Depresyon, bipolar bozukluk ve doğum sonrası depresyonu

Depresyon nedir, türleri nelerdir, nasıl tedavi edilir, depresyon kimlerde görülür. İşte cevapları.

DEPRESYON TÜRLERİ

kisilik bozukluklari kaygi bozukluklari depresyon eriskin psikiyatri bipolar bozukluk manik depresif hastalik  Depresyon, bipolar bozukluk ve doğum sonrası depresyonu Tüm depresyon türleri aynı değildir. Aynı zamanda klinik depresyon olarak bilinen majör depresyon ve distimi olarak da bilinen kronik depresyon en yaygın türdür. Fakat kendine özgü işaretleri, semptomları ve tedavisi olan başka depresyon türleri de vardır.

MAJÖR DEPRESİF BOZUKLUK NEDİR?

Majör depresif bozukluk semptomları şunlardır:

  • Çalışamama
  • Uykusuzluk
  • Yemek yiyememe
  • Bir zamanlar keyif alınan aktivitelerden artık zevk alamama
  • Depresif ruh hali
  • Çevrede gelişen olaylara karşı ilgisiz kalma

Majör depresyon veya klinik depresyon, normal günlük yaşamınızı engelleyebilir. Depresif semptomlar ıstıraba veya fonksiyon bozukluğuna sebep olur. Klinik depresyonda semptomlar kendiliğinden oluşur, ilaç yan etkisi veya uyuşturucu bağımlılığı ya da hipotiroit gibi tıbbi durumlar sonucu ortaya çıkmaz.

KRONİK DEPRESYON VEYA DİSTİMİ NEDİR?

Kronik depresyon veya distimi uzun süredir devam eden (iki sene veya daha fazla) depresif ruh halidir. Kronik depresyon majör depresyondan daha az şiddetlidir ve kişinin günlük yaşamını engellemez. Distimi veya kronik depresyonunuz varsa, yaşamınız boyunca bir veya iki dönem majör depresyon geçirme olasılığınız vardır..

ATİPİK DEPRESYON NEDİR?

Atipik depresyonun semptomları şunlardır:

  • Aşırı yeme,
  • aşırı uyuma,
  • yorgunluk,
  • reddedilmeye karşı aşırı hassasiyet,
  • olaylara karşı verilen reaksiyon olarak kötüleşen veya iyileşen ruh hali.

Sıradan depresyonda ise yaygın üzüntü dikkati çeker.

Bipolar Depresyon veya Manik Depresyon nedir?

Bipolar bozukluk -bazen manik depresyon olarak da adlandırılır- klinik depresyon dönemleri ve aşırı coşku veya mani dönemleri arasında değişen karmaşık bir ruh hali bozukluğudur. İki alt türü vardır: bipolar I ve bipolar II.

  • Bipolar I’de, hastaların en az bir manik dönem geçmişi vardır, buna bazen majör depresif dönemler eşlik edebilir.
  • Bipolar II’de, hastaların en az bir majör depresyon dönemi ve en az bir hipomanik (hafif coşkun) dönem geçmişi vardır.

Mevsimsel Depresyon diğer depresyon türlerinden ne kadar farklıdır?

Mevsimsel afektif bozukluk olarak da adlandırılan mevsimsel depresyon, her sene aynı zamanda oluşur. Çoğunlukla sonbahar veya kış zamanı başlar ve ilkbahar veya yaz zamanı biter. ”Kış sıkıntısı” veya ”kapalı yerde kalma sıkıntısından” daha fazla şey ifade eder. Bunun nadir bir türüne ”yaz depresyonu” denir, bahar sonu yaz başı başlar ve sonbaharda sona erer.

Psikotik Depresyon ciddi bir şey midir?

Psikotik depresyonda, psikozun sanrılı düşünceleri veya diğer semptomlarına depresyon semptomları eşlik eder. Psikotik depresyonla gerçeklikten kopulur. Hastalar halüsinasyon ve sanrılar deneyimler.

POSTPARTUM (DOĞUM SONRASI) DEPRESYON NEDİR?

Yeni anne olanların % 75’i ”bebek melankolisi” çeker. Fakat 10 anneden birinde postpartum depresyon adı verilen daha ciddi bir durum gelişir. Anne doğumdan sonraki bir ay içinde majör depresif dönem yaşadığı zaman postpartum depresyon tanısı konur.

Ne tür depresyon semptomu gösterirseniz gösterin, doktorunuzla konuşmak önemlidir. Doğru bir tıbbi teşhis ve etkili bir tedavi depresyonla başa çıkmanızı sağlar.

2.MAJÖR DEPRESYON (KLİNİK DEPRESYON)

Mutsuz ve umutsuz mu hissediyorsunuz? Klinik depresyon olarak bilinen majör depresyonunuz olması muhtemeldir. Majör depresyonu olanlar derin ve sürekli bir umutsuzluk ve çaresizlik hissi içindedir.

Majör depresyonda, çalışmanızı, iş yapmanızı, uyumanızı, yemenizi ve arkadaşlar ve aktivitelerden zevk almanızı zorlaştıran semptomlara sahip olabilirsiniz. Bazı insanlar hayatlarında sadece bir kez klinik depresyon geçirir. Diğerleri bununla yaşamlarında birkaç kez karşı karşıya gelebilir.

MAJÖR DEPRESYON VEYA KLİNİK DEPRESYON NEDİR?

İnsanların çoğu hayatlarında bir yere kadar üzgün veya kötü hissedebilir. Fakat klinik depresyonda günün çoğunda, özellikle sabahları depresif ruh halinde olunur, DSM-IV’e göre-ruhsal sağlık durumlarına tanı koymakta kullanılan kılavuz-majör depresyonla beraber başka semptomlara da sahip olabilirsiniz. Bu semptomlar aşağıdakileri içerebilir:

  • Hemen hemen her gün yorgunluk veya enerji kaybı
  • Hemen hemen her gün değersizlik hissi ve suçluluk duygusu
  • Konsantrasyon bozukluğu, kararsızlık
  • Hemen hemen her gün insomnia (uykusuzluk) veya hipersomnia (aşırı uyuma)
  • Hemen hemen her gün hemen tüm aktivitelerde belirgin ilgi ve zevk azalması (anhedoni [haz yitimi
  • Psikomotor ajitasyon veya retardasyon (huzursuzluk veya yavaşlama)
  • Tekrarlanan ölüm veya intihar düşünceleri (sadece ölümden korkmak değil)
  • Belirgin kilo kaybı veya alımı (bir ayda beden ağırlığının % 5’inden fazla bir değişiklik)

Durumunuzun majör depresyon olarak görülmesi için, semptomlarınızdan biri ya depresif ruh hali ya da ilgi kaybı olmalıdır. Semptomlar hemen hemen her gün ortaya çıkar ve günün büyük bir çoğunluğunda devam eder. Bu durum en az iki hafta boyunca sürdüğünde majör depresyon sınıfına girer.

KİMLER MAJÖR DEPRESYON RİSKİ ALTINDADIR?

Amerikan Ulusal Ruh Sağlığı Cemiyeti’nin bildirimlerine göre, majör depresyon Birleşik Devletler’deki 18 yaş üstü nüfusun % 6.7’sini etkilemektedir. Toplamda, % 20-25 arası hayatlarının bir döneminde bir majör depresyon devresi geçirmiştir.

Majör depresyon yetişkinleri, gençleri, çocukları ve yaşlıları etkiler.

KADINLAR DAHA YÜKSEK DEPRESYON RİSKİ Mİ ALTINDADIR?

Kadınlar erkeklerden yaklaşık iki kat fazla majör depresyona sahiptir. Buluğ çağı, menstruasyon, hamilelik, düşük ve menopoz esnasında kadınlarda hormonal değişikliklerin majör depresyon riskini arttırdığı düşünülür.

Majör veya klinik depresyon riskini arttıran diğer faktörler arasında evde veya işte artan sorumluluklar vardır. Çocuklarla, kariyerle, bağlılıklarla uğraşmak ve yaşlı anne veya babanın bakımıyla uğraşmak majör depresyon riskini arttırabilir. Tek başına çocuk büyütmek de riski arttıracaktır.

ERKEKLERDE MAJÖR DEPRESYON BELİRTİLERİ / İŞARETLERİ NELERDİR?

Erkeklerde depresyon bildirimi daha azdır. Klinik depresyondan mustarip erkeklerin yardım istemesi veya deneyimleri hakkında konuşmaları bile düşük bir olasılığa sahiptir.

Erkeklerde depresyon işaretleri; asabiyet, öfke, uyuşturucu ve alkol bağımlılığıdır. Duygularını bastırmaları, hem evde hem de dışarıda şiddet davranışıyla sonuçlanabilir. Majör depresyon hastalıklara, intihara ve hatta cinayete bile yol açabilir.

MAJÖR DEPRESYONU NE TETİKLER?

Herkesin bir klinik depresyon tetikleyicisi yoktur. Bununla beraber bazı genel majör depresyon tetikleyicileri şunlardır:

  • Ölüm, boşanma ve ayrılık nedeniyle sevdiğini kaybetmenin üzüntüsü
  • Sosyal izolasyona yol açan kişiler arası farklar veya mahrumiyet hissi
  • Büyük yaşamsal değişiklikler-taşınma, mezuniyet, iş değişikliği, emeklilik
  • Partnerle veya iş yerindeki yöneticiyle olan ilişkilerde kişisel çatışma
  • Fiziksel, seksüel veya duygusal istismar

Bazı ailelerde majör depresyon nesilden nesile geçer. Bununla beraber aile geçmişinde depresyon olmayanlarda da majör depresyon görülür.

MAJÖR DEPRESYON NASIL TEŞHİS EDİLİR?

 Bir sağlık uzmanı-doktorunuz veya bir psikiyatrist-tam bir tıbbi değerlendirme yapacaktır. Uzman sizin ve ailenizin psikiyatrik geçmişi hakkında sorular soracaktır. Muhtemelen bir depresyon görüntüleme testi de yapabilirsiniz.

Kan testi, röntgen veya diğer laboratuvar testleri majör depresyona tanı koyamaz. Bununla beraber, doktorunuz depresyon semptomları gösterebilecek başka bir durum olup olmadığına açıklık getirmek için bazı kan testleri isteyebilir. Örneğin, hipotiroidizm depresyonla benzer semptomlara sahiptir. Alkol kullanımı veya bağımlılığı, bazı ilaçlar, felç veya yasa dışı ilaçların kullanımı da depresyon semptomlarına neden olabilir.

MAJÖR DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Majör veya klinik depresyon ciddi, fakat tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doktorunuz muhtemelen size antidepresan reçetesi yazacaktır. Aynı zamanda bir konuşma terapisi olan psikoterapiyi de önerecektir. Bazen antidepresanın etkisini arttırmak için diğer ilaçlar da ilave edilir.

