OTİSTİK ÇOCUKLARDA KONUŞMA

Psk. LEYLA ARSLAN

Biz psikologlar, bir insanı değerlendirirken genlikle 5 yönden inceleriz. Zihinsel gelişimi, dil gelişimi, sosyal gelişimi, fiziksel gelişimi ve duygusal gelişimi normal çocuklar bu gelişim evrelerinden aynı zamanlarda geçerler. Otistik çocuklarda ise; sosyal, duygusal, zihinsel ve dil gelişimi alanında belirgin farklılıklar vardır.

En çok dikkat çeken özellik; ilişki kurmaktan kaçınma ve kendi istediğini yapmakta ısrar etmektir. Bu yüzden kendi davranış kalıpları içinde yalnız hareket etmeyi seçerler. Konuşma karşılıklı  etkileşim gerektirdiği için de, hemen hemen bütün otistik tanısı almış çocuklarda, dil gelişimi gecikmiş, sosyal ve duygusal ilişkiler tıkanmıştır.

Çocuklarda konuşma 1 yaşında başlar.2-2,5 yaşında da tamamlanır. Bu devre zihinsel gelişimin de en hızlı olduğu evredir.Her çocuk eğer kendisi ile çok bilinçli şekilde konuşularak  ilgilenilirse bu yaşlarda konuşmayı öğrenir.Yapılan araştırmalar;dil öğrenme yetisinin doğuştan geldiğini ve anneyle kurulan duygusal bağ nedeniyle öğrenildiğini doğrular niteliktedir. Bazı araştırmalarda; bebeğin 18 aya kadar kendisini annesinin bir uzantısı gibi gördüğünü incelemişlerdir.

2 aylıkken ”agulama”ya başlayan çocuk önce işaretleri taklit eder sonra konuşmayı dinler, taklitle tekrar eder ve çevresindekilerin pekiştirdiği seslerle ana dilini kazanır. 3 yaşından sonra da dilin gramer yapısına uygun cümleler kurarak konuşmaya başlar.

Konuşmanın gelişebilmesi için; çocuğun işitme engelinin olmaması; zihinsel süreçlerinin iyi işlemesi, konuşma organları dediğimiz dudak, dil, damak, gırtlak, larenks, küçük dil, ses telleri ve solunum sisteminin gelişmiş olması, psikomotor gelişimini tamamlamış olması gerekir.

Otistik çocuklarda, fiziksel bir engel görünmemesine karşın, duyan ama işitmeyen, bakan ama görmeyen bir tavır görülür.  Bu yüzden normal dediğimiz insanların otistiklerle birlikte yaşamaları zordur. Bunun sebebi iki taraf da birbirini anlayamaz çünkü bazı otistikler sözlü dili kullanmazlar, bildiğimiz anlamda konuşmazlar ve bizim çoğunluğun oluşturduğu normaller en çok dil yoluyla anlaşmaya çalışırız. Onları anlayamadıkça zorlanırız, şaşırırız, öfkeleriniz, onların da bizi anlamadığını sanırız oysa bu izlenim yanıltıcıdır. Onlar dilimizi çok iyi anlarlar, sadece kendi istedikleri zaman ve istedikleri biçimde kullanırlar. Eğitimlerinde de karşılaşılan en büyük zorluk, kendi ihtiyaçlarıyla ilgili olmayan şeylere tepki vermemeleri, zorlandıkları zaman bazen kendilerine bazen de çalıştırıcılarına zarar verebilmeleridir. Bu yüzden konuşma eğitimini veren kişinin empati özelliği çok gelişmiş olmalı, onun ihtiyaçları ve duygularını anlamalı, ortamı onun kendini ifade edebileceği şekilde düzenlemelidir.

Bu yazı 647 kez okundu