Özgürlüğün arkasındaki dürtüler

Mısır, Suriye ve Rusya gibi yerlerdeki demokratik uyanışı izlemek, kalbinizde bir coşku, midenizde de kötü bir hisle gezmek demek. İşte özgürlüğün arkasındaki dürtüler.

Mısır, Suriye ve Rusya gibi yerlerdeki demokratik uyanışı izlemek, kalbinizde bir coşku, midenizde de kötü bir hisle gezmek demek. İşte özgürlüğün arkasındaki dürtüler.

Coşkunun kaynağı, insanların korku hissini kaybederek belli bir ideolojiyi değil duyguların en insani olanını (insanlık onuru arayışı, adalet ve kendi geleceğini belirleme hakkı) savunmak uğruna risk almaya istek duymasını izlemek. Putin aleyhine düzenlenen gösteriye katılanların toplanmaya başladığı 4 Şubat'ta, Moskova'daydım. Sıcaklık sıfırın altında 20'ydi. Basit bir kural: Nefesin buhar olup parmaklarını hissedemediğin bir havada, demokrasi lehine miting yapmak için 120 bin kişi toplanırsa bunu ciddiye al. Putin'in destekçi leri, küçük bi r kalabal ığın bu havada toplanabileceğini düşünüyordu. Ama yanıldılar ve bu durum, demokratik uyanışları küçümseyen çoğu kişinin anlayamadığı bir şeyi vurguluyor. Depremlere veya volkanlara benzeyen bu uyanışlar, insanların ruhunun çok derin bir noktasından çıkan tamamen doğal şeyler. Bu hareketlere katılanlar, işe koyulmadan önce oturup başarı olasılığını hesaplamıyor. Sadece katılıyorlar. Başkan Obama'nın Mısır eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'i kurtarabileceğini düşünen birisi, Obama'nın Putin aleyhtarı gösterilerin ardında olduğunu düşünen birisi kadar yanılır. Hepimiz, gerçek bir insani dalgayı izleyen seyircileriz. Kötü his ise gösteriler derin bir onur, adalet ve kendi kaderini belirleme arzusuyla harekete geçse de, böyle kahramanca duyguların daha az asil olan başka dürtüler ve toplumlardaki yerleşik çıkarlarla baş etmesi gerektiğini bilmekten kaynaklanıyor. Suriye'yi ele alalım. Şiiliğin Alevi olarak bilinen ve nüfusun yüzde 10'unu oluşturan bir kolunun kontrolündeki Esad rejimine karşı ayaklanan Suriyelilerin çoğunun, özgür ve çoğulcu bir Suriye isteğiyle hareket ettiğinden kuşkum yok. Ama hayallere kapılmamalı: İsyancıların bir kısmı, çoğunluğu oluşturan ve isyanı Alevilerin iktidarına son vermek için bir şans olarak gören Sünniler. Suriye'de herkes için demokratik kazanımlar hedefleyen özlemlerin nerede bittiğini, "iktidarı kaybeden ölür" tarzı mezhepçi korkuların nerede başladığını anlamak çok zor. The New York Times'ın Beyrut muhabiri Nada Bekri'nin geçenlerde yazdığı makaledeki şu satırlara bakın: "34 yaşındaki bir Alevi öğretmen, hayatının hiç aklına gelmeyecek şekilde değiştiğini söyledi. 6 ay önce, dikkat çekmeme umuduyla başını Sünni kadınlar gibi örtmeye başlamış. Suriye ordusunda subay olan kocası, görev yaptığı üsten nadiren eve geliyor. Kadın kendisinin ve iki oğlunun, onu aylardır görmediğini söyledi. Sünni ev sahibi birkaç hafta önce, yeni evlenen oğlu taşınacağı için kadının evden çıkmasını istemiş. 'Sünniler güçlendiklerini düşünmeye başladı. Bir yıl önce kimse böyle şeylerin olacağını sanmazdı' diyen öğretmen, köyüne dönmek için şimdiden planlar yapmış". Haklı. Suriye'de bastırılmış büyük miktarda öfke var. Esad ailesi 1970'ten beri, Suriye'yi bir Alevi mafya örgütü gibi yönetti. Esad ailesi bazı dönemlerde İsrail ve Batı için uygun bir zorba oldu. Ama aynı zamanda çok kişinin canını yaktı. Suriye'ye karşı gelmeye cüret eden Lübnanlı gazetecileri ve siyasetçileri katletti, Hizbullah'ı silahlandırdı, isyancıları Irak'a soktu, İran'ın fesatlıklarına yardım etti, özgürlük isteyen kendi vatandaşlarını öldürdü, tüm hakiki siyasi ve ekonomik reformları reddetti. Esad yönetimindeki Suriye'nin bir geleceği yok. Peki, onlar giderse bir geleceği olur mu? Bu çok mezhepli halk kendi kendini demokrasiyle yönetebilir mi yoksa parçalanır mı? Suriye muhalefeti mezhepler, siyaset, bölgeler, rejim mensupları ve rejimin dışladıkları arasında bölünmüş durumda. Çoğulcu bir reform programında uzlaşmaları şartıyla, onları desteklemeliyiz. Devlet Başkanı Beşar Esad'ın bitmeyen bir iç savaş yerine barışçı dönüşümü kabul etmesinin tek yolu, karşısında gerçekten birleşmiş bir muhalefet cephesi bulması. Suriye'de reform için yegâne umut da bu. Ama yurttaşlar yoksa demokrasi de olmaz ve yurttaşların olması için güven gerekir. Yani iktidarda kim olursa olsun herkesin eşit muamele göreceğine ve halkın nasıl bir demokrasi inşa etmek istediğine dair ortak görüşe güven olmalıdır. ABD'de bu tür bir güven var çünkü ülke, halkı cezbeden ortak bir amaçla yola çıktı. Bugünlerde uyanan Arap devletlerinin çoğunda sınırlar yabancı güçler tarafından çizildi. Bu sınırlara hapsolan halk şimdi, yaşamlarını düzenlemelerini ve birbirlerine eşit yurttaş muamelesi yapmalarını sağlayacak bir dizi ortak amaç bulmaya çalışıyor. ABD'nin kendi kendini yöneten çoğulcu bir ülke olarak ne kadar sıra dışı olduğunu genelde unutuyoruz. ABD derin bir ekonomik kriz sırasında, dedesi Müslüman olan siyah bir başkan seçti. Amerikalılar şimdi de onun yerine bir Mormon'u getirmeyi düşünüyor. Bunu dünyada başka kim yapar? Başta Ortadoğu'da olmak üzere çok az halk. Ama bölgedeki herkes değilse de çoğu insan şimdi, yurttaş olmak istiyor. Bölgede istikrarlı bir geleceğe yönelik herhangi bir umut varsa, bunu desteklemeliyiz. THE NEW YORK TIMES

Etiketler: dürtüler dürtü kontrolü özgürlük anlayışı depresyon nasıl ortaya çıkar depresyon belirtileri depresyon


ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Kuzey Irak'taki Kürt Referandumu'nun siyasi etkisi nasıl olur?
    26 Eylül 2017, 16:21
  • Nasıl sağlıklı olacağız? Günümüz tıp anlayışı insana nasıl yaklaşıyor?
    26 Eylül 2017, 15:38
  • Kuzey Irak'ta referandum sonuçları ne olacak?
    26 Eylül 2017, 11:11
  • Katil oyunlar çocukları ağına düşürüyor, intihara sürüklüyor
    22 Eylül 2017, 08:09