Belirli ilaçlar bazı insanlara daha yararlıdır. Doktorunuzla beraber yaşam tarzınıza uyan bir tedavi bulmak için konuşmak önemlidir. Doktorunuzun sizin için hangisinin daha iyi olacağını anlaması için farklı ilaçları farklı dozlarda denemesi gerekebilir. İlacın yetersiz olduğu zamanlarda, depresyon için başka tedavi yolları da vardır-elektrokonvulsif terapi gibi, buna EKT veya şok terapi de denir.

MAJÖR DEPRESYON ÖNLENEBİLİR Mİ?

 Bir kez bir majör depresyon dönemi yaşadıysanız, bir sonraki için yüksek risk altındasınızdır. Bir başka depresyon dönemini önlemenin en iyi yolu, tetikleyicilerin veya majör depresyon sebeplerinin bilincinde olmaktır. Ayrıca majör depresyon semptomlarını bilmek ve bu semptomlardan herhangi biri sizde varsa erkenden doktorunuzla konuşmak oldukça önemlidir.

BİPOLAR BOZUKLUK

Önceden bipolar bozukluğa manik depresyon denirdi. Dramatik ruh hali değişiklikleriyle karakterize edilen majör afektif bir bozukluk veya ruh hali bozukluğudur. Mani uykusuzluğa, bazen günlerce, halüsinasyonlara, psikoza, muazzam sanrılara ve/veya paranoid galeyana sebep olduğunda, bipolar bozukluk ciddi bir durumdur.

BİPOLAR BOZUKLUK NEDİR?

Bipolar bozukluk karmaşık bir genetik rahatsızlıktır. Bununla ilişkili ruh hali değişimleri majör veya klinik depresyondan mani veya aşırı coşkuya kadar değişir. Ruh hali değişiklikleri çok hafiften çok fazlaya kadar yayılır, ve dakikalardan saatlere kadar uzanan bir zaman diliminde aşamalı veya aniden gerçekleşebilir. Ruh hali değişiklikleri aniden gerçekleştiğinde, bu döneme ani dönüş denir.

Dramatik ruh hali değişimleriyle birlikte, bipolar bozukluğu olan hastaların düşüncelerinde bozukluklar da olabilir. Algılarında çarpıklıklar ve sosyal fonksiyonda noksanlıklar da olabilir.

BİPOLAR BOZUKLUĞA NE SEBEP OLABİLİR?

Diğer ruh hali bozuklukları gibi, bipolar bozukluğa neden olan şey bilinmemektedir. Bilinen ise, bipolar bozukluğun genetik bir unsuru olduğu ve aynı aile içinde görülebildiğidir

Genellikle hangi yaşta bipolar bozukluk teşhis edilir?

Bipolar bozukluk genellikle 15-24 yaş arasında görülür ve yaşam boyunca sürer. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülür.

Semptomların şiddeti bipolar bozukluğu olanlarda değişiklik gösterir. Bazılarında birkaç semptom varken, diğerlerinde çalışma ve normal bir yaşam sürme kabiliyetlerini bozan birçok semptom olur.

Nüksetmeler ve gerilemelerle, tedavi edilmediği takdirde bipolar bozukluğun nüksetme oranı yüksektir. Çok maniye sahip hastalar genellikle riskli davranışlardan, intihar düşüncesinden uzaklaştırılmak için hastaneye yatırılır.

Daha ciddi bir formu olan bipolar I bozukluğu olanların yaklaşık %90’ı en azından bir kez psikiyatrik hastaneye yatırılmıştır. Üç kişiden ikisi yaşamları boyunca iki kere veya daha fazla hastaneye yatırılmıştır.

BİPOLAR BOZUKLUĞUN DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR?

Bipolar bozuklukla görülen klinik depresyon belirtileri şunlardır:

  • Azalan iştah ve/veya kilo kaybı, veya aşırı yeme ve kilo alımı
  • Konsantre olma, hatırlama ve karar vermede zorluk çekme
  • Yorgunluk, azalan enerji, yavaşlama
  • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik hissi
  • Ümitsizlik, pesimizm (karamsarlık)
  • Uykusuzluk, gündüz erken saatte kalkma veya aşırı uyuma
  • Seks dahil olmak üzere, önceden zevk alınan aktivitelere ve hobilere karşı azalan ilgi ve haz
  • Tedaviye cevap vermeyen, baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrılar gibi inatçı fiziksel semptomlar.
  • Sürekli üzgün, kaygılı veya ”boş” ruh halleri
  • Tedirginlik, aşırı hassaslık
  • Ölüm veya intihar düşünceleri, intihar girişimleri

Bipolar Bozuklukla Mani işaretleri nelerdir?

  • Kopuk ve acele düşünceler
  • Şatafatlı nosyonlar
  • Uygunsuz coşku
  • Uygunsuz asabiyet
  • Uygunsuz sosyal davranış
  • Artan seksüel arzu
  • Artan konuşma hızı ve/veya yüksek ses
  • Belirgin olarak artan enerji
  • Düşük sağduyu
  • Şiddetli uykusuzluk

Bipolar II Bozukluk nedir?

Bipolar I bozukluğun ana karakteristiği maniyken, bipolar II hipomani olarak bilinen daha hafif coşkulu dönemlere sahiptir. DSM-IV’e göre, mani ve hipomani arasındaki fark ”şiddet seviyesidir”.

Bipolar II Bozuklukta Hipomani işaretleri nelerdir?

  • Azalan uyku ihtiyacı
  • Evde veya işteki projelere aşırı odaklanma
  • Coşkun ve mutlu ruh hali
  • Artan güven
  • Artan yaratıcılık ve üretkenlik
  • Artan enerji ve libido
  • Pervasız davranışlar
  • Risk alıcı davranışlar

BİPOLAR BOZUKLUĞA NASIL TEŞHİS KONUR?

Ruh hali bozukluklarının çoğunda olduğu gibi, bipolar bozukluğu teşhis etmek için laboratuvar testleri veya röntgen kullanılmaz. Fiziksel taramadan sonra doktorunuz işaretleri ve semptomları değerlendirir. Ayrıca kişisel tıbbi geçmişiniz ve aile geçmişinizi de soracaktır. Ruh halini etkileyebilecek diğer ciddi hastalıkları elemek için laboratuvar testleri de yapılabilir.

Ayrıca doktorunuz, coşkun olduğunuz zamanları teşhis edebilme ihtimaliyle aile üyeleriyle de konuşmak isteyebilir. Coşku genellikle iyi hissettiren bir şey olduğu için, bipolar bozukluğu olan bir insan için ruh halinin aşırı olup olmadığını tanımlamak zor olabilir. Mani, ciddi problemlere ve utançlara yol açan şekilde sosyal davranışı, düşünceyi ve sağduyuyu etkiler. Örneğin, kişi manik dönemdeyken zekice olmayan iş ve finansal kararlar alabilir. Erken teşhis ve etkili tedavi bipolar bozuklukta büyük önem taşır.

Bipolar bozukluk nasıl tedavi edilir?

Bipolar bozuklukta lityum gibi ruh hali stabilizerleri kullanılabilir. Antikonvülzanlar, antipsikotikler ve benzodiazepinler de ruh halini dengelemek için kullanılabilir. Bazen antidepresanlar depresif ruh halini desteklemek için ruh hali stabilizerleriyle beraber verilir. Ayrıca, antidepresan ilaç hareketini desteklemek veya arttırmak için uyarıcı ilaçlar da kullanılabilir.

POSTPARTUM DEPRESYON (DOĞUM SONRASI DEPRESYONU)

Postpartum depresyon (PPD) doğumdan sonra bir kadında gerçekleşen fiziksel, duygusal ve davranışsal değişimlerin karmaşık bir karışımıdır. PPD başlangıcı doğumdan sonraki dört hafta içinde gerçekleşen bir majör depresyon formudur. Postpartum depresyonun teşhisi konurken sadece doğum ve başlangıcı arasındaki zamanın uzunluğuna değil, aynı zamanda depresyonun şiddetine de bakılır.

POSTPARTUM DEPRESYON NEDİR?

Postpartum depresyon, bebek sahibi olmakla ilişkili kimyasal, sosyal ve psikolojik değişikliklerle bağlantılıdır. Birçok yeni annenin deneyimlediği fiziksel ve duygusal değişikliklerin tanımıdır. Postpartum depresyon ilaçla ve danışmanlıkla tedavi edilebilir.

Doğumdan sonra hormonlardaki hızlı düşüş kimyasal değişikliklere neden olur. Bu düşüş ve depresyon arasındaki gerçek bağ henüz net değildir. Fakat bilinen şudur ki, östrojen ve progesteron-dişi üreme hormonları-seviyeleri hamilelik esnasında on misli artar ve doğumdan hemen sonra düşer. Doğumdan sonraki üç gün içinde bu hormonların seviyeleri hamilelik öncesi hale gelir.

Bu kimyasal değişikliklere ek olarak, bebek sahibi olmakla ilişkili olan sosyal ve psikolojik değişiklikler depresyon riskini arttırır.

POSTPARTUM DEPRESYONUN SEMPTOMLARI NELERDİR?

Postpartum depresyonun semptomları doğumdan sonra tüm annelerin yaşadığı uyku eksikliği, iştah değişmesi, aşırı yorgunluk, azalan libido ve sürekli değişen ruh hali gibi deneyimlere benzer, doğum sonrası depresyonda tüm bu semptomlara majör depresyon semptomları eşlik eder. Majör depresyon semptomları ise şunlardır: depresif ruh hali, haz kaybı, değersizlik hissi, umutsuzluk ve acizlik, ölüm veya intihar düşünceleri.

POSTPARTUM DEPRESYONUN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Birçok faktör postpartum depresyon riskini arttırabilir:

  • Hamilelik esnasında depresyon
  • Hamilelik yaşı-ne kadar gençseniz risk o kadar yüksektir
  • Hamilelik hakkında ikilem yaşamak
  • Çocuklar-ne kadar çok çocuğunuz varsa o kadar çok depresif olma ihtimaliniz vardır
  • Depresyon geçmişi olması veya premenstrüel disforik bozukluk (PMDB)
  • Sınırlı sosyal destek
  • Yalnız yaşamak
  • Evlilikte çatışma

KİMLER POSTPARTUM DEPRESYON RİSKİ TAŞIR?

Yeni annelerin çoğu doğumdan sonra ”bebek melankolisi” çeker. Bu kadınların her 10 tanesinde biri doğumdan sonra daha şiddetli ve uzun süreli depresyon geliştirecektir. Her 1000 kadından biri postpartum psikozu denen daha ciddi bir durum geliştirir.

