Meteora; İnanmak göklere yükselmek gibi bir şey!

Göklerdeki manastırları görüp; göklere yükselmek gibi bir şey: İnanmak!

Meteora; İnanmak göklere yükselmek gibi bir şey!

İnandığın üzere yaşamak…
İnsana dair, insana özgü: Din

Freud her ne kadar dini çaresizlik olarak tanımlamış olsa da; dış ve iç güçlerimize karşı savunmasızlığımızdır din dese de nöroteolojik olarak insan türlerine göre dinsel çeşitliliklerin renk-ahenk-uyum-onaylanma-kabul olduğunu savunanlardanım. Ama ne çaresizlik ne savunmasızlıktan ileri gelir dinsel inanışlar..

Tarihin her döneminde dinler ve inanışlar kadim kültürler olarak yorumlanmış ve yoğrulmuşlar… Aynı zamanda tüm inanışlar denge sağlayıcı bir araç olarak kullanılmışlar. Varoluşsal sorgulamaların da temel dinamiğini oluşturmuşlar. Ama öteki taraftan da gerçekten kullanılmışlar. Suistimal edilmişler.

Yunanistan’da Kalabaka’da Meteora Manastırları diye bir yer var. Selanik kentine 200 km mesafede diye hatırlıyorum. Gittiğim tüm yurt içi ve yurt dışı gezilerimde toplumların ibadethanelerini mutlaka ziyaret ederim. Burası da beni inanılmaz etkileyen yerlerden biriydi. Manastırların tamamı yerden neredeyse 500 metre yükseklikte kayalıklara kurulmuştu.10.yüzyılda Ortodoks keşişlerin inzivaya çekildikleri yer olarak kurulmuş meğerse.  O zamanlar 24 manastır varmış. Şimdilerde ise 6 manastır! Bu manastırlardan 4 tanesi kadın manastırı.2 si erkek manastırı olarak kalmışlar. Aşağıdaki fotoğrafın olduğu manastır ise büyük meteora manastırı. Varlaam, Nikholas, gibi isimlerden oluşan tam 6 manastır. İşin enteresan tarafı tüm keşişler en ilkel yaşam biçimiyle yaşamlarını sürdürüyorlar: Sanırım onlar bize ilkel diyorlardır; bize göre ilkel ama aslında son derece doğallar. Kendi ektikleri ürünlerden yiyeceklerini yapıyorlar, ekmeklerini pişiriyorlar. Asansör yok yüzlerce merdiveni çıkıyorlar, şehir merkezinden gelen bazı eşya vb şeyleri teleferiğe benzer ilkel bir taşıyıcıyla taşıyorlar. Dediğim gibi onların dünyası onlara ilkel değil, biz onlara göre ilkel sayılabiliriz!

Peki, bu arada dindar hayvan var mı? Hiç dindar bir file rastladınız mı? Ya da Müslüman bir karınca, Hristiyan bir devekuşu, ya da ateist, ya da Zerdüşt bir yılan… Budist bir tapınak faresi? Gördünüz mü? Bu hayvanlar hiç din savaşları yapmışlar mı?

Yok, yok bunlardan bahsetmeyeceğim.
Efe’ndim Meteora’daki keşişlerin yaşamı da göklere yükselmek gibiydi; inandıkları üzere yaşıyorlardı.
Ben hala insanın yaşam alanında oturduğu evlerin ağaçların boyundan yüksek olmaması ve toprağa yakın olmasını savunanlardanım, bu söz de çok değerli arkadaşım ebruzen Ayda Aktay’a ait. Keşişlerin yaşadığı evler de işte tam da böyle evlerdi. Manastırlarına uzun uzun çokça merdivenleri aşarak çıkan bu keşişler aşağı yukarı 50*50 ebadında 4 e bölünmüş çerçeveli ve demir parmaklıklı açılmayan camları olan,1 metrekare bile ölçülemeyecek küçük odalarda çalışmadıkları zamanlarda ibadetle vakitlerini geçiren din adamları olarak yaşamlarını sürdürebiliyorlardı.

Dedim ya ben gittiğim bütün ülkelerdeki ve gezdiğim yerlerdeki ibadethaneleri mutlaka ziyaret ederim diye; asıl derdim oradaki din adamlarıyla konuşabilmek.
Esas mesele şu ki buradaki keşişlerle de konuşmak istiyorum ve onlardan da dua isteyeceğim aklımca ve zannımca!

Yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için söylemeliyim “sen Müslüman değil misin? Ne demeye keşişten dua istiyorsun” sesleri olursa diye… Efe’ndim benim için her dinin ibadethanesi ibadet edilebilir ve her dinin adamı kutsaldır ve dua istenebilir. Onlar da O’na inanmışlar! Ben tabi ki inanlarımı ve inançlarımı Müslüman olarak yapıyor ve yerine getirmeye çalışıyorum neyse bu kadar öz savunma yeter sanırım!

Biz manastıra indiğimizde keşişlerin ayini bitmiş dağılıyorlardı, eğer kapıdaki görevli bize etek ve başörtü giydirmeyi uzatmasaydı onlardan en az birine yetişmiş olacaktım.

Yalnız benim o merdivenlerden eteğimi pantolonumun üzerine geçirdikten sonra elimde başörtüyü başıma bağlamaya çalışırken bir yandan da boynumdan belime dolayarak geçirmeye çalıştığım çantamla bir koşmam var ki evlere şenlik, ben koşuyorum keşişler kaçıyor.

Yüzlerini kapatarak hem de! Yakalayamadım tabi ki…Keşişler ayinlerini bitirip hızlıca odalarına çekildiler son kalan keşiş de diğerleri gibi arkası bana dönük olduğu halde bir eliyle yüzünü saklarken diğer eli arkada bana doğru ‘gelme sakın ’işareti yaparak odasına çekilmişti bile..

Elimde kalem ve kâğıtla kalakalmıştım, öylece!

Sonra ne mi yaptım? Dua odasının önünde orada görevli olan keşişliğe aday adayı olan gençten bir delikanlıyı yakaladım. Derdimi ona anlattım ve bana dua kutusunu işarete ederek dedi ki .”Dua ve isteklerinizi yazarak bu kutuya atabilirsiniz, keşişler sabah ve akşam ayinine çıkarken bu kutudaki duaları onlara veriyoruz ve çıkan isimlere ortak dua ediyorlar. Buna daha önce de rastlamıştım farklı dinlerin ibadethaneleri gezerken de bazı yerlerde vardı ama yine de konuşmak başka olabilirdi.

Keşişlerin içlerinden geçen duygular ve düşünceler içimden geçenler diye düşündüm, bu sözü bir arkadaşımdan duymuştum: İçinden geçenler içimden geçenler dualar, istekler ortak ve aynı şey üzere hep iyilik istiyoruz ya, o zaman tüm kadim dinler ve inanışlar kutsaldır dedim ve duaları yazmaya başladım hem de İngilizce olarak... My name is Dilek, My name is Bihter, My name is Murat… Pray for me… Pray for us… Ne geliyorsa aklıma neredeyse elli isim ve dua yazdım. Okumuşladır sanırım.
İçinden geçenler, içimden geçenler… VE İNANMAK GÖKLERE YÜKSELMEK GİBİ BİRŞEY!
Hissettirdiği enerji ise paha biçilmez…
Bu arada Meteora Meteoros kelimesinden geliyor ve havada asılı olan demek. Enteresan değil mi?



Etiketler: dilek özdemir


Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı: