İçimizdeki biz

Sosyal medyada, özellikle de Facebook aracılığı ile pek çok insanın kültür seviyesini, siyasi görüşlerini anlamak hiç de zor değil.

Bazı konularda açık vermek istemeyip çiçek, böcek resimleri paylaşanlar da yok değil tabii...
Ayrıca, en ufak bir tartışma anında bile birbirine saygısızca küfür edenler,  gönderme yapanların sayısı hiç de az değil.
Pasif-agresifler, narsistler, paranoyaklar, depresifler, neler neler...

***

En basit örnek; 15 temmuz darbe girişimleri sonrası pek çok kişinin “benimle ayni görüşte olmayanlar beni silsin!” diye paylaşım yapmaları...
İşin tuhaf tarafı ise, kendilerini gayet demokratik ve açık fikirli olarak gösteren, eğitimli dediğimiz  insanların bile farklı fikirlere hemen sinir olup “listemdeki falan görüşte olan herkesi sildim” diye övünerek bildiri yazmaları...
Her insanın ayrı bir dünyadır.  
Herkesin herkesle ayni görüşte olabilmesi nasıl mümkün olabilir ki?
Gerçek bir zaman hırsızı olan sosyal medyayı ne için ve ne kadar süre kullandığımız çok önemli.  
Bağımlılık yapması bir sorun, ancak beyinleri yıkaması, insanları yönlendirmesi de ayrı bir sorun.
Özellikle de bizim toplumda, insanlar her duyduğuna, her gördüğüne bu kadar çabuk inanırken...
Hani bizde bir söz vardır;
“Bir deli bir kuyuya bir taş atar, onu da kırk kişi çıkaramaz diye.”
İşte bizde genelde böyle oluyor maalesef...

***

Sorunun çözümü eğitim sistemimizi değiştirmekte görünüyor sanki.
Zaten bölündükçe bölünmüş olan toplumumuzun sürü psikolojisiyle hareket etmesini önlemek için çok okuyan, düşünen ve sorgulayan nesiller yetiştirmek gerek...
Ezberci ve sorgulamayan bir gençlik yerine, okuyan, araştıran, düşünen, sorgulayan bir gençlik...
Genelde başkalarının hareketlerini ya da hatalarını gözlemlememiz kendimizi gözlemlememizden çok daha kolaydır.  
Kendi gözümüzdeki saman çöpünü çoğu zaman görmeyiz.
İşte o çöpü gördüğümüz zaman zaten sorun kalmayacaktır.
Başkalarını tanımak, anlamak kendini tanımaktan, anlamaktan geçer.  
Koskoca dünya aslında bizim dünyamızda gizlidir.
Kendi dünyamız güzelse güzeldir dünya!
Ve dünyamız kadar temizdir vicdanimiz.
Her şey bizde, içimizde bitiyor.
Örneğin iyi bir terapistin görevi hastayı iyileştirmek değil, ona ayna tutmaktır.  
Ayna güzel tutulursa hasta bilinçaltındaki sorunları görebilir.
Ayni şekilde bizlerin de, dünyayı değiştirmek, kurtarmak gibi bir niyetimiz olamaz, olmamalı...
Kendimizi tanıyalım, geliştirelim.
İçimizdeki bizi keşfedelim.  
İnsan olalım, insan kalalım, insan olarak ölelim.
“Kamil insan on sekiz bin alemi, on sekiz bin gözle seyreder. Her aleme, o aleme has olan bir gözle bakar” der Muhyiddin Arabi.
Kamil insan olmak mi? Neredee...
Ne mutlu insan olabilene...

Birgül KAPAKLIKAYA
11-11-2017
Brüksel



Etiketler:


Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Cevap yazdığın kullanıcı:

ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan "İzdivaç programları evliliğin saygınlığını zedeliyor"
    17 Ocak 2017, 14:09
  • Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaşamda mutluluğun sırrını anlattı.
    16 Ocak 2017, 10:27
  • Karne karşısında ebeveynin tutumu ne olmalı?
    16 Ocak 2017, 10:21
  • Tasavvuf, Medya ve Nöropazarlama alanında yüksek lisans ve kazanımları
    16 Ocak 2017, 09:08