POSTPARTUM DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Postpartum depresyon kadının semptomlarının şiddetine ve tipine göre farklılık gösterir. Tedavi seçenekleri şunlardır: anti-anksiyete veya antidepresan ilaçlar, ve duygusal destek ve eğitim için bir destek grubuna katılmak

Portpartum psikoz durumunda psikoz için kullanılan ilaçlar tedaviye ilave edilir. Hastaneye yatmak da çoğunlukla gerekebilir.

Eğer emziriyorsanız, depresyon, anksiyete veya psikoz ilaçlarını kullanamayacağınızı düşünmeyin. Doktor gözetiminde birçok kadın emzirirken antidepresan kullanır. Bu sizle doktorunuz arasında verilmesi gereken bir karardır.

Yeni anne ne zaman profesyonel tedavi için başvurmalıdır?

Tedavi edilmemiş postpartum depresyon yeni anneler ve çocukları için tehlikeli olabilir. Yeni bir anne şu durumlarda profesyonel yardım almalıdır:

  • Belirtiler iki haftadan fazla sürerse
  • Normal hareket edemediği zaman
  • Günlük durumlarla başa çıkamadığında
  • Kendisine veya bebeğe zarar vermeyi düşünüyorsa
  • Günün çoğunu aşırı endişeli, korkmuş veya panik halinde geçiriyorsa

FARKLI POSTPARTUM DEPRESYON (DOĞUM SONRASI DEPRESYONU) TÜRLERİ VAR MIDIR?

Doğumdan sonra bir kadının sahip olabileceği üç tür ruh hali değişikliği vardır:

Bebek melankolisi, doğumdan sonraki günlerde çoğu kadında vardır ve normal olarak görülür. Yeni annenin, çok mutlu ve sonra çok üzgün hissetmek gibi ani ruh hali değişiklikleri vardır. Sebepsiz yere ağlayabilir ve sabırsız, rahatsız, tedirgin, endişeli, yalnız ve üzgün hissedebilir. Bunun için genellikle tedavi gerekmez. Çoğunlukla yeni annelerin destek grubuna katılmak veya başka bir anneyle konuşmak yardımcı olur.

Postpartum Depresyon (PPD) doğumdan birkaç gün sonra ve bazen aylar sonra bile gerçekleşebilir. Kadın, bebek melankolisine benzer duygulara sahip olabilir-üzüntü, çaresizlik, anksiyete, aşırı hassaslık-fakat bunları bebek melankolisinden çok daha şiddetli hisseder. PPD çoğunlukla kadının günlük işlerini yapmasını engeller. Kadının yükümlülüklerini yerine getirme becerisi etkilendiğinde, doktoruna gitmesi gerekir. Eğer PPD tedavi edilmezse, semptomlar kötüleşebilir ve bu kötüleşme bir sene boyunca devam eder. PPD ciddi bir durum olsa da, ilaç ve danışmayla tedavi edilebilir.

Postpartum Psikoz, yeni anneleri etkileyebilen çok ciddi ruhsal bir hastalıktır. Bu hastalık çok çabuk başlayabilir, çoğunlukla doğumdan sonraki üç ay içinde gerçekleşebilir. Kadınlar gerçeklikle ilişkilerini yitirebilir, işitsel halüsinasyon (birinin konuşması gibi gerçekte olmayan şeyleri duyabilirler) ve sanrılar yaşayabilirler (rasyonel olmayan şeylere inanırlar). Görsel halüsinasyonlar (olmayan şeyleri görmek) daha nadirdir. Diğer semptomlar uykusuzluk asabiyet ve öfkeli hissetmek, garip duygular ve davranışlardır. Postpartum psikozu olan kadınların hemen tedavi edilmesi gerekir ve çoğunlukla ilaç tedavisi gerekir. Kendilerine ve diğerlerine zarar verme riskleri olduğundan, bazen hastaneye yatırılmaları gerekir.

POSTPARTUM DEPRESYON (DOĞUM SONRASI DEPRESYONU) ANKSİYETE RAHATSIZLIKLARINI ARTTIRIR MI?

Obsesif kompulsif bozukluk semptomları ortaya çıkabilir veya bu semptomlar postpartum depresyon esnasında kötüleşebilir. Obsesyonlar çoğunlukla bebekle ilgili endişeler veya bebeğe zarar vermekle ilgilidir. Panik bozukluk da görülebilir. Her iki durum da depresyonla bir arada oluşur.

POSTPARTUM DEPRESYON (DOĞUM SONRASI DEPRESYONU) ÖNLENEBİLİR Mİ?

Aşağıda postpartum depresyonu önlemenize veya bununla başa çıkmanıza yardımcı olacak ipuçları bulunmaktadır:

  • Yardım isteyin-diğerlerine size nasıl yardımcı olabileceklerini söyleyin
  • Kendiniz ve bebeğiniz için beklentilerinizde gerçekçi olun
  • Egzersiz yapın, yürüyüş yapın ve bir süreliğine evden çıkın
  • Bazı günlerin iyi, bazılarının kötü olacağının farkında olun
  • Akla yakın bir diyet uygulayın; alkol ve kafeinden uzak durun
  • Eşinizle ilişkinizi geliştirin-birbirinize zaman ayırın
  • Aile ve arkadaşlarınızla iletişim içinde olun-kendinizi izole etmeyin
  • Eve ilk çıktığınızda ziyaretçilere sınır koyun
  • Telefon konuşmalarınızı eleyin
  • Bebeğiniz uyuduğunda uyuyun veya dinlenin

ERKEKLERDE DEPRESYON

Klinik depresyon bir ”kadın hastalığı” olarak düşünülürken, ABD’de 6 milyondan fazla erkek her sene depresyona girmektedir. Maalesef kadınsal bir durum olarak etiketlenmiş depresyon imajı, erkeklerin kendilerindeki klinik depresyon semptomlarını fark edip yardım istemelerini engeller.

Esasen depresyon her iki cinsiyeti de etkiler. İlişkileri bozar ve işi ve günlük aktiviteleri engeller. Erkeklerdeki depresyon semptomları kadınlardaki depresyon semptomlarına benzerdir, fakat erkekler bu semptomları farklı ifade etme eğilimindedir. Depresyonun yaygın semptomları normal şartlarda zevk alınan aktivitelere karşı ilgi kaybı, yorgunluk, iştah kaybı, uyku bozuklukları ve apatidir. Kadınlarda depresyon daha çok üzüntü ve değersizlik gibi duygulara sebep olur. Erkeklerde ise, asabi, agresif ve düşmanca tavırlar görülür.

NEDEN ERKEKLERDEKİ DEPRESYON YAYGIN OLARAK FARK EDİLMEZ?

Erkeklerdeki depresyonun fark edilmemesinin birçok nedeni vardır. Örneğin, erkekler ”güçlü” olmak zorunda olduğu için problemleri olduğunu reddetme eğilimindedir. Kültürümüzde ise, duyguları ifade etmek feminen bir özelliktir. Sonuç olarak, depresyondaki erkekler depresyonlarının duygularla ilişkili olan semptomları yerine, yorgun hissetmek gibi fiziksel semptomlarından bahsetme eğilimindedir.

ERKEKLERDE DEPRESYON CİNSEL ARZUYU VE PERFORMANSI ETKİLER Mİ?

Evet. Erkeklerde depresyon cinsel arzuyu ve performansı etkiler. Maalesef, bazı antidepresanlar ve diğer ilaçlar da buna sebep olur. Erkekler çoğunlukla cinsel problemlerini ifade etmeye gönüllü değillerdir. Çoğu problemlerin erkeklikleriyle ilişkili olduğu yanılgısına düşerler.

ERKEKLERDE DEPRESYONUN GÖZLEMLENEBİLİR BELİRTİLERİ NELERDİR?

Erkekler üzüntü gibi depresyonun daha tipik işaretlerini pek sergilemezler. Erkekler duygularını ifade etmek yerine saklamaya çalışırlar, bu yüzden daha asabi ve sinirli gözükebilirler.

ERKEKLERDE TEDAVİ EDİLMEMİŞ DEPRESYONUN SONUÇLARI NELERDİR?

Erkeklerde depresyonun yıkıcı sonuçları olabilir. CDC raporları, ABD’deki erkeklerin kadınlardan dört kat daha fazla intihar olasılığına sahip olduğunu gösterir. ABD’de intihar edenlerin %75-80’i erkektir. Yine de daha fazla kadın intihar girişiminde bulunur, fakat hayatlarını sona erdirmede daha fazla erkek başarılı olur. Bunun nedeni erkeklerin intihar girişimlerinde daha öldürücü yöntemler kullanması olabilir, örneğin yüksek dozda ilaç almak yerine silah kullanmak gibi.

NEDEN ERKEKLERDE DEPRESYONU KABUL ETMEK BU KADAR ZORDUR?

Toplumumuzda erkeklerin nasıl davranmak üzere yetiştirildiğini anlamak, depresyonlarını teşhis ve tedavi etmede özellikle önem taşır. Erkeklerdeki depresyonun izi kültürel beklentilerde sürülebilir. Erkekler başarılı olmalıdır. Duygularını dizginlemelidirler. Kontrollü olmalıdırlar. Bu kültürel beklentiler depresyonun gerçek belirtilerinden bazılarını maskeleyebilir, bunun yerine erkekler agresif ve öfkeli olabilirler, yani daha çok kabul gören ”sert erkek” davranışını sergilerler.

ERKEKLERDE DEPRESYONA BİR UTANÇ (STİGMA) MI EKLİDİR?

Evet. Ve erkekler genel olarak depresyon utancıyla başa çıkarken zor zamanlar geçirirler. Depresyonlarıyla daha çok alkol ve uyuşturucu kullanarak ve/veya diğer riskli davranışlar peşinde koşarak başa çıkma eğilimindedirler. Erkeklerin çoğu depresif hisleri hakkında arkadaşları veya aileleriyle konuşmaktan kaçınır.

YAŞLI ERKEKLERDE DEPRESYON YAYGIN MIDIR?

Her ne kadar depresyon yaşlanmanın normal bir parçası olmasa da, yaşlı erkekler kalp rahatsızlığı, felç, kanser gibi tıbbi durumlar ve depresyona katkıda bulunan diğer stres yaratıcı faktörlerle karşı karşıya kalabilir. Örneğin, gelir ve iş kaybı depresyona sebep olabilir. Emeklilik birçok erkek için zordur, çünkü rutinleri bozulur. Bu değişiklikler hissettikleri stresi arttırabilir ve özsaygı yitimi depresyona katkıda bulunur. Ayrıca, aileden kişiler ve arkadaşların ölümü, sağlık problemlerinin başlaması ve bazı ilaçlar erkeklerde depresyona katkıda bulunur.

