bir tutum içine girerek hem hastayı hem de kendisini toplumdan soyutlar, tüm yaşantısını hastasına ayırır ve onun da sosyalleşmesinin önünü keser.  Bu hastalıktan, hastanın davranışlarından utanan ve bu nedenle hastayı ve/veya kendini kapatan aile bireyleri olduğunu da unutmamak gerekli. Bir grup aile ise durumu bir kader olarak kabul eder.

Son zamanlarda artan sayıda aile ise; hastalık hakkında bilinçlenmeye, bilgilerini arttırmaya, hastadan beklentilerini daha fazlalaştırmaya başladılar.  Kendilerine düşen rolü üstlenmeye hazır, hastalık ve gelişimi hakkında bilinçli ailelerin varlığı şizofreni tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar alabilmek için önemli etmenlerden biridir.

AİLE BİREYLERİNE ÖNERİLER:

"Daha sakin, telaşsız davranabildiğiniz durumlarda hasta kişi kendini daha iyi ve güvende hissedeceğinden sakinleşir. Onun saldırgan tavırları karşısında telaşlı, endişeli ve durumu kontrol edemeyen tavırlarınız saldırganlığı pekiştirir. Hastanın paniklediği durumlarda sabırlı, sakin, dayanıklı ve hep yanında olmaya gayret edin. Güven vermek, sakinleşmesini sağlamak, sınırları aşmayan bedensel yakınlık hasta için çok önemlidir.

"Hastanın rakibi veya düşmanı değil sevdiğiniz bir aile bireyi olduğunu unutmayın.

"Onu olabildiğince ailenin içinde tutmaya çalışın, evde belirli bir rolü olsun.

"Hasta kişide eksik gördüğünüz şeyleri doğrudan eleştirmeyin.

"Onun hastalığıyla ilgili endişelerini saçma buluyor olsanız bile anlayışla karşılamaya gayret edin.

"İlişkilerde ve bedensel olarak mesafe koyma isteklerine saygılı davranın.

"Yapmak istemediği şeylere onu zorlamayın, ilgi gösterdiği şeylere teşvik edin.

"Sakin olduğu zamanlarda hareketlerinin sonuçlarıyla ilgili hatırlatmalar, uyarılar (kesinlikle sert olmayan) yapabilirsiniz.

""Sen bunu yaparsan ben de şöyle davranabilirim" tarzında yapmasını istediği şeylerle ilgili anlaşmalar yapabilirsiniz.

"Sorgulayıcı olmamaya gayret edin. Olabildiğince "Neden yapıyorsun?" "Ne düşünüyorsun" tarzı sorulardan kaçının.

"Günlük olaylardan söz ederek bugünden haberdar olmasını sağlayın.

"Bugün için ne yapmak istediğini sorun, duruma göre yakın zamana ait planı olup olmadığını da sorabilirsiniz.

"Temizlik, giyim, düzenli yemek-düzenli uyku konularında teşvik edici olun.

"Evde küçük çaplı sorumluluklar verin.

"Sosyal ortamlara katılmaya teşvik edin, ancak zorlamayın.

"Sohbet etmek zor gelebilir, ancak birlikte bir şeyler yapabilirsiniz.

"Ev dışındaki insanlarla iletişim kurması için olanaklar yaratın.

"Tek uğraşınız, ilgi odağınız o olmasın.

"Kendinizi kurban etmeyin, ona adamayın.

"Olabildiğince algılarını anlamaya gayret edin.

"Hasta kişinin zaman zaman çocuksu veya ergen döneme ait gereksinimlerini anlayışla karşılarken, yaşına uygun talepleri olabileceğini de aklınızdan çıkarmayın, saygı gösterin.

"Zaman zaman sinirinizi kontrol edemediğinizde, ondan utanç duyduğunuzda kendinize kızmayın.

"Birilerinin yanında sıkıntısı olursa nasıl baş edebileceğini konuşun.

"Takdirleriniz eleştirilerinizden daha fazla olsun.

"İlaçlarını alıp almadığını, kontrollere gidip gitmediğini sürekli kontrol edin.

"Hasta yakınları olarak bir araya gelip birbirinize destek olun. Deneyimlerinizi paylaşın.
Sorun çözme becerilerinizi karşılıklı geliştirin. Bilgi alışverişinde bulunun.