ERKEKLERDE DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Depresyonda olanların %80’den fazlası-hem kadın hem de erkek-antidepresanlar, psikoterapi veya her ikisinin karışımıyla başarılı bir şekilde tedavi edilir. Eğer depresyonda yardım için kimi arayacağınızdan emin değilseniz, aşağıdaki listeden size en uygun olanını seçebilirsiniz:

  • Toplum ruhsal sağlık merkezleri
  • Çalışan yardım programları
  • Aile hekimleri
  • Aile servisleri/sosyal aracılar
  • Sağlık koruma organizasyonları
  • Hastanelerin psikiyatri servisleri ve ayakta tedavi klinikleri
  • Yerel tıbbi ve/veya psikiyatrik cemiyetler
  • Psikiyatrist, psikolog, sosyal görevli veya ruh sağlığı danışmanları gibi ruhsal sağlık uzmanları
  • Özel klinikler ve tesisler
  • Devlet hastaneleri ayakta tedavi klinikleri
  • Üniversite veya tıp okullarına bağlı programlar

KADINLARDA DEPRESYON

Burada kadınlardaki depresyon hakkında bazı gerçeklerden bahsedeceğiz. ABD’de her sene yaklaşık 15 milyon kişi depresyon geçirir. Bunların büyük çoğunluğu kadındır. Maalesef bunların yaklaşık üçte ikisi ihtiyaçları olan yardımı almamaktadır.

Kadınlarda depresyon çok yaygındır. Kadınların klinik depresyon geliştirme ihtimali erkeklerin iki katıdır. Her dört kadından biri yaşamının bir noktasında bir majör depresyon dönemi geçirir.

Depresyon nedir?

Depresyon ciddi ve yaygın bir ruh hali rahatsızlığıdır. Üzüntü, ümitsizlik, çaresizlik ve değersizlik hissetmeye neden olur. Depresyon apati, iştahsızlık, uyuma zorluğu, düşük özsaygı ve hafif yorgunluk gibi hafif ve orta derecede semptomlara sebep olabilir. Veya çok daha şiddetli olabilir.

KADINLARDA DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR?

  • Sürekli üzgün, endişeli veya  ”boşlukta” ruh hali
  • Seks dahil olmak üzere, aktivitelere olan ilgi veya bunlardan duyulan haz kaybı
  • Tedirginlik, aşırı hassasiyet veya aşırı ağlama
  • Suçluluk, değersizlik, çaresizlik, ümitsizlik hissi ve pesimizm
  • Aşırı veya az uyuma, sabah erken saatte uyanma
  • İştah ve/veya kilo kaybı veya aşırı yeme ve kilo alma
  • Azalan enerji, yorgunluk, ”yavaşlamış” hissetmek
  • Ölüm veya intihar düşünceleri veya intihar girişimleri
  • Konsantre olma, hatırlama veya karar vermede zorlanma
  • Baş ağrısı, sindirim bozuklukları ve kronik ağrı gibi tedaviye cevap vermeyen inatçı fiziksel semptomlar

KADINLARDA MANİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Bipolar bozuklukla oluşan mani oldukça yüksek ruh halidir. Bipolar bozuklukta ruh halleri düşük depresyondan maninin doruklarına kadar değişir. Mani her ne kadar keyifli bir ruh hali olsa da, ciddidir ve tıbbi müdahale ve tedavi gerektirir.

Mani belirtileri:

  • Anormal keyifli ruh hali
  • Aşırı hassaslık
  • Azalan uyku ihtiyacı
  • Muazzam fikirler
  • Aşırı artan konuşma
  • Yarışan düşünceler
  • Seksüel aktivite dahil olmak üzere artan aktivite
  • Belirgin şekilde artan enerji
  • Risk almaya neden olan düşük sağduyu
  • Uygunsuz sosyal davranış

KADINLARDA DEPRESYON NEDEN ERKEKLERDEN DAHA FAZLA GÖRÜLÜR?

Buluğ çağından önce, kızlar ve erkekler arasındaki depresyon oranı hemen hemen aynıdır. Bununla beraber, buluğa girilmesiyle bu oran kızlarda iki kat fazlalaşır.

Uzmanlar kadınlardaki artan depresyon oranının bir kadının hayatı boyunca yaşadığı hormonsal değişikliklerle ilişkili olabileceğine inanır. Bu değişiklikler buluğ, hamilelik ve menopoz boyunca ve doğumdan veya düşükten sonra ortaya çıkar. Ayrıca, her ay regl ile oluşan hormon dalgalanmaları premenstrüel sendrom veya PMS ve premenstrüel disforik bozukluk veya PMDD’ye-adetten bir hafta önce oluşan ve günlük hayatın normal işleyişini bozan ruh hali değişiklikleri, depresyon ve anksiyete gösteren şiddetli bir sendrom-katkıda bulunur.

KADINLARDA DEPRESYON ŞANSINI NE ARTTIRIR?

Kadınlarda depresyon riskini arttıran faktörler; reproduktif, genetik veya diğer biyolojik faktörler; kişiler arası faktörler; ve belirli psikolojik ve kişilik özellikleridir. Ayrıca, iş ve çocuk yetiştirme arasında gidip gelen kadınlar ve tek ebeveyn olan kadınlar depresyon semptomlarını tetikleyebilen daha fazla stresle karşı karşıyadır. Riski arttıran diğer faktörler:

  • Aile geçmişinde ruh hali bozuklukları olanlar
  • Daha önce ruh hali bozukluğu geçmişi olanlar
  • 10 yaşından önce bir ebeveynin kaybı
  • Sosyal destek sistemi kaybı veya bu tip bir kayıp tehdidi
  • İş kaybı, ilişki stresi, ayrılık veya boşanma gibi psikolojik ve sosyal stres
  • Çocukken yaşanan fiziksel veya cinsel taciz
  • Belirli ilaçların kullanımı

Ayrıca kadınlarda doğumdan sonra postpartum depresyon görülebilir. Bazılarında kışın mevsimsel afektif bozukluk olabilir. Depresyon bipolar bozukluğun da bir parçasıdır.

KADINLARDA DEPRESYON AİLEDEN Mİ GELİR?

Evet. Depresyon ailesel olabilir. Genetik depresyon genelde 15-30 yaş arası başlar. Ailesel depresyon bağı kadınlarda daha yaygındır.

Kadınlarda depresyon erkeklerdekinden ne şekilde farklıdır?

Kadınlardaki depresyon erkeklerdeki depresyondan çeşitli şekillerde farklılık gösterir:

  • Kadınlarda depresyon daha erken oluşabilir, daha uzun sürebilir ve tekrarlama olasılığı daha fazladır, daha çok stresli yaşamsal olaylarla ilgilidir ve mevsimsel değişikliklere karşı daha hassastır.
  • Kadınlar daha çok suçluluk duyar ve intihar girişiminde bulunur, yine de erkeklerden daha az oranda intihar vakası görülür.
  • Kadınlarda depresyon daha çok anksiyete bozuklukları, özellikle panik ve fobi semptomları ve yeme bozukluklarıyla ilişkilendirilir.
  • Depresif kadınlarda daha az alkol ve diğer uyuşturucu bağımlılıkları görülür.

KADINLARDA PMS VE PMDD DEPRESYONLA NASIL İLİŞKİLİDİR?

Adet gören her dört kadından üçü premenstrüel (adet öncesi) sendrom ya da PMS yaşar. PMS, bir adet döneminden diğerine yoğunluğu değişen duygusal ve fiziksel semptomlarla tanımlanan bir rahatsızlıktır. 20’lerinde ve 30’larında olan kadınlar bundan genellikle etkilenirler.

Adet gören kadınların yaklaşık %3’üyle 5’i arası premenstrüel disforik bozukluk veya PMDD yaşar. PMDD PMS’nin daha şiddetli bir formudur, genellikle adetin başlamasından 7-10 gün önce daha şiddetlenen yüksek duygusal ve fiziksel semptomlar görülür.

PMS, PMDD ve depresyon arasındaki ilişki henüz net olmasa da, beyindeki kimyasal değişiklikler ve oynayan hormon seviyelerinin bunları destekleyen faktörler oldukları düşünülmektedir.

PMS VE PMDD NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Eskiden beri hamilelik, kadınları psikiyatrik bozukluklardan koruyan bir sağlık dönemi olarak görülmüştür. Oysa kadınlarda depresyon hamile olsun olmasın yaygındır. Kadınlarda hamilelikte depresyon riskini arttıran faktörler şunlardır:

  • Depresyon veya PMDD geçmişi olması
  • Hamilelik yaşı-ne kadar gençse risk o kadar yüksektir
  • Yalnız yaşamak
  • Sınırlı sosyal destek
  • Evlilikte çatışma
  • Hamilelikle ilgili belirsizlikler

HAMİLELİK ÜZERİNDE DEPRESYONUN ETKİSİ NEDİR?

Depresyonun hamilelik üzerindeki potansiyel etkisi:

  • Depresyon kadının hamilelik esnasında kendine bakma kabiliyetini bozar. Tıbbi tavsiyeleri takip etmeyi, uygun bir şekilde uyumayı ve yemek yemeyi zorlaştırabilir.
  • Depresyon kadının bebeğe zarar verebilecek tütün, alkol ve/veya yasa dışı uyuşturucular gibi maddeler kullanmasına neden olabilir.
  • Depresyon bebekle bağ kurmayı zorlaştırabilir.

Hamilelik kadınlardaki depresyon üzerinde şöyle bir etki yaratabilir:

  • Hamilelik esnasındaki stres depresyona veya depresyon semptomlarının tekrarlamasına veya kötüleşmesine neden olabilir.
  • Hamilelik esnasındaki depresyon doğumdan sonra depresyon riskini arttırır (postpartum depresyon).

HAMİLELİK ESNASINDA DEPRESİF OLURSAM SEÇENEKLERİM NELERDİR?

Yeni bir bebeğe hazırlanmak bir sürü zorlu çalışma gerektirir. Her şeyin tamamlanması telaşına karşı koyun, görevlerinizden kesinti yapın, ve sizi rahatlatacak şeyler yapın. Ayrıca, sizi endişelendiren şeyler hakkında konuşmak çok önemlidir. Arkadaşlarınızla, eşinizle ve ailenizle konuşun. Eğer destek ararsanız, çoğunlukla bunu bulduğunuzu göreceksiniz.

Eğer kendinizi kötü ve endişeli hissediyorsanız, terapi görmeyi seçin. Doktorunuzdan ya da ebenizden bir ruhsal sağlık uzmanı tavsiye etmesini isteyin.

HAMİLELİK ESNASINDA KADINDAKİ DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Artan kanıtlar, mevcut antidepresan ilaçların çoğunun hamilelik esnasında kullanımının, en azından bebek üzerinde kısa vadeli potansiyel etkileri açısından güvenli olduğunu gösterir. Uzun vadeli etkilerinin araştırılmasına devam edilmektedir. Doktorunuzla tedavinin olası risk ve faydaları hakkında konuşmalısınız.

KADINLARDA POSTPARTUM DEPRESYON (DOĞUM SONRASI DEPRESYONU) NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Postpartum depresyon veya doğum sonrası depresyon diğer depresyon türleri gibi tedavi edilir. Yani ilaç ve /veya psikoterapi uygulanır. Eğer kadın emziriyorsa, antidepresan kullanma kararı doktorla riskler ve faydalar görüşüldükten sonra verilmelidir.

ORTA YAŞLI KADINLARDA DEPRESYON DAHA MI YAYGINDIR?

Menopozdan sekiz ila on yıl önceki geçiş dönemine perimenopoz denir. Perimenopozun son 1 ila iki yılında östrojendeki düşüş hızlanır. Bu aşamada, birçok kadın menopozla ilgili semptomlar deneyimler.

Menopoz, kadının adetten kesildiği ve östrojen üretimi eksikliğiyle ilgili semptomlar deneyimlediği dönemdir. Kadın adetten kesildikten bir sene sonra menopoza girer. Menopoz tipik olarak kırklı yılların sonunda ve ellili yılların başında gerçekleşir. Bununla beraber, yumurtalıkları ameliyatla alınan kadınlar ”ani” menopoza girer.

Perimenopoz ve menopoz esnasında östrojen seviyelerindeki düşüş depresyon veya anksiyete gibi fiziksel ve duygusal değişiklikleri tetikler. Bir kadının hayatındaki diğer noktalarda olduğu gibi, hormon seviyeleri ve fiziksel ve duygusal semptomlar arasında bir ilişki vardır. Bazı fiziksel değişiklikler düzensiz veya atlanan adet, yoğun veya hafif geçen adet, ve sıcak basmalarıdır.

MENOPOZ BELİRTİLERİYLE NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİM?

 Menopoz semptomlarını hafifletmenin ve sağlığınızı korumanın birçok yolu vardır. Aşağıdaki tavsiyeler ruh hali oynamaları, korkular ve depresyonla başa çıkma yollarıdır:

  • Sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın
  • Başarma hissi yaratacak bir hobi veya yaratıcılığınızı dışa vuracak bir şeylerle oyalanın
  • Sizi rahatlatacak bir beceri edinin – yoga, meditasyon veya yavaş, derin nefes alıp verme
  • Gece terlemelerini önlemek ve uykunuzda rahatsız olmamak için yatak odanızı serin tutun
  • Arkadaşlardan, aile üyelerinden veya profesyonel danışmanlardan ihtiyaç duyduğunuzda duygusal destek isteyin
  • Ailenizle ve toplumla bağınızı koparmayın ve arkadaşlıklarınızı geliştirin
  • Doktorunuzun verdiği ilaçları, vitaminleri ve mineralleri kullanın
  • Sıcak basmaları esnasında serin kalmak için bol kıyafetler giymek gibi değişiklikler yapın

KADINLARDA DEPRESYON NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Depresyon tedavisinde antidepresanlar gibi ilaçlar ve psikoterapi gibi çeşitli terapi yöntemleri kullanılır. Antidepresanların üzerinde kullanan çocukları, adolesanları ve genç yetişkinleri artan intihar düşünceleri ve intihar davranışları konusunda uyaran çerçeve içerisinde bir yazı bulunur. Antidepresan kullanan herkes yakından izlenmelidir. Depresyonun kötüleşmesi, suisidal (intihar) düşünce veya davranış, ajitasyon, uyku problemleri veya normal sosyal aktivitelerden vazgeçme gibi değişiklikler doktora bildirilmelidir.

Eğer aile stresi depresyonunuzu arttırıyorsa, aile terapisi yardımcı olabilir. Ruh sağlığı doktorunuz sizin için en iyi olan tedavi yolunu belirleyecektir. Depresyon için yardım isteyeceğiniz yerlerden bazıları aşağıda sıralanmıştır:

  • Toplum mental sağlık merkezleri
  • Çalışan yardım programları
  • Aile hekimleri
  • Aile servisleri/sosyal aracılar
  • Sağlık koruma organizasyonları
  • Hastanelerin psikiyatri servisleri ve ayakta tedavi klinikleri
  • Yerel tıbbi ve/veya psikiyatrik cemiyetler
  • Psikiyatrist, psikolog, sosyal görevli veya ruh sağlığı danışmanları gibi ruh sağlığı uzmanları
  • Özel klinikler ve tesisler
  • Devlet hastaneleri ayakta tedavi klinikleri
  • Üniversite veya tıp okullarına bağlı programlar

DEPRESYON SEBEPLERİ

Klinik depresyona neyin sebep olduğunu hiç merak ettiniz mi? Belki de size majör depresyon teşhisi konuldu, bu da neden bazı insanların depresif olurken bazılarının olmadığını sorgulamanıza sebep oldu.

Depresyon aşırı derecede karmaşık bir rahatsızlıktır. Birçok sebepten oluşur. Bazıları ciddi bir hastalık esnasında, bazıları taşınma veya sevdiğinin ölümü gibi yaşamsal değişiklikler sebebiyle depresyona girebilir. Bazılarının aile geçmişinde depresyon vardır. Depresyonda olan ve bilinmeyen nedenlerle üzüntü ve yalnızlık hissedenler de vardır.

Depresyonun ana sebepleri nelerdir?

Depresyon şansını arttıran birçok faktör vardır, buna şunlar dahildir:

  • İstismar Geçmişteki fiziksel, seksüel veya duygusal istismar ileride depresyona neden olabilir.
  • Belirli ilaçlar Örneğin, beta blokerleri ve rezerpin gibi yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar depresyon riskini arttırabilir
  • Çatışma Depresyon aile ve arkadaşlarla kişisel çatışmalar veya anlaşmazlıklar sonucu ortaya çıkabilir.
  • Ölüm veya kayıp Sevilen birinin ölüm veya kaybından duyulan üzüntü veya acı depresyon riskini arttırır.
  • Genetik Ailedeki depresyon geçmişi riski arttırabilir. Depresyonun bir jenerasyondan diğerine geçtiği düşünülür.
  • Büyük yaşamsal olaylar Yeni bir işe başlama, mezuniyet veya evlenmek gibi iyi olaylar bile depresyona sebep olabilir. Taşınma, iş veya gelir kaybı, boşanma veya emekli olma da depresyona sebep olabilir.
  • Diğer kişisel problemler Diğer ruhsal hastalıklar veya aileden veya sosyal gruptan atılma nedeniyle sosyal izolasyon gibi problemler depresyona yol açabilir.
  • Ciddi hastalıklar Depresyon bazen önemli hastalıklarla beraber veya hastalığa reaksiyon olarak gelişebilir.
  • Madde bağımlılığı Madde bağımlılığı olanların yaklaşık %30’unda majör veya klinik depresyon vardır.

BİYOLOJİ DEPRESYONLA NASIL İLİŞKİLİDİR?

Araştırmacılar depresyonda olmayanlarla karşılaştırarak depresyondaki insanların beyinlerindeki değişiklikleri saptadılar. Örneğin, hipokampüs-anıların depolanması için gerekli olan beynin küçük bir parçası-diğerlerine oranla depresyon geçmişi olanlarda daha küçüktür. Daha küçük hipokampüsün daha az serotonin reseptörü vardır. Serotonin, beden ve beyindeki sinirler arasındaki iletişimi mümkün kılan bir nörotransmitter olarak bilinen rahatlatıcı beyin kimyasalıdır. Ayrıca, nörotransmitter norepinefrinin de depresyonla ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Neden depresyonu olanlarda hipokampüsün daha küçük olduğunu bilim adamları bilmemektedir. Bazı araştırmacılar, depresif insanlarda stres hormonu kortizolun aşırı fazla üretildiğini saptamışlardır. Bu araştırmacılar, kortizolun hipokampüs üzerinde toksik veya zehirli bir etkiye sahip olduğuna inanır. Bazı uzmanlar, depresif insanların daha küçük hipokampüsle doğduğunu ve bu yüzden depresyona yatkın olduklarını öne sürer.

Kesin olan şey ise, depresyonun birçok faktörün katkıda bulunduğu karmaşık bir hastalık olduğudur. Antidepresanların etkisini gösteren beyin kimyası üzerine araştırmalar ve en son taramalar, depresyonla ilişkili olan biyokimyasal işleyişi kavramamıza büyük katkı sağlamıştır. Bilim adamları depresyonun sebeplerini daha iyi anlayabildiğinden, sağlık uzmanları daha iyi tanı koyabilecek ve dolayısıyla daha etkili tedavi planları yapabileceklerdir.

GENETİK, DEPRESYON RİSKİYLE NASIL BAĞLANTILIDIR?

Depresyonun aile içinde görüldüğünü biliyoruz. Bu da depresyonun genetik bağını gösterir. Depresyonu olan kişilerin çocukları, kardeşleri ve ebeveynleri diğerlerinden daha çok depresyona yatkındır. Belirli yollarla birbiriyle etkileşim içinde olan çoklu genler muhtemelen ailede olan çeşitli depresyon türlerine katkıda bulunmaktadır. Henüz aile ilişkisine dair elde olan tüm kanıtlara rağmen, bilim adamları bir ”depresyon” geni saptayamamıştır.

BELİRLİ İLAÇLAR DEPRESYONA SEBEP OLABİLİR Mİ?

Belirli kişilerde ilaçlar depresyona neden olabilir. Örneğin, barbitüratlar, benzodiazepinler ve betablokerler, özellikle yaşlı insanlarda, depresyonla ilişkilendirilmiştir. Aynı şekilde, kortikosteroitler, opioidler (kodein, morfin) ve mide kasılmalarını rahatlatan antikolinerjikler de bipolar bozukluğun oldukça coşkun bir durumu olan maniyle ilişkilendirilmiştir.

DEPRESYON VE KRONİK HASTALIKLAR ARASINDAKİ BAĞ NEDİR?

Bazılarında kronik bir hastalık depresyona neden olur. Kronik hastalık, çok uzun bir süre devam eden ve tam olarak iyileştirilemeyen hastalığa denir. Bununla beraber, kronik hastalık çoğunlukla diyet, egzersiz, yaşam tarzı alışkanlıkları ve belirli ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Depresyona sebep olabilen hastalıklardan bazıları diyabet, kalp hastalığı, arterit, böbrek rahatsızlığı, HIV/AIDS, lupus, ve multipl sklerozdur (MS). Hipotiroidi de depresyon hissine neden olabilir.

Araştırmacılar depresyon tedavisinin var olan hastalığın iyileşmesine yardımcı olabileceğine inanır.

DEPRESYON KRONİK AĞRIYLA İLİŞKİLİ MİDİR?

Ağrı haftalar, aylar boyunca sürüyorsa, buna kronik ağrı denir. Kronik ağrı acı vermekle kalmaz, aynı zamanda uykunuzu, egzersiz becerinizi, aktivitelerinizi, ilişkilerinizi ve işteki veriminizi de bozar. Kronik ağrı sizin üzgün, izole ve depresif hissetmenize de neden olur.

Kronik ağrı ve depresyon için çare vardır. İlaç, psikoterapi, destek grupları ve daha birçok şeyin karışımı olan bir program ağrınızla başa çıkmanızı, depresyonunuzu hafifletmenizi ve hayatınızı tekrar rayına oturtmanızı sağlayabilir.

DEPRESYON ÇOĞUNLUKLA KEDERLE Mİ GERÇEKLEŞİR?

Keder, kayba karşı verilen yaygın bir reaksiyondur. Kedere sebep olan kayıplar şunlardır: Sevdiğinizin ölmesi veya ondan ayrılma, iş kaybı, evcil hayvanın ölmesi veya kaybolması veya boşanma, tek başına kalmak veya emeklilik gibi birçok değişiklik. Herkes keder ve kayıp yaşayabilir, fakat herkes depresyona girmez. Herkesin bu duygularla başa çıkma şekli kendine özgüdür.

DEPRESYON İLAÇLARI

Sadece doğru bir depresyon tanısı konması zaman almaz, aynı zamanda depresyonu tedavi edecek doğru ilacı bulmak da oldukça zorlu ve hassas bir süreç olabilir. Birinin kalp hastalığı veya karaciğer veya böbrek rahatsızlığı gibi ciddi tıbbi problemleri olabilir, bu da bazı antidepresanları yan etkileri nedeniyle tehlikeli yapar. Antidepresanlar size etki etmeyebilir, doz yetersiz olabilir, bir etki görmek veya yan etki görmek için zaman yetersiz gelmiş olabilir, bu da tedavinin başarısız olmasına neden olur.

Antidepresanlara depresyon tedavisi amacıyla yaklaştığınızda, aşağıdaki noktaları aklınızda bulundurmak önemlidir:

  1. Sadece depresyondaki insanların %30’u ilk antidepresan küründen sonra tam gerileme yaşar.
  2. Bazı antidepresanlar belirli kişilere diğerlerinden daha iyi gelir. Tedavi esnasında doktorunuz tarafından farklı depresyon ilaçları denenebilir.
  3. Bazıları depresyon tedavisi için birden fazla ilaca ihtiyaç duyar.
  4. Antidepresanların üzerinde çocuklar, adolesanlar ve 18-24 yaş arası genç yetişkinlerde suisidal (intihar) düşünce ve davranış açısından riskli olduklarına dair uyarı bulunmaktadır.

Doktorunuzla beraber çalışarak, tedavinin artılarını ve eksilerini tartabilirsiniz ve semptomlarınızı en iyi şekilde rahatlatan ilacı doktorunuzun onayıyla kullanabilirsiniz.

ANTİDEPRESAN NEDİR?

Antidepresanlar, psikoterapiyle beraber, insanların depresyon için gördükleri ilk ilaç tedavisidir. Eğer bir antidepresan işe yaramıyorsa, aynı sınıftan başka bir ilaç veya farklı sınıflardan depresyon ilaçlarını beraber kullanabilirsiniz. Ayrıca doktorunuz dozu değiştirmeyi de deneyebilir. Bazı durumlarda, doktorunuz depresyon için birden fazla ilaç önerebilir.

ANTİDEPRESANLARIN FARKLI TÜRLERİ NELERDİR?

Aşağıda bazı antidepresanlar ve adları bulunmaktadır:

Selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRIs) 1980’lerin ortasında piyasaya sürüldü. Günümüzde bu sınıftan olan antidepresanlar depresyon için en yaygın kullanılanlardır. Örnekler: citalopram (Celexa), escitalopram (Lexapro), paroxetine (Paxil, Pexeva), fluoxetine (Prozac, Sarafem) ve sertraline (Zoloft). Başka bir SSRI, Viibryd 2011’in başında onaylandı. Yan etkileri genelde hafiftir, fakat bazı insanları rahatsız edebilir. Mide ekşimesi, seksüel problemler, yorgunluk, baş dönmesi, uykusuzluk, kilo değişikliği ve baş ağrısı yapabilir.

Serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRIs) daha yeni türde antidepresanlardır. Örnekler: venlafaxine (Effexor),  desvenlafaxine (Pristiq) ve duloxetine (Cymbalta). Yan etkiler: mide ekşimesi, insomnia, seksüel problemler, anksiyete, baş dönmesi ve yorgunluk.

Trisiklik antidepresanlar (TCAs) depresyon tedavisinde kullanılan ilk ilaçlardan bazılarıydı. Örnekler: amitriptyline (Elavil), desipramine (Norpramin, Pertofrane), doxepin(Adapin,Sinequan), imipramine (Tofranil), nortriptyline (Aventyl, Pamelor)  protriptyline (Vivactil) ve trimipramine (Surmontil). Yan etkiler: mide ekşimesi, baş dönmesi, ağız kuruluğu, tansiyon oynaması, kan şekeri seviyesinde değişiklikler ve mide bulantısı.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOIs) depresyonun en eski tedavileri arasındaydı. MAO inhibitörleri, monoamin oksidaz denen bir enzimi bloke eder. Örnekler:  phenelzine (Nardil), tranylcypromine (Parnate) , isocarboxazid (Marplan) ve selegiline (EMSAM). MAOI’ler oldukça işe yarasa da, tehlikeli reaksiyon riski taşıdıklarından pek sık tavsiye edilmez. Diğer ilaçlar ve belirli yiyeceklerle ciddi etkileşimlere neden olabilirler. MAO inhibitörleriyle negatif reaksiyon gösterebilen yiyecekler: peynir, şaraplar, çikolata, muz ve tavuk ciğeri.

DİĞER MEDİKASYONLAR:

Bupropion (Wellbutrin, Aplenzin) diğer antidepresanlardan farklıdır ve diğer antidepresanların etkilediği beyin kimyasını sadece haftalık etkiler. Yan etkileri hafiftir: mide ekşimesi, baş ağrısı, uykusuzluk ve anksiyete. Bupropion diğer antidepresanlardan daha az cinsel yan etki olasılığı taşır.

Mirtazapine (Remeron) genellikle uykudan önce alınır. Yan etkileri hafiftir: uyku hali, kilo alımı, trigliserit artışı ve baş dönmesi.

Trazodone (Desyrel) genellikle mide ekşimesini engellemek için yemekle beraber alınır. Diğer yan etkileri: sersemlik, baş dönmesi, kabızlık, ağız kuruluğu ve bulanık görme.

Antidepresanlarla başka ilaçlar kullanılır mı?

Özellikle inatçı depresyonda, antidepresanlara ilave olarak başka ilaçlar da verilebilir. Aşağıda bunlara bazı örnekler verilmiştir.

Antipsikotik ilaçlar, Abilify ve Seroquel gibi, antidepresan tedavisine ilave olarak kullanılabilir. Antipsikotik ilaç Zyprexa ve bir SSRI (fluoxetine) kombinasyonu olan Symbyax tedaviye dirençli depresyonda kullanılır.

Depresyon tedavisinden en iyi şekilde yararlanabilmek için öneriler var mıdır?

Ruh halinizi izleyin. Zaman zaman ruh halinizi ve davranışınızı izlemek doktorunuzun kontrol edilmesi zor hale gelmeden depresyonunuzu tedavi etmesine yardımcı olabilir. Her hafta ruh hali oynamalarınızı gözlemlemeyi deneyin ve eğer kontrolü kaybettiğinizi hissederseniz doktorunuzu arayın.

Sosyal desteğinizi kuvvetlendirin. Depresyon teşhisinizi kontrol edemeseniz de, kontrol edebileceğiniz bazı şeyler vardır. Kendiniz için pozitif bir destek sistemi arayabilir veya yaratabilirsiniz. Ailenizin, eşinizin, yakın arkadaşınızın, iş arkadaşlarınızın, dini organizasyonların veya toplumsal grupların sisteminden oluşan ağınızdan destek her zaman bulabilirsiniz.

Saptanmış tedavinize bağlı kalın. Antidepresanların tam etkisini göstermesi için sekiz haftaya ihtiyaç vardır. Doz atlamayın ve tedaviyi erken bırakmayın. Eğer belirlendiği gibi ilaçlarınızı almazsanız, tedaviye şans tanımamış olursunuz.

Bir depresyon uzmanıyla görüşün. Tedaviniz esnasında eğitimli bir profesyonelle konuşmak önemlidir. Psikologlar ilaç reçetesi yazamasa da, psikoterapi hususunda çok iyi eğitim almışlardır. Doktorunuzun verdiği ilaçları kullanırken, bir psikologla görüşebilirsiniz veya hem depresyon ilacınız hem de konuşma terapisi için bir psikiyatriste gidebilirsiniz. Tedaviye dirençli depresyon için çok deneyimli birini bulmaya çalışın.

İyi alışkanlıklar edinin. Depresyon ilacınızı her gün aynı saatte alın. Kahvaltı ederken veya yatmadan önce gibi belli bir aktiviteyle beraber bunu yaparsanız hatırlaması daha kolay olur. Haftalık ilaç kutularından alın, böylece eğer bir dozu atlarsanız fark etmesi kolay olur. Ara sıra insanlar bir dozu unuttur, bu olduğu taktirde ne yapmanız gerektiğinden emin olun.

Yan etkileri görmezden gelmeyin. İnsanların ilaçları bırakmasının ana sebeplerinden biri yan etkilerdir. Eğer yan etkiler varsa, doktorunuzla konuşun. Bunları elemenin veya minimize etmenin bir yolu olup olmadığına bakın. Bununla beraber, bir ilacı almaya başladığınız ilk zamanlarda, yan etkilerin daha kötü olabileceğini aklınızda bulundurun. Yan etkiler çoğunlukla zamanla hafifler.

Asla doktorunuzun izni olmadan ilacınızı almayı kesmeyin. Eğer bir sebepten ötürü ilacı almayı kesmeniz gerekiyorsa, doktorunuz dozu yavaş yavaş azaltmak isteyebilir. Aniden keserseniz, yan etkileri olabilir ve depresyonunuz kötüleşebilir.

Daha iyi hissettiğiniz zaman, ilacınızı kesebileceğinizi düşünmeyin. Eğer ilacınızı bırakabileceğinizi hissediyorsanız, doktorunuzla konuşun. Kendi kendinize bırakmayın. Aniden bırakmak problemlerin çıkmasına ve kötüye gitme riskine yol açar.

DEPRESYON İÇİN BİLİŞSEL DAVRANIŞ TERAPİSİ

Bilişsel davranış terapisi (BDT) depresyon için etkili bir tedavidir.  BDT’nin merkezinde, kişinin ruh halinin doğrudan kendi düşünce modeliyle bağlantılı olduğu varsayımı yatar. Negatif, bozuk düşünce kişinin ruh halini, kendini hissetme şeklini, davranışını ve hatta fiziksel durumunu etkiler. BDT’nin amacı kişinin negatif düşünce modelini fark etmesini ve geçerliliğini değerlendirmesini sağlamak ve bunları sağlıklı düşüncelerle değiştirmektir.

BDT uygulayan terapistler hastalarına bozuk düşünceler sonucu oluşan davranış modellerini değiştirmede yardımcı olmayı amaçlar. Negatif düşünceler ve davranış bireyi depresyona yatkınlaştırır ve bu girdaptan kurtulmayı hemen hemen imkansız hale getirir. BDT uygulayıcılarına göre, düşünce ve davranış modeli değişirse, ruh hali de değişir.

Bilişsel davranış terapisi diğer depresyon tedavilerinden nasıl farklılık gösterir?

Bilişsel davranış terapisinin odağı ve metodu onu daha geleneksel terapilerden ayrı bir yere koyar:

 BDT iki belirli göreve dayanır:

  1. Terapist ve hastanın beraberce düşünce modellerini değiştirmek için çalıştığı bilişsel yeniden yapılanma
  2. Hastanın keyif alınan aktivitelere katılırken engellerin üstesinden gelmeyi öğrendiği davranışsal hareket
  • BDT kişinin neden böyle düşündüğünden çok kişinin ne ve nasıl düşündüğüyle ilgilenir.
  • BDT belirli problemlere odaklanır. Bireysel veya grup seanslarında, problemli davranışlar ve düşünceler tanımlanır, öncelik sırası oluşturulur ve özellikleriyle ele alınır.
  • BDT hedefe yöneliktir. Terapistleriyle çalışan hastalardan, hem her seans için bir hedef belirlemeleri hem de uzun vadeli hedefler belirlemeleri istenir. Uzun vadeli olanlara ulaşmak birkaç hafta hatta birkaç ay alabilir. Bazı hedefler seanslar sona erdikten sonraki dönem için bile seçilebilir.
  • BDT yaklaşımı eğitimseldir. Terapist, hastalara negatif düşünce ve zihinsel imajlarını yazmayı ve izlemeyi öğreten yapısal öğrenme deneyimleri kullanır. Amaç, bu fikirlerin ruh hallerini, davranışlarını ve fiziksel durumlarını nasıl etkilediğini fark etmelerini sağlamaktır. Terapist aynı zamanda hastaya problem çözme ve keyifli deneyimlerin çizelgesini yapma gibi önemli başa çıkma becerileri de öğretir.
  • BDT hastalarının öğrenme esnasında, seanslarda ve seanslar arasında aktif bir rol üstlenmeleri beklenir. Her seansta bir ev ödevi verilir-bazıları başlangıçta kademelendirilmiştir-ve bu ödevlere bir sonraki seansın başında bakılır.
  • BDT stratejiler kullanır: Sokratik sorgulama, rol yapma, betimleme, yönlendirilmiş keşif ve davranışsal deneyimler.
  • BDT zaman limitlidir. Tipik olarak, BDT tedavisi 14-16 hafta sürer.

BİLİŞSEL DAVRANIŞ TERAPİSİ’NDEN KİMLER FAYDA SAĞLAR?

 Hafif veya orta derece depresyonu olan herkes, ilaç kullanmasa bile, bilişsel davranış terapisinden yarar sağlayabilir. Hafif ve orta derecede depresyonu tedavi etmede BDT’nin antidepresanlar kadar etkili olduğu birçok araştırmada gösterilmiştir. Araştırmalar, antidepresanlar ve BDT kombinasyonunun majör depresyon tedavisinde de etkili olduğunu göstermiştir.

BDT adolesanlarda hafif ve orta derecedeki depresyon için etkili bir tedavidir. Diğer tedavilerden sonra sürekli rahatsızlıkları nükseden hastalarda nüksetmeyi azaltmada etkili olduğu da gösterilmiştir.

Bilişsel davranış terapisinden en çok fayda sağlayan kişiler:

  • Motive olanlar
  • İçsel kontrole sahip olanlar
  • İç gözlem (introspeksiyon) kapasitesi olanlar

BİLİŞSEL REKONSTRÜKSİYON NEDİR?

Bilişsel rekonstrüksiyon BDT’de depresyon gelişimine katkıda bulunan kusurlu negatif düşüncelerin tanımlanması ve değiştirilmesi sürecine denir. Bu çoğunlukla, hastayla terapist arasında ortaklaşa yapılan bir diyalog formundadır. Örneğin, bir öğrenci matematik sınavında başarısız olmuştur ve ‘Bu benim aptal olduğumu kanıtlar.’ diyerek reaksiyon verir.

Terapist testin anlamının gerçekten bu olup olmadığını sorabilir. Reaksiyonun hatalı olduğunu öğrencinin fark etmesi için, terapist öğrencinin genel matematik düzeyini sorabilir. Eğer öğrenci bunun ‘B’ olduğunu söylerse, o zaman terapist aptal olamayacağını, çünkü hem aptal olup hem de ‘B’ alınamayacağını söyler. Sonra beraberce sınavın aslında ne ifade ettiğini keşfedebilirler.

‘Ben aptalım’ reaksiyonu otomatik bir düşünce örneğidir. Depresyondaki hastaların belirli durumlara karşı otomatik düşünce reaksiyonları vardır. Otomatik olarak spontane, negatif değerlendiren, tartmadan düşünen bir mantıkla hareket ederler. Kendilerine, durumlara ve çevrelerine de bu şekilde bakarak negatif veya bozuk varsayımlarla desteklerler.

DİĞER OTOMATİK DÜŞÜNCE ÖRNEKLERİ:

Bunlardan biri, her zaman en kötüsünün olacağını düşünmektir. Örneğin kişi kendisini işini kaybetmek üzere olduğuna ikna eder, çünkü o sabah patronu kendisiyle konuşmamıştır veya aslı astarı olmayan bir dedikodu duymuştur.

Doğrudan ilgisi olmasa da kendini suçlar. Örneğin, eğer biri aramasını cevaplamamışsa, kendisinin sevilecek bir insan olmadığını düşünür.

Bir şeyin pozitif yönü yerine negatif yönünü abartır. Birinin bonus aldığı esnada bir hisse senedini incelediğini ve bir hafta sonra bu hisse senedinin %10 değer kazandığını düşünün, yeni aldığı bonusun tadını çıkaracağına risk almadığı için korkak olduğunu söyleyerek kendini suçlar.

BDT’nin ana fikri, bu negatif düşünceleri fark etmeyi öğrenmek ve durumu mütalaa edecek daha sağlıklı bir yol bulmaktır. Ana hedef, bu düşüncelerin çıktığı varsayımların altında yatanı keşfetmek ve değerlendirmektir. Varsayımın bozuk olduğu bir kez ortaya çıktığında, hasta bu varsayımı daha doğru olan bir diğeriyle değiştirir.

Seanslar arasında, hastadan negatif düşünceleri izlemesi ve bunları bir deftere yazması ve buna neden olan durumu değerlendirmesi istenebilir. Asıl amaç, hastanın bu değerlendirmeyi kendi kendine nasıl yapacağını öğrenmesidir.

DAVRANIŞSAL AKTİVASYON NEDİR?

Hastanın keyif veren aktivitelerle daha sık ilgilenmesine ve problem çözme becerisini geliştirmesine yardım etmek BDT’nin bir diğer amacıdır.

Depresyonda olan insanlarda inerti (eylemsizlik) büyük bir problemdir. Depresyonun ana semptomlarından biri, önceden haz veren şeylere karşı ilgi yitimidir. Depresyondaki kişi bir şeyler yapmayı keser, çünkü çabaya değmeyeceğini düşünür. Oysa bu depresyonu daha da derinleştirir.

BDT’de terapist hastanın keyif veren aktiviteleri listelemesine yardım eder, bu aktiviteler çoğunlukla beraber olmaktan zevk alınan kişilerle yapılır. Bu deneyimde yer alacak olası engeller incelenir ve küçük adımlara bölünerek bunların nasıl üstesinden gelinebileceğine karar verilir.

Hastalar, nasıl hissettikleri dahil olmak üzere yaşadıkları deneyimin bir kaydını tutmaya özendirilir. Eğer bu deneyim planlandığı gibi gitmemişse, hasta, bunun nedenini ve bunu neyin değiştirebileceğini bulması için cesaretlendirilir. Pozitif bir çözüm ve hedefe doğru harekete geçirilerek, hastanın kendisini depresyona hapseden felç edici hareketsizlikten uzaklaştırmasına yardımcı olunur.

TERAPİ SEANSLARI İÇİN STANDART BİR PROSEDÜR VAR MIDIR?

BDT uygulayan ruh sağlığı uzmanları özel bir eğitim almıştır. Seanslar bazı farklılıklar gösterse de, genel olarak aşağıdaki şekilde gerçekleşir:

  • Seans hastanın ruh hali ve semptomları kontrol edilerek başlar.
  • Hasta ve terapist beraberce bir gündem belirlerler.
  • Gündem belirlenince, bir önceki seans göz önüne alınarak şimdikiyle arasında bir köprü oluşturulur.
  • Terapist ve hasta ev ödevini gözden geçirerek problemler ve başarılar hakkında konuşurlar.
  • Sonra gündemdeki meselelere gelirler, hepsine veya bir kısmına değinilebilir
  • Yeni ev ödevi belirlenir.
  • Terapistin seansı özetlemesi ve hastadan fidbek almasıyla seans biter.

Genellikle bir seans 50 dakikadan 1 saate kadar sürer.

BİLİŞSEL DAVRANIŞ TERAPİSİNİN ”ZAMAN LİMİTLİ” OLMASI NE ANLAMA GELİR?

Diğer terapi türlerinde net bir sonlanma tarihi belirlenmemiştir. BDT’de hedef terapiyi belli bir noktada bitirmektir, bu terapi türü genellikle 14 ila16 hafta sonra sonlandırılır.

Hastanın terapide öğretilen becerilerde ustalaşması ve modeli anlaması yaklaşık sekiz hafta sürer. 8. ve 12. haftalar arasında çoğunlukla hastanın semptomlarında bir hafifleme görülür. Kalan sürede öğrenilen becerilerin pratiğini yapmaya ve kalan meseleleri çözmek için odaklanmaya devam edilir.

Daha şiddetli depresyon vakalarının çözümlenmesi daha uzun sürer, fakat hastaların çoğunda ilk sene esnasında yeni becerileri pekiştirmek için 14 ila 16 hafta yeterlidir.

ELEKTROKONVULSİF TERAPİ (EKT)

Elektrokonvulsif terapi (EKT) şiddetli depresyonların tedavisinde kullanılan bir prosedürdür. EKT sanrılar, halüsinasyonlar veya suisidal (intihar) düşünceler gibi semptomlar olduğunda veya antidepresanlar, psikoterapi gibi diğer tedavi yöntemleri işe yaramadığında kullanılabilir. Şizofreni ve Parkinson hastalığı gibi diğer psikiyatrik ve nörolojik durumlarda da kullanılabilir.

EKT’den önce, anestezi verilerek uyku durumuna getirilirsiniz, ve kaslarınızı gevşetecek ilaçlar verilir. Sonra duruma ve EKT türüne bağlı olarak, duluğa veya kafanın başka bir yerine yerleştirilen elektrotlar yoluyla beyne kısa elektrik akımı gönderilir. 8 saniye kadar süren elektriksel stimülasyon kısa bir nöbet üretir. Anestezi sayesinde EKT ile ilişkili nöbet hareketi bedenin kasılmasına neden olmaz.

Bu beyin stimülasyonunun depresyon tedavisine nasıl yardım ettiği tam olarak bilinmemektedir. EKT muhtemelen serotonin gibi nörotransmitterler, doğal ağrı kesici endorfinler, ve adrenalin gibi katekolaminler dahil olmak üzere beyin kimyasallarını değiştirerek (ilaçlara benzer olarak) işe yaramaktadır.

EKT tedavileri genellikle 2-3 hafta boyunca ve haftada 2-3 kez olmak üzere uygulanır. Devam tedavileri her hafta bir kez yapılabilir ve ayda bir defaya kadar azaltılır. Nüksetme riskini azaltmak için seanslar birkaç aydan bir yıla kadar sürebilir. Genellikle EKT ilaç, psikoterapi, aile terapisi, ve davranışsal terapiyle birleştirilerek yapılır.

TEDAVİDEN SONRA NE BEKLEMELİYİZ?

Anestezi etkileri nedeniyle, prosedürü hatırlamayabilirsiniz. EKT’nin hemen ardından çene ağrısı, kısa süreli hafıza kaybı, konfüzyon, bulantı, baş ağrısı hissedebilirsiniz. Bu etkiler birkaç saat sonra kaybolur. Çok az kişide uzun süreli hafıza kaybı görülür.

EKT NEDEN YAPILIR?

EKT şiddetli depresyon ve diğer psikiyatrik veya şizofreni, Parkinson hastalığı gibi nörolojik durumlar için kullanılır.

EKT, diğer hastalıkları sebebiyle birçok ilaç kullanan ve bu ilaçlarla etkileşimleri sebebiyle depresyon ilaçlarını kullanamayan yaşlılara veya ilaçların yan etkilerini tolere edemeyenlere de uygulanabilir.

EKT NE KADAR İŞE YARAR?

Araştırmalar EKT’nin etkili bir kısa süreli depresyon tedavisi olduğunu göstermiştir. Nüksetme riskini azaltmak için tedaviye ilaç veya giderek azaltılan (örneğin, ayda bir) EKT seansları ile devam edilmelidir.

EKT’NİN RİSKLERİ

Ender durumlarda, EKT tansiyonu arttırır, kalp ritminde bozukluklara veya beklenenden uzun süren nöbetlere sebep olabilir. Bu fizyolojik değişiklikler hemen EKT tedavisinin ardından meydana gelir ve gerektiğinde, sağlık uzmanları tarafından müdahale edilerek kontrol altına alınabilir. Çoğunlukla bu değişiklikler tedavi gerekmeksizin çabucak iyileşir.

Tedavi edilmemiş şiddetli depresyonun (refrakter depresyon) riskleri çoğunlukla EKT’nin risklerinden çok daha büyüktür.

Diğer yan etkiler baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı ve kısa süreli ve bazen de uzun süreli hafıza problemleridir.

EKT görecek kişi tedaviden önce tam bir fiziksel muayeneden geçirilir.

EGZERSİZ VE DEPRESYON

Araştırmalar düzenli egzersizin kişilerin ruh hallerini pozitif olarak desteklediğini ve egzersiz yapan kişilerin daha düşük depresyon oranına sahip olduklarını gösterir.

Egzersizin depresyon üzerindeki psikolojik faydaları nelerdir?

Artan özdeğerlilik, düzenli fiziksel aktivitenin ana psikolojik yararıdır. Egzersiz yaptığınızda, bedeniniz endorfin denen kimyasalları salgılar. Bu endorfinler, beyninizde ağrı algınızı azaltan reseptörlerle etkileşime girer

Endorfinler, bedeninizde morfininkine benzer pozitif bir duyguyu tetikler. Örneğin, koşuyu veya antrenmanı takiben oluşan duygu çoğunlukla ”öforik” olarak tanımlanır. Endorfinler, acı algısını azaltan analjezik rolü oynar. Aynı zamanda sedatif rolü de oynarlar. Beyninizde, omurilikte ve bedeninizin çeşitli bölgelerinde üretilirler ve nörotransmitterler denilen beyin kimyasallarına reaksiyon olarak serbest bırakılırlar. Endorfinlerin bağlı olduğu nöron reseptörleri bazı ağrı kesicileri bağlayanlarla aynıdır. Bununla beraber, morfinin aksine, bedenin endorfinleriyle bu reseptörlerin aktivasyonu bağımlılığa sebep olmaz.

DÜZENLİ EGZERSİZ AŞAĞIDAKİ DURUMLARA YOL AÇAR:

  • Azalan stres
  • Anksiyete ve depresyon hissinin uzaklaştırılması
  • Özdeğerliliğin desteklenmesi
  • Uyku kalitesinin yükselmesi

AYRICA EGZERSİZİN SAĞLIĞA FAYDALARI ŞUNLARDIR:

  • Kalbinizi güçlendirir
  • Enerji seviyenizi arttırır
  • Tansiyonunuzu düşürür
  • Kas gücü ve kuvvetini arttırır
  • Kemikleri güçlendirir
  • Beden yağını azaltır
  • Zinde ve sağlıklı görünmenizi sağlar

EGZERSİZ KLİNİK DEPRESYON İÇİN BİR TEDAVİ MİDİR?

Araştırmalar, her tür egzersizin depresyona yardımcı olabileceğini göstermiştir. Orta derecede egzersiz örnekleri şunlardır:

Bisiklete binme, dans etme, bahçeyle uğraşma, golf (araba kullanmak yerine yürüyerek), ev işi (özellikle silme, toz alma veya süpürme), orta hızda jogging, hafif etkili aerobik, tenis, yüzme, yürüyüş, yoga

Depresyonda olanlar için güçlü sosyal destek önemli olduğundan, bir grup egzersizine yakın arkadaşınız veya eşinizle katılırsanız, diğerlerinin sizi desteklediğini bilerek, fiziksel aktiviteden maksimum faydayı sağlayarak duygusal olarak da rahatlama hissedersiniz.

EGZERSİZDEN ÖNCE DOKTORUMA DANIŞMALI MIYIM?

Birçok insan için bir sağlık uzmanına danışmadan bir egzersiz programına başlamak normaldir. Bununla beraber, bir süredir egzersiz yapmıyorsanız, 50 yaşın üstündeyseniz veya diyabet, kalp rahatsızlığı gibi tıbbi problemleriniz varsa egzersize başlamadan önce sağlık uzmanınıza danışınız.

NE TÜR EGZERSİZ YAPACAĞIMA NASIL KARAR VEREBİLİRİM?

Depresyon için bir egzersiz programına başlamadan önce, göz önünde bulundurmanız gereken bazı sorular vardır:

  • Hangi fiziksel aktivitelerden hoşlanıyorum?
  • Grup aktivitelerini mi yoksa bireysel aktiviteleri mi tercih ediyorum?
  • Çizelgeme en iyi uyan programlar hangileridir?
  • Egzersiz tercihimi sınırlayan fiziksel bir durumum var mı?
  • Aklımda ne tür hedefler var? (Örn: kilo verme, kasları kuvvetlendirme, esnekliği arttırma veya ruh halini geliştirme)

DEPRESYONU HAFİFLETMEK İÇİN HANGİ SIKLIKTA EGZERSİZ YAPMALIYIM?

Haftada üç defa en az 20-30 dakika egzersiz yapın. Araştırmalara göre haftada 4-5 kez yapılan egzersiz daha da iyidir. Yeni başladığınızda hafiften alın. 20 dakikayla başlayın. Daha sonra 30 dakikaya kadar çıkın.

EGZERSİZE BAŞLAMANIN PÜF NOKTALARI NELERDİR?

Egzersiz programına ilk başladığınızda, takip edilmesi kolay bir rutin planlamalısınız.

Rutininizi yaparken rahat hissetmeye başladığınızda, egzersiz zamanınızı ve aktivitelerinizi değiştirebilirsiniz.

Aşağıda bazı püf noktaları bulunmaktadır:

  • Hoşunuza giden bir aktivite seçin. Egzersiz eğlenceli olmalıdır.
  • Egzersiz rutininizi çizelgenize yerleştirin.
  • Çeşitlilik hayatın tuzu biberidir. Sıkılmamak için egzersizinizi çeşitlendirin. Egzersiz programları için yerel spor salonlarını veya toplum merkezlerini araştırın.
  • Egzersiz programınızın çok pahalı olmasına izin vermeyin, tabi bu aldıklarınızı gerçekten düzenli olarak kullanacaksanız o başka. Çok pahalı programlara ya da pahalı gereçlere ihtiyaç yoktur.
  • Egzersizinize sadık kalın. Düzenli olarak egzersiz yaparsanız, bu yaşam tarzınız halini alır ve depresyonunuzu azaltmaya yardımcı olur.

EGZERSİZ ACI VERDİĞİNDE NE YAPMALIYIM?

Asla ağrıyı görmezden gelmeyin. Ağrıya rağmen egzersize devam ederseniz, kaslarınıza ve eklemlerinize zarar vermekle kalmayıp strese de neden olabilirsiniz.

Egzersizden birkaç saat sonra hala ağrı devam ediyorsa, bu muhtemelen kendinizi fazla yorduğunuz içindir, bu sebeple egzersiz seviyenizi azaltın. Eğer ağrınız uzun süreli veya şiddetliyse veya kendinizi sakatladığınızdan şüpheleniyorsanız, doktorunuzla irtibata geçiniz.

Eğer düzenli olarak egzersizlere katılamıyorsanız, ruh halinizi destekleyecek diğer seçenekleri de deneyebilirsiniz. Meditasyon ve masaj terapisi üzerine yapılan araştırmalar, bu tekniklerin endorfin salgısını uyarabildiğini, relaksasyonu arttırdığını ve ruh halini desteklediğini göstermiştir.

WebMD’den çevrilmiştir. Ayrıntılı bilgiye ulaşmak için WebMD web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Bu yazı 13450 kez okundu